İSMAİL CANBULAT, ETHEM’DEN DAHA BÜYÜK ZULÜM GÖRDÜ

MURAT ÖZDEN

Sevgili Okuyucular,

Çerkes Diaspora tarihinin değişik şahsiyetlerini zaman zaman sizlerle tanıştırma ihtiyacını hissediyorum. Bunu hem tarihimiz hakkında bilgi sahibi olmak, hem de nasıl bir zulüm düzeni içerisinde olduğumuzu öğrenmemiz adına yapıyorum.

Adığelerin Hatko sülalesine mensup olan İsmail Canbulat 1880 yılında doğmuştur. Büyük Çerkes Sürgünü ile Anadolu’ya sürülmüş olan babası Cemal Canbulat Bey de bir subaydı. İstanbul’da doğan İsmail Canbulat Harp Okulu’nu bitirdikten sonra Manastır ve Selanik’te görev yaptı. Meşrutiyetin ilanını sağlamak İçin Makedonya’da yapılan çalışmalarda önemli rol oynadı. Meşrutiyet’in ilanı üzerine İstanbul’a gelerek Harp okulunda tarih öğretmenliği yaptı.1909 yılında askerlikten ayrıldı ve Büyükada Kaymakamlığına atandı.

1912 yılında İzmit Milletvekili olarak mebuslar meclisine girdi. Balkan Savaşı’na gönüllü yedek subay olarak katıldı. Savaştan sonra Milli Emniyet, bir kaç ay sonra da Emniyet Genel Müdürlüğüne atandı. İstanbul Valisi ve İstanbul Şehremini oldu. Stockholm Elçiliğine atandı. 30 Temmuz 1918 tarihinde Dahiliye Nazırlığı’na atandı. 30 Eylül 1918 tarihinde bu görevden ayrıldı. Enver Paşa, daha paşa değilken, ablasının kocası Albay Nazım Bey’i Abdülhamit’çi olduğu gerekçesi ile o zaman teğmen olan İsmail Canbulat’a vurdurtmuştur. Rivayet odur ki Enver Paşa bu yüzden İsmail Canbulat’ı içişleri bakanı yapmıştır.

İttihat Terakki’nin kendini fesih kararı almasından sonra Teceddüd (Yenilenme) Partisi’nin kurucuları arasında yer almıştır. Damat Ferit Paşa Hükümeti tarafından tutuklanmış ve İngilizler tarafından Malta’ya sürülmüştür. Sürgünden 1923 yılında döndükten sonra TBMM’de ikinci dönem milletvekili oldu. Rauf Orbay ile birlikte Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kurucu ve yöneticileri arasında yer aldı. İzmir suikastı davasına dahil edilerek 13 Temmuz 1926 tarihinde asılarak idam edildi.

Rahmet Diliyorum.

***

Emperyal güçlere karşı Kuva-yı Milliye öncülüğünde başlatılan milli mücadele de tüm emeği geçenleri bir kalemde silen Mustafa Kemal İzmir suikastı davasını fırsata çevirerek bütün muhaliflerini enterne ederek diktatörlüğünün yolunu açmıştı. Hatko İsmail Canbulat’ın nasıl haksız bir biçimde idam edildiğinin hazin hikayesini okuduktan sonra, İstiklal Mahkemelerinin nasıl hukuksuz ve vicdansız diktatörlük mahkemeleri olduğuna sizde karar vereceksiniz.

Türkiye’yi işgal edebilme gücü ve yeter sayısı olmayan Yunan Ordusunun ülkeden çıkarılmasından sonra, Mustafa Kemal ve arkadaşları arasında iktidar savaşı başladı. Mustafa Kemal’in en yakınında çalışmış olan Kazım Karabekir, Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele, Adnan Adıvar, Halide Edip Adıvar, İsmail Canbulat gibi çok önemli şahsiyetler  Mustafa Kemal’in diktatör olmak istediğine inanıyorlardı. 1924 yılında ipler kopmuş ve Milli Mücadelenin gerçek kahramanları 17 Kasım 1924 tarihinde Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasını Kazım Karabekir Başkanlığında kurmuşlardı. Mustafa Kemal’in yanında sadece İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak kalmıştı. İsmet ve Fevzi Ankara’ya en son gelenlerdi. İsmet Paşa İstanbul’dayken Ankara’dakilere “serseriler” demiş, Fevzi Paşa ise İstanbul Hükümeti Harbiye Nazırı sıfatı ile Mustafa Kemal’i tutuklamak istemişti.

13 Şubat 1925 tarihinde başlayan Şeyh Sait İsyanı üzerine 4 Mart 1925 tarihinde Takrir-i Sükun Kanunu ilan edildi. Şeyh Sait İsyancılarının bazılarının Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasını destekledikleri gerekçesiyle ülkenin tek muhalefet partisi 3 Haziran 1925 tarihinde hükümetçe kapatıldı. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası mensupları zararlı faaliyetlerde bulunan kişiler olarak hükümet takibine alınarak, itibarsızlaştırma süreçleri başlatılmıştı.

14 Haziran 1926 tarihinde İzmir’de Mustafa Kemal’e suikast yapılacağı gerekçesi ile, beş kişi silahları ile birlikte kaldıkları otelde yakalanır. Bu olay ülkede ne kadar muhalif varsa hepsinin yok edilmesi için bir fırsata dönüştürülür. Tam bir Terakkiperverci ve ittihatçı avı başlatılır. 26 Haziran – 13 Temmuz tarihleri arasında İzmir’de 40 kişinin yargılandığı İstiklal Mahkemesinde ikisi gıyabında olmak üzere 15 kişiye idam, diğerlerine çeşitli hapis cezaları verilir. İttihatçı avı olarak İzmir İstiklal Mahkemesi 2-26 Ağustos tarihleri arasında Ankara’da 57 kişiyi  yargılar, dördüne idam, diğerlerine çeşitli hapis cezaları verilir.

İsmail Canbulat da hem İttihatçı, hemde Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın yöneticisi olduğu için bu davaya dahil edilmiştir. Suikastle uzaktan yakından bir ilgisi olmadığı gibi, herhangi bir bilgisi de yoktur. Onun için 10 yıl hapis cezasına çarptırılır.
İdama çarptırılanlarla, hapis cezasına çarptırılanlar birbirinden ayrılmaktadır. İsmail Canbulat büyük bir isyan duygusu içerisinde haykırmakta, tepinmekte ve sesini yükseltmektedir. İstiklal Mahkemelerinin kararının itirazı yoktu. Ona rağmen Mahkeme heyeti onun bağırmalarını duymuş ve tekrar karşısına almıştı. Mahkeme heyeti yeniden yaptığı yargılamada on yıl hapis cezasını değiştirerek idam cezasına çevirmişti. İnfaz aynı gece gerçekleşmişti.

Böylesine hukuksuz ve ahlak yoksunu yüzlerce kararla İstiklal Mahkemeleri, Mustafa Kemal’in diktatörlüğünü pekiştirmişlerdi.

Çerkes Ethem, Türk Ordusuna silah sıkarak tarihe hain olarak geçmemek için, ordusunu dağıtarak Yunan işgal bölgesine geçti. Ve ömrünün sonuna kadar bir gün aklanacağına inanarak yoksulluk içinde yaşadı ve öldü. Gerçek tarihçiler elbet birgün bu diktatörlük tarihini ters yüz ederek gerçekleri ortaya çıkaracaklardır. Ama İsmail Canbulat gibi haksız yere idam edilen binlerce kişiye adaleti nasıl iade edebileceğiz orasını ben de bilemiyorum.

Post Views: 8

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir