BALKAR SELÇUK
Komşuların evin oğullarını tanımlamak için kullandığı meşhur tanımlamadır. Allah’ın işi işte, bizim de iki oğlan var. Büyüğü iyi de küçüğü hakikaten biraz şey; inatçı yani. Memleketten uzaklarda doğdu ikisi de. Büyüğüne Çerkesçe öğretelim diye mecburen Çerkesçe öğrenmiştik. Zaten ilkokula başladıktan sonra da yazmayı olmasa bile Çerkesçe okumayı kendi kendisine öğrenmişti büyüğü. Yanlış anlaşılmasın, çocuklarımı anlatmak derdinde değilim. Çerkes kültürü çocuklarını anlatmayı ya da onlarla övünmeyi uygun görmez, bunu biliyorum. Ama işte hepimiz çekirdek aileler olarak yaşıyoruz ve hayat gailesi savurdu bizi dört bir yana. Hayatımız Amerikan filmlerindeki gibi geçmiyor, “– Bu Pazar kilisede yoktun.” demiyor kimse bize. Nereye gitsek zaten oranın yabancısıyız. Babalarımız bizden daha şanslıydı, onlar kendi babalarının doğduğu yerde doğdular, babalarının büyüdüğü yerde büyüyüp evlendiler ve en sonunda babalarının öldüğü yerde öldüler. Onlar yerleşik bir hayat yaşadılar ve doğurdukları her çocukla kendilerini bir kez daha yarattılar. Hiç birisi Çerkesçe bir ürün ortaya koyamadı ama hepsi hep Çerkesçe konuştu. Hiçbirisi Çerkesçe bir şey üretmedi ama bildikleri her şeyi az çok bizlere aktardılar. Biz hep onların oğulları olarak onların saygınlığını tükettik ve işte bir göçebe olup çıktık alemi gezmeye. Ama bizim yanımızda gezdireceğimiz Çerkesçemiz yok artık…
***
Şahsen ben hadi ilki neyse de ikincisine Çerkeçe öğretmekte zorlanıyorum. Biri gelip alsa ya şu yükü sırtımızdan, o da olmuyor. Kimsenin Çerkesçe konuşmadığı bir yerde tüm televizyonların Çerkesçe dışında her dilde yayın yaptığı bir ülkede bir inat tutturmuşum gidiyorum. El kadar çocuğa Çerkesçe öğretmek için sancılanıp duruyoruz işte. Ama Nart Tlepş’in dediği gibi “İnsanların derisi çok kalın” katlanamayacakları bir zorluk yok. Neyse ki çocuk ona dayattığımız şeyin farkında değil. Tüm çabalarıma rağmen seninki Türkçe konuşmaya başladı çok da güzel konuşuyor. İnsan çocuğunun konuşmasına sevinmez mi? Sevinir elbet, sevinmeli. Ama ben sevinemiyorum. Korkuyorum, elimde değil; ya öğrenemez ise Çerkesçeyi diye hayıflanıyorum. Benim çocuğumsa Çerkesçe konuşmalı diye tutturmuşum bir kere dönüşü yok bu işin. Korku insanı canlı tutuyor zaten, o Türkçe konuştukça ben Çerkesçeyi dayatıyorum. Bakalım bu savaşı kim kazanacak?
***
Türkiye de şu kadar Çerkes oluyoruz ama hala bir Çerkesçe yayın yapan radyomuz ve televizyonumuz yok. Bu da bize ayıp olarak yeter. İşte geldi çattı, Suriye’de iç savaş var. Suriye Çerkeslerine yardım toplanıyor, katılım sen, ben, bizim oğlan kıvamında. Kitlenin kampanyalardan haberi bile yok. Çünkü onlara ulaşacak modern yayın araçlarımız yok. İş birkaç yüz dernekçiye, birkaç yüz aktiviste kalmış durumda. Daha dün Kılıçmehmet Köyü’nde silahlar patladı da Çerkes gençlerine bir şey oldu mu diye yüreğimiz ağzımıza geldiydi. Ama Suriye’de Çerkesler ölüyor işkenceyle, keskin nişancı saldırılarıyla. Kendilerinin olmayan bir savaşın içinde bizim insanlarımız ölüyor. Aynı dilden, aynı kandan, aynı soydan olan insanlarımız ölüyor ama Türkiye Çerkeslerinin ulusal anlamda bir medya gücü olmadığı için doğru düzgün kamuoyu bile oluşturamıyor. Bırakın konuyu Türk ulusal kamuoyuna açmayı, kendi insanlarımıza bile durumu anlatacak araçlardan yoksunuz.
Oysa Türkiye’deki en ufak, en marjinal, en pespaye toplumsal yapıların bile birden çok tv kanalı var. AKP hükümeti Arapça, Kürtçe, Kazakça, Özbekçe her dilden yayın yapan tv kanaları açtı. “Ne alemi var Kazakça yada Özbekçe televizyon kanalı açmanın? Türkiye’de kaç Kazak ya da Özbek yaşıyor?” demiyor kimse. Onlar soydaşları çünkü. Aynı kandan, aynı soydanlar. Ama bu ülke için Kazaklar ya da Kırgızlar savaşmıyor. Biz savaşıyoruz. Zor zamanında da, en zor zamanında da vatandaşı olduğumuz bu ülkeyi Kazaklar, Özbekler ya da Kırgızlar değil biz savunuyoruz. Daha dün Şırnak’ta hayata gözlerini kapattı Çerkes delikanlısı.
Bir yıldır AKP’nin kurmaylarına bu talepleri anlatmaya çalışıyoruz. ÇHİ bu konuyu bir yıldır takip ediyor. Ama hükümetin kurmayları nasıl da tecrübeli işleri zamana yayarak soğutma konusunda bilemezsiniz. İşin kompetanı olmuş her birisi. Tabi onlar da haklı, alışık değiller bağırıp çağırmadan hak talebinde bulunulmasına. Molotoflar silahlar patlamadan gündeme gelinir mi efendim bu ülkede? Kan akmalı, intikam yeminleri edilmeli, şehitler verilmeli… İnsanlık kimin umurunda, yeter ki öç alınsın. Taraflar daha çok insan öldürmek için bir biriyle yarışsın, ölen her insanla insanlık bir kez daha ölsün. İnsanlar öldürülerek insanlık inşa edilmez. Gandi kimseyi öldürmedi ama bir ülke inşa etti.
Türkiye Çerkeslerinin kaybedecek pek bir şeyleri kalmadı artık. Biz vatan savaşımızı vereli çok oluyor. Şimdi yaşamak ve yok olmamak için yaşıyoruz. Karnımızı doyurmak için göçebe hayatı yaşadığımız bu ülkede bir Kazak, bir Kırgız, bir Özbek, bir Kürt ve bir Arap, bir Türk kadar bizim de kendi dilimizi ve kültürümüzü yaşatma hakkımız var. İnsan gibi insanlığı öldürmeden yaşamak kaygısındayız o kadar.
Post Views: 17
