MUSTAFA KEMAL DİKTATÖRLÜK TARTIŞMASININ NERESİNDEDİR ?

MURAT ÖZDEN

Sevgili Okuyucular,

Bu başlıkta bir yazıyı kaleme almamın nedeni, ne Mustafa Kemal övgüsü yapmak, ne de Mustafa Kemal sövgüsü yapmaktır. Sadece kavramların yerli yerine oturtulup, normal koşullar altında tartışabileceğimiz ve konuşabileceğimiz bir iklimin yaratılmasına katkı sunmaya çalışmaktır.

“Kutsallaştırılan her şeyin, insan beynine takılmış bir pranga olduğunu” düşünürüm. Bu, sol kesimin Marksizmi kutsayan sosyalist metinleri için de, din için de, Kemalizm için de geçerlidir. Herkes ve her şey, daha iyisinin yapılabilmesi için eleştirilebilir ve eleştirilmelidir de. İnsanlığın doğmatik düşüncelerden arınıp daha ileri gidebilmesinin en önemli şartı, eleştirinin düzelmeye ve ilerlemeye hizmet edeceğine inanmaktır.

Mustafa Kemal’in de aşırı övülüp kutsallaştırılmasına karşı olduğumuz gibi, sövülüp itibarsızlaştırılmasına da kesinlikle karşıyız.

***

Öncelikle “Diktatör” kelimesinin açılımını yapalım: Latince dikte etmek, yukarıdan buyurmak, buyurgan, zorba gibi karşılıkları olduğunu söyleyebiliriz.

Diktatörlük ise, bir tek kişinin sonsuz ve mutlak yetkilerle donatıldığı yönetim biçimidir.

Günümüzde ve yakın geçmişteki diktatörlük biçimlerini kaba hatları ile ikiye ayırabiliriz.

İdeolojik Diktatatörlükler: Tek partinin ve tek liderin bir ideoloji etrafında mutlak yetkilerle donatıldığı yönetim biçimidir. İtalya’da faşizm, Almanya’da Nazizm, Rusya’da Stalinizm ideolojik diktatörlüklerin tipik örnekleridir.

Askeri Diktatörlükler: Güney Amerika’da ve dünyanın çeşitli yerlerinde askerlerin yönetimi silah zoruyla ele geçirmesi ile oluşan anti-demokratik yönetimlerdir. Türkiye’deki 1960 ve 1980 askeri darbeleri de askeri diktatörlüklerin tipik örneklerini oluşturmaktadır.

Diktatörlükler asla muhalefeti ve eleştiriyi kabul etmezler. Eleştirenler ve muhalefet edenler kolluk güçleri ve diktatörün emirlerini harfiyen yerine getirecek mahkemeler tarafından ezilip yok edilir.

***

Diktatörlüklerin genel özelliklerini çok kısa bir biçimde tasnif ettikten sonra Mustafa Kemal döneminin diktatörlükle ne kadar uyumlu olduğunu görelim. Mustafa Kemal dönemi “ideolojik diktatörlük”lere tipik bir örnektir. Türk ırkçılığının ve Kemalizmin partinin ideolojisi olduğu, liderin ilahlaştırılması ve ülkenin her yerine heykellerini diktirmesi tipik diktatörlük tipolojileridir. 1921 yalında Mustafa Suphi ve arkadaşları Karadeniz’de boğdurularak her türlü sol muhalefete son derece acımasız davranıldı. 17 Kasım 1924 tarihinde Kazım Karabekir başkanlığında Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kuruldu. Mustafa Kemal’in en yakın silah arkadaşları, diktatörlüğe gidildiği gerekçesiyle bu partide toplandı. Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele, Adnan Adıvar, Halide Adip Adıvar ve İsmail Canbulat gibi çok önemli şahsiyetler bu partide yer aldı. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası altı ay sonra kapatıldı ve yöneticiler ülkeye zararlı kişiler olarak polis takibine alındı ve itibarsızlaştırma süreci başlatıldı.

İstiklal Mahkemeleri de Kemalist yönetimin cellatlarıydı. Hiç bir üyesi hukukçu olmayan İstiklal Mahkemelerinde avukat ve savcı da yoktu. Mahkeme iddiaları sıralıyor ve hükmünü veriyordu. Mahkeme kararlarına itiraz da mümkün değildi.

Mustafa Kemal’in İzmir Suikastı davasını diktatörlüğünü pekiştirme anlamında bir fırsata çevirdiğini görüyoruz.  Bu dava ile ülkede ne kadar İttihatçı ve Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası yöneticisi varsa idam edilmiş, hapis cezasına çarptırılmış ya da yurt dışına kaçmıştır.

15-20 Ekim 1927 tarihinde Cumhuriyet Halk Fırkası ikinci kongresinde Milli Mücadele’yi kendine göre anlatan ve en yakın silah arkadaşlarına karşı en ağır yergileri yapan Mustafa Kemal diktatörlüğünü perçinliyordu.

Tek parti diktatörlüğü Mustafa Kemal’in ölümünden sonra da devam ediyor ve 1946 yılında çok partili hayata geçilmesiyle birlikte yeni bir dönem açılıyordu.

Post Views: 3

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir