MUSTAFA SAADET
Atasözleri düşünen bilge kişilerin deyişleri olup, kişiler tarafından örnek alınan, düstur olarak kabul edilen sözlerdir. Çoğu, yaşanmış olayları menfi veya müspet şekilde değerlendirir ve muhatabına doğru yolu göstermeye çalışır.
Her dilde binlerce atasözü bulunmakta olup çoğu eski dönemlere aittir ve anonimdir. Çoğunluğu hayata yön vericidir, uyulması halinde doğru davranışı sağlayan özdeyişlerdir.
Bazıları ise hicvedici, karalayıcı olmakla birlikte hakikat içeren deyişlerdir. Atasözleri yazının icadından önce söylenen ve halk arasında dilden dile dolaşarak darbı mesel haline gelmiş özdeyişlerdir.
Yazının icadından sonra, düşünen akil kişilerin tavsiye niteliğindeki önemli sözleri söyleyen veya telaffuz eden kişinin imzasını taşımaktadır. Genelde hepsi atasözü niteliğindedir.
Türkiye’ de gazeteci Sedef Kabaş’ın tutuklanmasına neden olan ve “Büyükbaş hayvan bir saraya girdiğinde kral olmaz, o saray ahır olur.” şeklinde tahrif edilen Çerkes atasözünün aslı “ Eşek eve girmekle insan olmaz” şeklindedir. Atasözünün kastı, kullanım yerine göre, yöneltildiği kişi veya makamlara göre değişebilir.
Ben 75 yaşında Çerkesce”nin ḣatikuay ağzını çok iyi konuşabilen ve okula başladığında bir kelime bile Türkçe bilmeyen biriyim. Okullarda, dil bilmemenin çok sıkıntısını çektim ve hocalardan sopa yedim, notlarım düşürüldü. Kısaca tahsil hayatına 500 metre geriden başladım.
1950’li yıllarda büyük halam evimize geldiğinde ailenin çocuklarını toplar, önce Çerkesce atasözünün çıkış hikayesini anlatır ve sonunda atasözünü söylerdi. Anlattıkları yazılabilseydi Kırgızların Manas Destanı hacminde olurdu. Kendisi okuryazar olmadığı için söylediklerini yazılı hale getiremezdi. Ben de henüz küçük yaşta ve okuryazar olmadığım için, bunları not etme şansım yoktu. Büyük halamdan duyduğum özdeyiş; “eşek eve girmekle insan olmaz” (Şıder wınam yiḣaće ćıfı ḣurep” (Eşek eve girmekle insan olmaz) şeklindeydi.
Atasözünün şimdiki tahrif edilmiş şekliyle söylenmesi mümkün değildir. Çünkü Çerkes’lerin müstakil devleti olmadığı için, sarayları, kralları, hatta iki katlı binaları bile yoktu.
Bu Çerkes atasözünü tahrif ederek, karalayıcı özelliğini bazı şahıslara yakıştırmak ve onları karalamak Çerkes halkını rencide etmiştir. Mademki Çerkes lisanı kadim ve atasözleri çok önemli, yeryüzünde kaybolmakta olan bu dilin korunmasına, yok olmasının önlenmesine yönelik çaba sarf eden var mı?
“Farklılıklarımız zenginliğimizdir” sloganı ile 2008’de 30 ayrı dilde yayına başlayan ve bunu 41’e çıkaran TRT’nin müteaddit taleplere rağmen Çerkesce’yi yayın programına almamasının sebebi nedir?
Bu Çerkesce atasözünün örnek alınarak ve tahrif edilerek kullanılması, önem verilmeyen bu dili bilen biri olarak beni çok düşündürdü. Zaman gelir, göz ardı edilen bazı dillerdeki ifadelerin, en çok kullanılan dillerin ifadelerinden daha güçlü ve anlamlı olduğu ortaya çıkar.
Kaybolan dillerdeki ifadelerin gün gelip önem kazandığını hatırlatarak, yok olmaya yüz tutmuş dillerin korunmasının sağlanması ve Birleşmiş Milletler’in bu konuda ciddi çaba göstermesini temenni ediyorum.
Bir gerçek var ki inkar edilemez: Yok olan bir dilin ihyası mümkün değildir.
Post Views: 20
