KUŞHA FARUK ÖZDEN
Diaspora yapılanmalarının en deneyimli ve etkin olanları Yahudi ve Ermeni diasporalarıdır. Bu konuda küçük bir tarihi bilgilendirme ile başlamak isterim…
- yy sonu, 19 yy başlarındaki Fransız İhtilâli sonrası, imparatorluklar çökme dönemine girerken, etnik topluluklar da kendilerini “millet“ olarak inşa dönemine girdiler.
- yy başlarındaki 1. Dünya Savaşı sömürgelerin paylaşımını tescillerken, “Ulus-devlet” yapılanmalarını da beraberinde getirmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanma sürecinde yaşanan büyük nüfus hareketleri içinde “Kafkas Sürgünü” ve “Balkan Göçü” bunun başlıcaları olup, savaş sırasında Ermeni Tehciri ile devam etmiş, mübadele ile noktalanmıştır.
- Dünya Savaşı arefesinde “ulus-devletleşmeyi” silah zoru ile tamamlayıp ardından dünyaya saldıran Alman Faşistleri, Yahudilerin“vaat edilmiş topraklara” dönüşünü hızlandırmıştır.
Anavatan dışında, kendi iradi tercihi olmadan oluşan diasporalarda da Yahudi ve Ermeni diasporaları önde gelmektedir. Dünya Ermenileri’nin 3 milyon kadarı Ermenistan’da, 3,5 milyon kadarı BDT ülkelerinde, 150.000’i Suriye’de, 450.000 kadarı Lübnan’da, 1,5 milyon kadarı ABD’de, 200 bini Güney Amerika’da, 550 bini Fransa’da, v.d. ükelerde yaşıyor. Sovyetler Birliği dağılıncaya kadar sesi en güçlü çıkan Ermeni diasporası Fransa’dakiler idi. Onları ABD Ermenileri takip ediyordu. Daha sonra ABD’deki Ermeni diasporasının sesi daha gür çıkmaya başladı. Türkiye’nin Ermenilere Soykırım uyguladığını kabul etmesi için en yoğun protestolar Fransa’dan yükselmektedir. Dünyadaki Ermeni nüfusun ¼’ünü oluşturan Ermenistan Cumhuriyeti’nin Türkiye’ye karşı tutumu diaspora kadar katı ve sert değildir.
Yahudiler 2. Dünya Savaşında Alman faşistlerinin kıyım ve zulmüne uğramalarının karşılığını “İsrail devleti” olarak almışlardır. Arap-Yahudi savaşları İsrailliler’i güçlendirmiş ve İsraillilerin uluslaşarak kenetlenmesini sağlamıştır. Sovyetler Birliği’nin dağılması ile İsrail’in demografik yapısı değişmiş, Yahudi nüfusun en fazla olduğu ABD, yerini İsrail’e bırakmıştır.
***
Bu kısa girizgahtan sonra, sağda solda sayın Nusret Baş’ın, “Dünya Çerkes hareketinin merkezi Türkiye olması gerekir” tespitini kendince alaya alan, çocukça yazılmış “eleştirimsi” bazı yazılara temas etmek istiyorum.
Nusret Baş ile tanışıklığımız öğrencilik yıllarımıza gider, 70’li yıllarda İstanbul Kafkas Kültür Derneği (Bağlarbaşı) müdavimleri idik. O yıllardan sonra da bir daha karşılaşmadık. Tabii ki Sayın Nusret Baş’ın benim koruyuculuğuma ihtiyacı yok; ama bazılarının meseleyi kendilerince “ti”ye almalarına üzüldüğüm için kendimi müdahil olmaya mecbur hissettim.
Somut bir gerçek var: Rusya Federasyonu’ndaki Çerkesya Cumhuriyetleri’ndeki Çerkes nüfusun toplamı 600,000 civarında. Türkiye’de yaşayan Çerkeslerin kesin bilmediğimiz sayısı ise Anayurt’ta yaşayanların birkaç katı. En az 5 katı, hatta bazılarına göre de 10 katı.
Nüfus yoğunluğunun bulunduğu Türkiye’de yapılan bir eylem, RF nezdinde derhal dikkatleri üzerine çeker. Fakat ne hikmetse biz Türkiye’deki Çerkesler bunun dahi farkında değiliz.
Dünya Çerkes hareketinin merkezinin Türkiye olması gerektiğinin somut bir örneği bugünlerde yaşandı. RF Adigey Cumhuriyeti STK’sı Adige Xase thamadesi Bogus Adam’ın yaptığı bir çağrı var:
Rusya Federasyonu’ndaki Xaseler’in oluşturduğu komite adına seslenen Bogus, “Suriye Çerkesleri’nin sorunlarının tartışılacağı, Adigey, Kabardey-Balkar, Karaçay-Çerkes, Krasnador Eyaleti, Stavrapol Bölgesi, Moskova ve St.Petersburg temsilcileri olarak Rusya, Türkiye, Ürdün, İsrail, ABD, Suriye, Almanya ve Avustralya temsilcilerinin katılımı ile Ekim 2013’te İstanbul’da bir konferans düzenlenmesi” çağrısında bulunuyor.
Bu çağrıda dikkat çeken iki husus var: Konferansı düzenlemesi istenenler ve konferansın düzenleneceği yer.
Konferans düzenlenmesi çağrısının muhatabı olarak -siyasi görüş farklarını göz ardı ederek-, Kafkas Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Sayın Vacit Kadıoğlu, Dünya Çerkesleri Dayanışma Komitesi Başkanı Sayın Dr. Nusret Baş ve Çerkes Hakları İnisiyatifi adına Kenan Kaplan’ın adları zikrediliyor.
Konferansın düzenleneceği yer olarak da İstanbul, yani Türkiye öneriliyor… Bu tür bir toplantının Maykop veya Nalçik’te yapılması, Çerkesler dışında ancak RF’nin yerel medyasında yer bulabilir. Konferansın İstanbul’da yapılmasıyla, hem Türkiye medyası, hem de uluslararası medyadan gereken ilgiyi göreceği kanısındayım.
Sizce, Baş’ın dünya Çerkes hareketinin merkezinin Türkiye olduğuna dair sözleriyle dalgasını geçenlere en iyi cevabı, yaptığı bu çağrı ile Adigey Adige Xase’si Thamadesi Bogus Adam vermiş olmuyor mu?
Post Views: 15
