Çerkes Siyasetinin Üslubuna Dair

MURAT ÖZDEN

Siyaset “bir düşünce etrafında örgütlenen kadroların maddi ve manevi araçları kullanarak, bir hedefe yönelmesi ve bir varlık ortaya koymasıdır” şeklinde tarif edilebilir.

Bu açıdan bakıldığında, Çerkeslerin ne tarih boyunca, ne de günümüzde ortaya, bir varlık yaratacak siyaset ve mücadele biçimi koyamadıklarını görüyoruz.

Soykırımcıları ve asimilasyoncuları kutsayan zihniyetler yok edilip, Çerkes Halkının lanetlileri bahçesine gönderilmesi sağlanmadan, Çerkeslerin, ortaya kapsayıcı bir siyaset çıkarabilmesi mümkün değildir. Bu durum hem anavatan, hem de diasporalar için geçerlidir.

Soykırımcıları ve asimilasyoncuları kutsayan zihniyetin sayısız örnekleri mevcuttur. Anavatanda Nalçik Meydanı’nda ellerini iki yana açmış dev bir kadın heykeli  görürsünüz. Bu heykel 450 yıl önce Ruslara verilen Mariya’nın heykelidir. Yani teslimiyetin heykel haline getirilmiş şeklidir. Yani “biz size 450 yıl önce teslim olduk” demenin heykelidir.

Bu heykelin nasıl dikildiğinin arka plan hikayesini bilmiyorum ama mutlaka Rusya’dan nemalanan yerel Çerkes yöneticiler düşünüp organize etmişlerdir. Yapımından da mutlaka nemalanmışlardır. Alçalmada sınır tanımayan bu zihniyet anavatanı rehin almış durumdadır. Aynı zihniyet Çerkes diyasporalarına da ayar verebilmenin peşindedir.

Enver Paşa tarafından İttihat Terakki bünyesinde kurdurulan, Teşkilat-ı Mahsusa’nın kurucuları ve vurucu gücü Çerkeslerdi. Süleymen Askeri Bey, Kuşçubaşı Eşref Bey, Kuşçubaşı Sami Bey, Çerkes Ethem Bey en tanınmış olanlarıdır. Turan İmparatorluğu kurmak için yanıp tutuşan Enver Paşaya hayrandılar hepsi. Birinci Dünya savaşında Osmanlıyı batırıp yok eden Enver Paşa, Turan imparatorluğunu kurmak için Orta Asya’ya savaşmaya gittiğinde yanındaki en güvendiği adam Kuşçubaşı Sami idi. Enver öldürüldüğünde yerine geçip savaşı devam ettirmişti. Kuşçubaşı Sami savaşı bırakıp Türkiye’nin Ağrı sınır kapısına geldiğinde, 150’lilikler listesinde olduğu için ülkeye giremeyeceğini öğrenmişti.

Girdikleri Türkçü ve Turancı yapı içerisinde, “Çerkesleri Turan ırkının en asil kolu” olarak görmeye başlamıştı bu devletten maaş alan kadrolar. Onun için Çerkeslerin Hatko ailesinden bir  subay olan Ömer Seyfettin Türkçülüğün en güzel hikayelerini yazmıştı.

Devletin yanında yer almada usta olan bu zihniyet Türkiye’de Türkleşmiş, Rusya’da Ruslaşmış, Ürdün ve Suriye’de Araplaşmış, İsrail’de Yahudileşmiştir. Ancak bu zümre Çerkesler için bir talep dile getirileceğinde engelleme için ortak hareket etmeyi ustalıkla başarır.

Herkesin Türk, Müslüman ve sünni olmak zorunda olduğu Türkiye’de, devletle bütünleşmiş olan bu zihniyetler Çerkes kurumlarını kontrol ediyor.

Artık Çerkesler “Ne mutlu Türküm diyene” demeyecekler ve çocuklarında dedirtmeyecekler dediğimizde, en sert tepkiyi bu bukelemun zihniyetli Çerkeslerden görüyoruz. Oysa artık devlet bile okullarda andımızı kaldırdı ve çocuklara her sabah “ne mutlu Türküm diyene” dedirtmiyor.

“Türk olmaktan mutlu”olan bu Çerkesler, ya dönüşüp Çerkesleşecekler, ya da Çerkes Dünyasından kovulacaklardır.

Çerkeslerle ilgili bir iş, bir çalışma, bir düşünce, bir siyaset üretme çabasına girenler, uluslararası dayanışma halinde olan bu işbirlikçi Çerkeslerin ve kurumlarının engeline takılmaktadır.

Çerkeslerin yaratabilmiş olduğu en ciddi siyasi yapılanma olan ÇHİ, en acımasız saldırılara bu işbirlikçi Çerkesler tarafından uğradı. Ancak ÇHİ yaptığı işlerle, eylemlerle ve projelerle dosta da, düşmana da gerekli cevabı verdi.

ÇHİ’nin hiç kimse ile kişisel bir sorunu yoktur. Ancak toplumsal yetersizliklerimiz ve yanlışlıklarımız konusunda tespitler yapıp, eleştiri geliştirerek toplumsal gelişime katkı sunmaktadır. Bazı çevrelerse eleştiri ile karalama arasındaki farkı kavrayamıyor. Eleştriden istifade etmek yerine, savunmaya geçip karşı karalama kampanyası başlatabiliyor. Gelişkin toplumların yaptığı gibi, hatalarımızı düzeltebilmek için eleştiri mekanizmasını işletebilmeyi Çerkesler de er geç öğreneceklerdir.

Dünyanın en mazlum ve sahipsiz halklarından biri olan Çerkesler, mazlumun yanında değil de zalimin yanında yer alabilmektedir. Türkiye’de ırkçı İttihatçı zihniyetin istediği şekilde Kürtlere, Ermenilere, Rumlara ve devletin istediği şeylere saldırabilmektedir. Oysa Çerkesleri yok eden ne Kürtlerdir, ne Ermenilerdir, ne de Rumlardır. Çerkesleri yok eden Rusya’nın emperyalist politikaları ile Türkiye’nin ırkçı ve asimilasyoncu politikalarıdır.

ÇHİ her ayın 21’inde “Soykırım ve asimilasyon insanlık suçudur” pankartı açarak Türkiye’nin asimilasyoncu, Rusya’nın soykırımcı politikalarını eleştirirken tüm dünyaya meydan okumaktadır.

Çerkes siyasetinin dili  “net, kararlı, yürekli ve meydan okuyan” bir üslupta olacaktır.

Halklar arasında düşmanlığı değil, dostluğu ve dayanışmayı savunan bir dil olacaktır.

Onun için Çerkes Kimliğimizle, “Yaşasın Halkların Kardeşliği” demeye devam edeceğiz.

Post Views: 14

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir