Gürcü Derneklerinden TBMM’deki İnsani İnisiyatife Tepki: Gürcülerin Siyasi Söylemleri İnsani ve Hukuki Gerçeklerin Ötesine Geçebildi mi?

Türkiye’de faaliyet gösteren bazı Gürcü dernekleri, TBMM çatısı altında çok sayıda siyasi partinin katılımıyla ilan edilen ve Abhazya’ya yönelik seyahat engelleri ile izolasyonun kaldırılmasını hedefleyen ortak deklerasyona karşı bildiri yayımladı. “Kamuoyuna saygıyla duyurulur” başlığıyla sunulan açıklamada, insani ve hukuki boyutları öne çıkaran girişim “Gürcistan’a karşı bir organizasyon” olarak nitelendirildi ve “Gürcistan’ın toprak bütünlüğü ve egemenliği kırmızı çizgimizdir” ifadelerine yer verildi.

Kafkasya’da barıştan yana olunduğu belirtilen açıklamada, söz konusu inisiyatife karşı demokratik ve hukuki yollarla en üst seviyede tepki gösterileceği deklare edildi.

Meseleyi İnsani Özünden Uzaklaştıran Bir Açıklama: Güvenlikçi Söylemler İnsan Haklarının Yerini Tutabilir mi?

Gürcü derneklerinin yayımladığı bu tepki metni; Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde dile getirilen seyahat özgürlüğü, bölünmüş ailelerin birleşmesi, sağlık hizmetlerine doğrudan erişim ve eğitim hakkı gibi temel evrensel değerleri göz ardı eden, konunun özünü ıskalayan bir yaklaşımı ortaya koymaktadır.

İnsani ve Hukuki Talepler Siyasi Sloganlara İndirgeniyor

TBMM’de milletvekillerinin ve sivil toplum temsilcilerinin vurguladığı ana husus; tamamen BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile güvence altına alınmış olan insani dolaşım hakkı ile ilgili idi. Doğrudan deniz/hava ulaşımının kapalı olması ve pasaport kısıtlamaları, her şeyden önce Türkiye’de ve Abhazya’da yaşayan akrabaların birbirini görmesini engelleyen somut bir mağduriyet olarak dile getirildi. Bu insani talepleri doğrudan “toprak bütünlüğüne tehdit” veya “siyasi bir saldırı” olarak etiketlemek, temel hak arayışlarını güvenlikçi bir retoriğe mahkûm ederek topu taca atmak anlamına gelir.

Çözüm Odaklı Diplomasi Yerine Statükoyu Savunmak

Bir sivil toplum kuruluşunun temel misyonu, bölgeler arasındaki insani, kültürel ve toplumsal köprüleri güçlendirmek olmalıdır. Gürcü derneklerinin; KKTC veya Tayvan örneklerinde olduğu gibi, siyasi statü tartışmalarından bağımsız olarak geliştirilebilecek pratik ve insani çözümleri diyalogla değerlendirmek yerine, Tiflisteki akıl hocalarına uyarak kestirip atıcı bir dille “kırmızı çizgi” ilan etmesi, Kafkasya’da çözümsüzlüğü ve tecridi besleyen statükocu anlayışı karakter haline getirdiklerini ortaya koydu.

Barış Söylemi ile Uygulama Arasındaki Çelişki

Bildiride “Kafkasya’da barış ve huzurdan yanayız” denilmesine rağmen, bölge halklarının dünyayla bağ kurmasını sağlama amacındaki diyalog kanallarına tümden karşı çıkılmasının açık bir çelişki olduğunun farkında olamayacak kadar kendinden geçen deklarasyoncular haklı olarak STK değil Gürcistan devletinin birer aparatı oldukları değerlendirildi. Bir halkın sağlık, eğitim ve serbest dolaşım gibi en temel yaşam haklarını “toprak bütünlüğü” gerekçesiyle sınırlandırmak veya bu engellerin kaldırılmasına itiraz etmek, ne çağdaş evrensel hukuk ilkeleriyle ne de kalıcı barış söylemiyle bağdaşır.

Diaspora kendisi olmalıdır, aparat değil
Türkiye’deki Gürcü diasporası STK’larının kendilerini siyasi tabulardan arındırarak insani ve vicdani zeminde söylem üretmesi gerekir. Gürcü derneklerinin, TBMM’deki insani önerileri siyasi kriz retoriğine çekmek yerine; parçalanmış ailelerin, eğitim hakkı kısıtlanan gençlerin ve sağlık imkânına ulaşamayan insanların somut sorunlarına odaklanan yapıcı ve diplomatik bir tutum benimsemesi daha insani bir tutum olacaktır.

Post Views: 51

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir