Unutamadığım Bir Vefa Hikâyesi

AHMET ALTUNOK

Yıllar önce, bir iş yerinin tapu devir işlemi için iş yerini açmayı bile beklemeden sabah erkenden Tapu Dairesine gitmiştim. Benden istenen bütün evrakları hazırlamış, yanımda da devir işlemini yapacağım arkadaşımı getirmiştim. Her şey hazır olmasına rağmen memurlar, işlemlerimizi yapmamak için ellerinden gelen zorluğu çıkarıyorlardı. Sebep belliydi ama ben anlamazlıktan geliyordum.
Sonunda iki şahit getirmemiz gerektiğini söylediler. Şahit bulmak için koridora çıktığımızda, o dönemde bu tür işlerin koridorlarda sıkça yaşandığını, hatta ücret karşılığında şahitlik yapan vatandaşların bulunduğunu öğrendik. Onlarla anlaştık, ücretlerini ödedik ve iki şahidi memurun karşısına çıkardık.
Tam işlemlerin başlayacağını düşünürken memur, şahitleri içeriye davet etti. Onlara bir şeyler söyledikten sonra yerlerine oturmalarını istedi. Ardından bize dönerek bu kişilerin devlet dairesinde memur olduklarını, dolayısıyla şahit olamayacaklarını söyledi. Başka şahitler bulmamız gerekiyormuş!
O an çok zor durumda kalmıştım. Hem zamanım yoktu hem de yapılanın bir tezgâh olduğunu artık anlamıştım. Sinirlenerek yüksek sesle itiraz etmeye başladım. Müdürün odasını sordum, bu işin hesabını soracağımı söyledim.
Sesimi duyan müdüre doğru yürüdüm. Tam kendisiyle konuşacağım sırada telefonum çaldı. Telefonumun sesi bir Çerkes ezgisiydi. Konuşmadan telefonu kapattım.
Müdür, beni odasına davet etti. İçeri geçtik, oturmamı rica etti. Ardından bir memura seslenerek çay getirmesini söyledi. Şaşırmıştım. Az önce koridorda yaşadığım olaydan sonra karşımdaki insanın bu kadar nazik davranmasının sebebini anlamaya çalışıyordum.
Bir süre sonra gülümseyerek bana baktı ve:
“Çerkes’siniz herhâlde?” diye sordu.
“Evet, Çerkes’im,” dedim.
Ardından hemen zile basarak bir memur çağırdı.
“Arkadaşın evraklarını al, işlemlerini yap ve buraya getir” diye talimat verdi.
Memur, “Emredersiniz efendim” diyerek odadan çıktı.
Müdür yeniden bana döndü ve anlatmaya başladı:
“Biliyor musun, ben Muşluyum. Henüz 11-12 yaşlarındaydım. İlkokulu yeni bitirmiştim ki babam vefat etti. Amcalarım miras paylaşımında bize en taşlı tarlaları verdiler. Çaresiz kabul ettik. Annem, iki küçük kardeşim ve ben her gün tarlaya gidiyor, taşları topluyor, akşam olduğunda evimize dönüyorduk.
Ekim zamanı geldiğinde tarlalarımızı ekmek istedik ama o kadar çok taş vardı ki temizlemek neredeyse imkânsızdı.
Bir gün yine tarlada taşları toplarken at üstünde üç kalpaklı adam bizi gördü. İçlerinden biri yanımıza geldi ve ne yaptığımızı sordu. Annem de durumumuzu anlattı.
Bunun üzerine anneme şöyle dedi:
‘Hanım, sen çocuklarını al, köyüne dön. Burada gereken her şeyi biz yapacağız.’
Annemle birlikte köye döndük.
Ertesi gün o kalpaklı adam, adamlarıyla birlikte geldi. Tarladaki bütün taşları toplattı. Sonra anneme dönerek şöyle dedi:

‘Buraya ne ekmek istiyorsanız biz ekeceğiz. Bundan sonraki bütün tarlalarınızın sürülmesi, ekilmesi ve hasadı bize ait. Siz hiç merak etmeyin.’
Gerçekten de o günden sonra bütün tarlalarımızı kendi adamlarıyla ekip biçtiler. Hasadımızı hiçbir şey eksiltmeden, olduğu gibi bize teslim ettiler.
Beni okula yazdıran da o kalpaklı adamdı.
Onlar yakınımızdaki bir Çeçen köyündendi. Hayatım boyunca yaptıkları bu iyiliği hiç unutmadım. Bana ve aileme gösterdikleri yardımı hiçbir zaman unutamayacağım. Hep kendi kendime, ‘Bir gün onların soydaşlarından biriyle karşılaşırsam ben de ona bir hizmet edeyim, vefa borcumu ödeyeyim’ diye düşünürdüm.
Bugün telefonunuzun sesini duyunca Çerkes olduğunuzu anladım. Yıllardır içimde taşıdığım vefa borcunu bir nebze olsun ödemek istedim.”
O an yaşadıklarımın anlamı benim için bambaşka bir hâl aldı. Biraz önce işlemlerimizi engelleyen memurların karşısında çaresiz hissederken, şimdi yıllar önce yapılan bir iyiliğin başka bir insana nasıl ulaştığına tanıklık ediyordum.
Birbirimizin telefon numaralarını aldık ve vedalaşarak ayrıldık.
Aradan yıllar geçti ama o günü hiç unutmadım.
Çünkü o gün yalnızca bir tapu işleminin nasıl sonuçlandığına değil, “iyiliğin, insanlığın ve vefanın yıllar geçse de unutulmadığına” tanık oldum.
Bazen hiç tanımadığınız bir insanın hayatına dokunursunuz. Yaptığınız iyiliğin karşılığını belki hiç beklemezsiniz. Ama yıllar sonra o iyilik, hiç ummadığınız bir yerde, hiç ummadığınız bir insan aracılığıyla yeniden karşınıza çıkar.
İşte o gün anladım ki insanlık, sınırları ve zamanı aşan bir mirastır. Vefa ise o mirası yaşatan en güzel duygudur.

Post Views: 31

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir