KUŞHA FARUK ÖZDEN
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bütün halkları kucaklayan, demokrat, özgürlükçü tavrınız nedeniyle oyumu size vermiştim. Ama bugün görüyorum ki, Türkiye’de halkların değil, Kürt Halkının değil, sadece savaş baronlarının etkisinde veya yönlendirmesindesiniz.
Bir buçuk yıldan fazla süren çatışmasızlığı, yağma çapul ve vandalizme teslim etmeye yöneldiniz. Yakıp yıkmanın adını direniş diye nitelendirdiniz ve kırk cana mal olan eylemler yerine kitleleri mitinglerle meydanlara toplasaydınız, hem kitleyi yönlendirmiş olurdunuz, hem de binlerce kişi ile tepkinizi ortaya koyardınız. Dünya da sizin haklı tepkinizin yükselen sesi olurdu.
6-7 Ekim vandalizminin programlayıcısı kimse, duvara toslamış vaziyette. Kitleleri sokağa dökerek hükümetin gözünü korkutmak isterken belki de kendilerini destekleyen esnafın dükkanı da zarar gördü. Öte yandan Kürdü Kürde kırdırdılar. Ölen kırka yakın Kürdün hesabını kim verecek?
İnsanın aklına “niyet üzüm yemek değil, bağcı dövmek” benzetmesi geliyor. Burada esas amaç barış sürecini sabote edip, sekteye uğratmak, hatta süreci bitirmek… Daha önceleri çatışmasızlık sürelerini taraflar çeşitli bahanelerle sekteye uğratmışlardır. Geçmişte taraflardan biri çatışmasızlığı bozma girişiminde bulununca karşı tarafın daha iştahlı olduğu görülmüştür.
Barış sürecine marjinal guruplarca müdahale girişimlerini daha erken bekliyordum. Aslında yol kesme. adam kaçırma gibi münferit hadiseler dışında Kürt gençlerini sokağa çekmek için yapılan en etkin girişim “Gezi” dir. Ancak Abdullah Öcalan’ın erken müdahalesi Kürt gençlerini sokaktan uzak tutmuş, oltaya ise Aleviler gelmiştir. Olayların gerçek dayak yiyen figüranları Aleviler olmuştur.
6-7 Ekim’de ise eylemlerin fitilini ateşleme öncülüğünü Selahattin Demirtaş yapmıştır. Araya hükümetin girmesi ile Öcalan’dan mesaj alan Demirtaş olayların bitirilmesini söylemişse de sokaklar hemen durulmamış eylemler devam etmiştir.
Bugün ise çözüm sürecinin ancak Öcalan veya hükümet tarafından bitirilebileceğini söyleyen Demirtaş, Kürt siyasi hareketinin sözcüsünün ve karar merciinin Abdullah Öcalan olduğunu beyanla hangi tarafta olduğunu da deklare etmiş oldu.
BİR DOSTUN KAYBI
Yine dalganı geçtin be dostum…
Beşgür Faruk, adaşım ve dostum her şeyle dalga geçtiğin gibi hayatla da dalganı geçtin ama dalganı geçemediğin tek şey ölüm oldu.
En ciddi konuları tartışırken dahi dudaklarında o müstehzi gülüş olurdu. Hiçbir şeye de değer vermezdin dostluktan başka.
Zaman zaman birbirimizden uzak olsak dahi bir yol bulur haberleşirdik. En uzak kaldığımız yıllar o orman idaresinden ayrılıp serbest çalıştığı ve Amerika’da kaldığı yıllar oldu.
70’li yıllarda bir taraftan uzattığım öğrencilik yılları ve İstanbul (Bağlarbaşı) Kafkas Kültür Derneğindeki faaliyetlerimiz, öte yanda devrimci küçük burjuva yaşamımız…
Bağlarbaşı Derneği’nde öne çıkan üç Faruk vardı: Beşgür Faruk, Cimok Faruk ve Özden Faruk; nam-ı diğer Rahmi Tuna’nın bana taktığı lakapla Napolyon.
Kitap okumaları yaptığımız dönemlerde ya başlıklarına bakar ya da hiç kitabın yüzüne bakmazdı. Aslında okuma konusunda tembeldi. En ciddi yaptığı iş Perşembe akşamları Gırgır mizah dergisini alır, en ücra köşelerine kadar okurdu. Yapılan esprilerden yeni espriler türetirdi. Pırıl, pırıl zekasını en güzel esprilerinde gösterirdi.
Hiçbir şeyi ciddiye almazken, ölüm onu ciddiye aldı ve aramızdan ayrıldı.
Ruhun şad olsun dostum.
Post Views: 22
