MURAT ÖZDEN
Ancak umudu olan halklar karanlık zamanları atlatabilirler.
Ancak mücadele azmi olan halklar karanlık zamanları atlatabilirler.
Ancak direnen halklar karanlık zamanları atlatabilirler.
Ancak yol haritası olan halklar karanlık zamanları atlatabilirler.
Ancak politikası olan halklar karanlık zamanları atlatabilirler.
150 yıldır en karanlık zamanlarını yaşayan Çerkes halkı maalesef ortaya hiçbir varlık koyamıyor.
Ruhsuz, umutsuz, mücadele etmeyen, direnmeyen, yol haritası ve politikası olmayan bir halk Çerkesler.
Soyu kırılmış, sürülmüş, vatansız, dilsiz, kültürsüz ve onursuz bir biçimde yok olmayı bekliyor.
İşin en acıklı tarafı, kendisine yapılmış olanların farkında değilmiş gibi hareket ediyor.
Tıpkı bir şizofreni hastası gibi… Şizofrenler hastalığı asla kabul etmezler. Bir profesör konuşuyor zannedersin bir şizofreni hastasını dinlerken. Şizofren bir yalan söyler ve o yalana gerçekten inanır ve çevresindekileri de inandırmaya çalışır. Ve asla hasta olduğunu kabul etmez. Verilen ilaçları da yutmaz.
Çerkes halkı da tam bir şizofren refleksi gösteriyor.
“Canım sana kendi aranda Çerkesçe konuşma diyen mi var? Ne güzel halüjlerimizi yiyoruz, çeçenimizi, kafemizi, leperüşümüzü oynuyoruz, daha ne sıkıntımız olsun ki? Ne istiyorsun?” diyor.
“Yok olan dilimiz, kültürümüz, kaybedilen vatanımız” diyorsun, “şimdi sırası mı, keyfimizi ve rahatımızı bozma” diyor sırıtarak.
Sanki hayat sadece yemek, içmek ve oynamaktan ibaretmiş gibi.
Oysa Çerkes soykırımı ve sürgünü tarihin gördüğü en acımasız katliamlardan biridir. Koskoca bir ülke, insanlarından koparılmış ve boynu bükük hale getirilmiştir.
Failler ise kanıtlarıyla birlikte ortada durmaktadır.
Bu haliyle Çerkes Soykırımı ne Filistin meselesinden, ne Yahudi soykırımından, ne Ermeni Soykırımından, ne Kürt meselesinden asla daha önemsiz değildir.
Bir davayı önemli hale getiren ise, davanın sahibi olan halkların davalarına sahip çıkma dereceleri ve halkların gösterdikleri mücadele azmidir.
Çerkes halkının, davasına sahip çıkma ve meselesini uluslararası öneme sahip bir dava haline getirme konusunda pek de duyarlı davrandığı söylenemez.
Çerkes halkı bu minval üzere yok oluşunun taşlarını döşemeye çalışırken, 2011 yılının Şubat ayında ÇHİ denilen siyasi oluşumu bağrından çıkardı. Türkiye yeni bir yol ayırımındaydı.
İslamcıların ve Kürtlerin verdiği mücadele sonucunda 90 yıllık Kemalist diktatörlükte iktidar el değiştirmişti.
Adı bile söylenmesi yasak olan Kürt kelimesi yasak olmaktan çıkmış, Kürt realitesi tanınmıştı. 24 saat Kürtçe yayın yapan televizyon devlet tarafından kurulmuştu. Aleviler, Romanlar, Lazlar, Pomaklar, Ermeniler, Süryaniler hak talebi dile getiriyor ve meydanlara çıkıyordu. İlk defa askerlerin yapmadığı sivil anayasa talebi gündeme geliyor ve bu konuda ciddi çalışmalar yapılıyordu.
Ancak bu süreçte, soğuk savaş koşullarında oluşmuş, apolitik kültürel kurumlar olan Çerkes örgütlenmeleri derin bir uyku halindeydi.
Türkiye’de demokratik açılım sürecinin başlamasıyla birlikte, bizim kurumlarımızın da harekete geçerek Çerkes Halkının taleplerini ortaya koymasını bekledik. 2009 yılından 2011 yılına kadar geçen süreçte Çerkes Halkının talepleri konusunda en ufak bir kıpırtı bile ortaya koyamadı Çerkes Kurumları.
2011 yılının başında ÇHİ’nin oluşturulması ve Çerkeslerin taleplerinin dile getirilmesi konusunda, tüm Çerkes Kurum ve oluşumlarının kapısı çalındı ve destek istendi. Ancak değil sürece destek vermek, yapılacak eylemleri engelleme ve karalama konusunda birbiriyle yarıştı Çerkes Kurumları.
Ancak, güneşin balçıkla sıvanamayacağı gibi, Çerkeslerin taleplerinin dile getirilmesi de engellenemedi.
Çerkes Kurumları, Çerkeslerin taleplerinin engelleyicisi olarak tarihe geçtiler.
ÇHİ önce asimilasyonculara karşı hak taleplerini dile getirerek, Çerkes kimliğinin ve bilincinin oluşmasını sağladı. Sonraki süreçte soykırımcılara, onların işbirlikçileriyle bir hesaplaşmaya girdi.
İşi bitmiş gözüyle bakılan Çerkes halkından böyle bir çıkış beklemeyen Rusya ve onun işbirlikçileri, psikolojik savaş yöntemlerine başvurarak ÇHİ’yi itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar. Israrla ÇHİ’nin bir AK Parti projesi olduğu yalanını uydurmaya devam ediyorlar.
