
Bazı hikâyeler yaşanır, bazıları dinlenir.
Benim payıma düşense, dinlediklerimi onların ağzından anlatmak oluyor.
İşte yeni Uzunyayla hikayemiz…
***
On dört-on beş yaşlarındaydım.
Babam bana ata binmeyi çok güzel öğretmişti. O yıllarda hemen her gün atlarımızı köyümüze yakın akan Zamantı Irmağı’nın kıyılarına götürür, saatlerce oralarda otlatırdım.
Atlar serbestçe yayılırken ben de kimi zaman çimenlerin üzerine uzanır, suyun sesi ve rüzgârın uğultusu eşliğinde tatlı bir uykuya dalardım.
Komşu köy, Zamantı Irmağı’na bizim köyden daha yakındı. Bu yüzden o köyün gençleri de sık sık ırmak kenarına gelir, sohbet eder, vakit geçirirdi.
Yine böyle bir gündü.
Şapkamı yüzüme örtmüş, derin bir öğle uykusuna dalmıştım. Tam uyku ile uyanıklık arasındaki o tatlı boşlukta, başucumdan gelen genç kız seslerini duymaya başladım.
Birisi şöyle diyordu:
— Şu şapkasını bir kaldırsa da yüzünü görsek… Acaba yakışıklı mı?
Sözleri duyunca mahcup bir şekilde gözlerimi açtım. Ne yapacağımı, nasıl davranacağımı bilemedim. O yaşlarda insanın dili de tutuluyor, aklı da.
Kızların arasında biri vardı ki hemen dikkat çekiyordu. Son derece güzel, kendinden emin ve diğerlerinden daha cesurdu. Benden üç-dört yaş büyük olduğunu tahmin ediyordum.
Birden, hiç beklemediğim bir anda bana dönüp:
— Yakışıklıymışsın. Seni çok beğendim. Benimle kaşen olur musun? dedi.
Çerkes toplumunda “kaşen” tam anlamıyla sevgili demek değildir. Birbirini beğenen, birbirine yakınlık duyan gençler arasındaki özel bir bağı ifade eder.
Ama o an bunların hiçbirini düşünecek halde değildim.
Şaşkınlıktan ne diyeceğimi bilemedim.
Yüzüm kızardı.
Utanıp sıkıldım.
Tek kelime edemedim.
Aradan yıllar geçti ama bugün bile o anı hatırladığımda yüzümde kendiliğinden bir tebessüm belirir.
***
O gün atları toparlayıp köye döndüm. Fakat gece boyunca olanları düşündüm durdum. Ne kadar düşündüysem de aynı sonuca varıyordum: Bu kız benimle alay etmişti. Başka türlü olamazdı.
O yaşların gururu insana çok şey yaptırıyor. İçimde büyüyen bu düşünceyi kabullenemiyordum. Saatler geçtikçe öfkem de artıyordu. Kulağımda sürekli aynı söz yankılanıyordu:
— Benimle kaşen olur musun?
Ne yaptıysam içime sindiremedim. Sonunda kendi kendime bir karar verdim: Bunun bir karşılığı olmalıydı. Öylece geçip gitmesine izin veremezdim.
İşte o günden sonra kendime daha fazla dikkat etmeye başladım. Giyimime kuşamıma özen gösteriyor, kendime güvenimi artırmaya çalışıyordum. Kendi kendime söz vermiştim: Ne yapıp edip o kızı bana âşık edecektim.
***
Bir süre sonra o köyde bir düğün yapılacağını öğrendim. Arkadaşlarımı da ikna ederek düğüne gittim. İçimde güçlü bir his vardı; onun da orada olacağını düşünüyordum.
Tahmin ettiğim gibi oldu.
Çerkes düğünlerinde genç kızlarla genç erkekler arasındaki haberleşmeyi sağlayan kişiler olur. Biz onlara hatiyako deriz. Bizim tarafa yaklaşınca hatiyakoyu çağırıp haber gönderdim:
— Benimle dans eder misin? Seninle bir qafe oynayalım.
Mesaj kısa sürede ulaştı. Cevabı da gecikmedi:
— Tabii… Neden olmasın?
Tebessümündeki hafif alaycı tonu uzaktan hissetmiştim. Ama bu kez çekinmedim.
Meydana çıktık. Dansımızı yaptık.
Çerkes oyunlarını çok severdim. Kendimce de iyi oynadığımı düşünürdüm. O günkü dans, benim için sıradan bir oyun değildi. Bir başlangıçtı. Belki de uzun sürecek bir hikâyenin ilk adımıydı.
Nitekim sonrası geldi.
Onun gidebileceğini düşündüğüm bütün düğünlere gittim. Bulunabileceği yerlere uğradım.
Karşılaşma ihtimalimizin olduğu her fırsatı değerlendirdim. Bu hâl yıllarca sürdü.
***
Zaman geçti.
