MUSTAFA SAADET
Bugüne kadar anavatanda yaşayan kardeşlerimiz ile Türkiye’de yaşayan Çerkesler arasında, gerek kurumlar arasında yapılan oturumlarda, gerekse münferit seyahatlerde yapılan görüşme ve konuşmalarda hiçbir ihtilaf olmamış, yılların verdiği hasret giderilmeye çalışılmış ve bulunabilen akrabalıklar pekiştirilmiştir.
Ancak son aylarda, bilhassa internet üzerinden yapılan tenkitler, menfi yorumlar, çeşitli dedikodularla karşılıklı çekinceli durumlar yaratılmaya çalışılmaktadır.
Türkiye’deki bir kısım eleştirmenler, DÇB’yi hedef seçerek işlevsizliğinden dem vurmakta, derneklerde düzenlenen etkinliklere anavatandan gelip katılan misafirlere ağır eleştiriler yöneltmekte, bu durum anavatan-diaspora ilişkilerini her geçen gün biraz daha soğutmaktadır.
Halbuki anavatan-diaspora ilişkileri her zaman canlı tutulmak zorundadır. Zira, her iki taraf da birbirine muhtaç olup, birbirinin tamamlayıcısı durumunda olmalıdırlar. Bunun güzel örnekleri bugüne kadar sergilenmiştir. Kosova’da sıkıntıya düşen hemşerilerimizi anavatan bağrına basmıştı. Suriye’de halen güç durumda bulunan Çerkeslerin anavatana dönüşleri için çaba sarf ediliyor olması ve Türkiye’den de yardım kampanyalarının başlatılması, anavatandaki sel felaketinde Türkiye’den yardım yapılması anavatan-diaspora bağının hiçbir zaman kopmayacağının, canlı tutulması gerektiğinin güzel örnekleridir.
Fakat, “diasporadan anavatana akıl vermeye kalkmayın”, “pardon yani siz kimi temsil ediyorsunuz” gibi fikir yürüten bazı kimselerin beyan ve yazıları, bireysel kahramanlık taslamaktan başka bir şey değildir. Ancak zihinleri bulandırmaktadır.
Anavatan-diyaspora ilişkilerinde emsal alınacak iki başarılı örnek var. Birincisi Musevi diasporası, ikincisi ise Ermeni diasporası. Bu iki devletin diasporasız yaşaması imkansızdır. Çerkes diasporası da ekonomik ve demografik olarak aynı potansiyeli içermektedir. Bunun kinetik hale geçirilmesi gerekir.
Diğer taraftan Türkiye’de yapılan bazı etkinliklerin anavatandakileri menfi yönde etkilediği, bu tür etkinliklerden kaçınılmasının gerektiği vurgulanmaktadır. Türkiye diasporasının anavatandakilerin kaybına, zararına sebep olabilecek bir uygulamada bulunacağını düşünemiyorum.
Evet, son zamanlarda Türkiye’de bazı gruplar oluşmuş, bunların bir kısmı yayıncılık ve iletişim yoluyla, bir kısmı sokaklara çıkmak suretiyle, bazıları folklor ve festival etkinlikleri ile bazısı dünyada Google lisanı olarak kabul edilecek ve modern dünyanın kabul ettiği latin harfleri üzerinden alfabe geliştirmek suretiyle,… neticede Çerkeslerin var olduklarını ispat etmek için çaba sarf etmektedirler. Bu çalışmaların hiçbir olumsuz yönü bulunmamaktadır. Yegâne tenkit edilebilecekleri husus kolektif çalışma yürütememeleridir.
Her biri, ulusunun kaybolmaması için katkıda bulunmaya çalışan bu grupların bir çatı altında toplanması elzemdir. Bunu yapabilecek tescil edilmiş en büyük kurumumuz ise Kaffed’dir.
Kaffed’in bu birleşmeyi sağlayabilmesi için, tarafsız, ön yargılardan uzak bir uygulamaya gitmesi gerekmektedir.
Bir Çerkes atasözünün anlatmak istediğine kulak verelim:
Çığoxer zedeemı ceşör tratxı (Fareler birlikte hareket ederse çatıyı yıkarlar).
Post Views: 13