ÇHİ’nin kuruluşu ve taleplerini dile getirmesi AK Parti iktidarı dönemine denk gelmiştir. Çünkü dile getirilen talepler suç olmaktan bu dönemde çıkmıştır. Aynı talepleri Demirel, Özal ya da Ecevit iktidarı döneminde dile getirmeye kalksaydık vatanı bölmek ve yıkmak suçundan on yıllara varan hapis cezalarına çarptırılır ve hapislerde çürütülürdük.
Bağımsız bir Çerkesya kurma kararlılığında olan bir siyasi hareket devletlerle görüşür. ÇHİ Türkiye, Rusya, Ürdün, Suriye, İsrail, Gürcistan, Amerika, Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler ve ilgili ne kadar devlet ve kurum varsa hepsiyle merkezine Çerkes Halkının çıkarlarını koyarak görüşebilir. Bundan asla rahatsızlık duymaz. Yapılan görüşmeleri de noktasına, virgülüne kadar da halkıyla paylaşır (Tıpkı Rus konsolosuyla yapılan görüşmenin harfi harfine paylaşıldığı gibi.)
Çerkeslerin asli nüfus unsurunun yaşadığı Türkiye ile geliştirilecek ilişkilerin ve Türkiye’nin Çerkesler lehine taraf haline getirilmesinin son derece önemli olduğuna inanıyoruz. Türkiye devleti adına devletin işletmecisi olan hükümetle ilişkiler yürütüyoruz. Devletin her kademesine ve tüm siyasi partilere Çerkeslerin taleplerini içeren dosyalar sunuyoruz. ÇHİ’nin koyduğu hedefler ve bu doğrultuda verdiği mücadelenin, AK Parti hükümeti ile kesişme noktası sadece budur. Ama ne hükümet, ne de siyasi partiler taleplerimizi dinleyip, sırtımızı sıvazlayıp bizi kandıramazlar. Eğer taleplerimiz dikkate alınmazsa “Hükümet Çerkeslerin talepleriyle ilgili adım at” mitingleriyle tekrar meydanlara dönmemiz çok yakındır. Yürütülen koskoca bir mücadeleyi görmezden gelip, sadece “nasıl gözden düşürürüz” gayretiyle iftiralar üretenlere bizim söyleyecek hiçbir sözümüz yok.
Gezi parkı olaylarında, bazı yazarlarımızın gezi karşıtı yazılar yazmaları nedeniyle AK Parti projesi olduğumuz yalanı ısıtılıp tekrar piyasaya sürüldü. Ülkenin doğusunda yıllar yılı binlerce insanın öldürülmesine alışmış, toplumsal olaylar karşısında uyurgezer hale getirilmiş batı toplumu gezi olaylarıyla bir türbülansa tutuldu. Aynen uzun süreli bir türbülansa yakalanmış uçak yolcularının panik hali gibiydi Türkiye. Devlet de, hükümet de, ana muhalefet de, yavru muhalefet de, göstericiler de böyle bir sonuç beklemiyorlardı Gezi Parkı’ndan.
Devlet ve hükümet panik halinde aşırı şiddet kullanarak olayların üzerine sürekli benzin döktü. Oysa diyalog kanalları işletilerek, insanlar ölmeden, bu kadar çok insan yaralanmadan, bu kadar çok maddi hasar olmadan ve ekonomi bu kadar zarar görmeden uzlaşı sağlanabilirdi.
Göstericiler ve sözcüleri de taleplerini Gezi Parkı meselesinden çıkarıp inanılmaz derecede yaymışlar, eylemi çok fazla uzatarak yormuşlar, ilginin azalmasına sebep olmuşlar ve haklılıklarına yer yer gölge düşürmüşlerdir.
Gezi olayları, Türkiye’nin demokrasi tarihinde önemli dönemeçlerden biri olarak anılacaktır. Bu olaylar iktidar olanın her şeyi yapabilme hakkını kendinde görmesinin mümkün olmadığını göstermiştir. İstanbul Belediye Başkanı’nın “Artık bir otobüs durağının yerini bile değiştirecek olsak, o bölge halkına soracağız” sözü demokratik devletlerin nasıl işlemesi gerektiğinin güzel bir örneği olmuştur. Bu Türkiye demokrasisi için kazanımdır.
Bizler daha demokratik bir Türkiye istiyoruz!
Ve hükümete diyoruz ki:
Sivil anayasa için daha fazla ayak sürüme!
Barış süreci ile ilgili çalışmaları sudan sebeplerle yavaşlatma!
Kürtlerle birlikte, Çerkeslerin ve tüm azınlıkların demokratik haklarını teslim et!
Seçim barajını indir!
YÖK’ü kaldır!
Avrupa Birliği ile ilgili tıkadığın görüşmeleri derhal başlat!
Bir süreç hem desteklenip, hem de eleştirilebilir. Bizler Türkiye’nin demokratikleşme adımlarını destekliyoruz ve desteklemeye devam edeceğiz. Ancak kim haksızlık yaparsa eleştireceğiz ve karşısında duracağız.
Dün de, bugün de, yarın da.
Çerkeslerin asimilasyon yoluyla yok olmasında önemli pay sahibi olan Türkiye’den de haklarımızı alıncaya kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.
Çerkeslerin varoluş projesi olan ÇHİ’nin önündeki hedef bir diaspora politikası oluşturmak ve mücadelenin merkezini diasporada oluşturmaktır.
Post Views: 12