Ben artık bıyıkları yeni terlemiş bir delikanlı olmuştum. Bir zamanlar sırf gururum incindiği için çıktığım yolda amacımı gerçekleştirmiş, onu kendime kaşen yapmıştım. Ama onu kendime âşık etmeye çalışırken ben ona âşık olmuştum.
Bizim hikâyemiz işte böyle başladı.
***
Beni öylesine etkilemişti ki… Yaz demeden, kış demeden her gün aynı saatte onların evinin karşısındaki köşeye gider, sessizce beklerdim.
Bazen dakikalarca, bazen saatlerce evden çıkmasını beklerdim. Yüzünü bir kez görmem yeterdi.
Sonra hiçbir şey olmamış gibi köyüme geri dönerdim.
***
Bir kış günü yine aynı köşedeydim. Yanımda bir arkadaşım vardı. Hava öylesine soğuktu ki insanın iliklerine işliyordu. Uzun süre bekledik. Ama kaşenim görünmedi.
Tam dönmeyi düşünürken yanımıza genç bir delikanlı geldi. Bizi eve davet etti. Şaşırıp kaldık. Ne olduğunu anlayamamıştık.
Meğer kızın babası uzun zamandır her akşam gelip orada beklediğimi çoktan fark etmiş. O gün de bizi soğukta görünce komşu köyden bir genci gönderip:
— Git şu delikanlıyı içeri çağır. Yoksa orada donup kalacak, demiş.
Mahcup bir halde arkadaşımla birlikte eve girdik. Ev sıcacıktı. İçeri girince üzerimizdeki soğuk yavaş yavaş dağıldı. Uzun süre oturduk, sohbet ettik. İkramlarda bulundular.
Vakit ilerleyince de köyümüze döndük.
Ama o geceyi de hiç unutmadım.
***
Bu hâl uzun yıllar böyle sürdü gitti.
Artık ikimiz de evlilik çağına gelmiştik. O benden biraz daha büyüktü. Güzel ve alımlıydı, iyi bir ailenin kızıydı. İsteyeni de gün geçtikçe çoğalıyordu.
Bir gün bana, “Artık bir çare bulmamız lazım,” dedi.
Aslında ikimiz de ne yapmamız gerektiğini biliyorduk. Fakat önümüzde aşmamız gereken bir engel vardı. Benim benden iki yaş büyük bir abim vardı. Bizim kültürümüzde büyük abi bekârken küçük kardeşin evlenmesi pek hoş karşılanmazdı.
Öyle bir çıkmaza girmiştik ki, ben kızı kaçırmak istesem o da benimle kaçmayı kabul ediyordu. Ama bunu nasıl yapacağımı, ailemin karşısına nasıl çıkacağımı bilemiyordum.
Bir gün konuyu kız kardeşime açtım. Olay aileme, amcalarıma ve büyüklerimize anlatıldı. Amcam anlayışlı, akıllı ve zeki bir insandı. Zaten durumdan da haberdardı.
Amcam şöyle demiş:
“Abisi ondan sadece iki yaş büyük. Aralarında öyle büyük bir yaş farkı yok. Ben sakınca görmüyorum. Kendisi abisiyle görüşsün. Abisi kabul ederse biz her türlü yardımı yaparız. Kızı kaçırmasına da engel olmayız, düğününü de yaparız.”
Bu haberi alınca çok mutlu oldum.
Her konuda rahatça konuşabildiğim, aramızda fazla yaş farkı olmadığı için kendimi yakın hissettiğim abime gittim. Konuyu açtım.
“Abi, müsaade edersen ben bu kızı kaçıracağım” dedim.
Abim tek kelime edemedi.
Ne “olur” dedi, ne “olmaz” dedi.
Sadece sustu.
Ben o an yıkıldım.
Bir cevap bekledim ama gelmedi. Ben de sustum.
Aradan çok zaman geçmeden, isteyeni çoğaldığı için ailesi onu başka biriyle evlendirdi.
Ve benim için o hikâye orada bitti.
O günden sonra evlenmeyi hiç düşünmedim. Hâlâ bekârım. Bir daha evlilik aklımın ucundan bile geçmedi.
Ama hayatım boyunca bir şeyi hep farklı yaptım.
Abisini dinlemeyip onun önüne geçen, sevdiği insan için mücadele eden, kimi zaman da ailesinin karşısına çıkıp sevdiği kızla kaçan gençleri hep takdir ettim.
Belki de onları takdir etmemin sebebi, benim bir zamanlar yapamadığımı onların yapmış olmasıydı.
Ben abimin karşısında sadece bir cümle kurabilmiştim: “Müsaade edersen ben bu kızı kaçıracağım.”
O ise tek kelime edememiş, ben de susmuştum.
Bazen insanın hayatı, söylenen bir sözle değil, söylenemeyen bir sözle değişiyor.
Benim hayat hikâyemdeki kırılma böyle başladı ve öyle de devam etti.
Post Views: 30
