Kafkasyalı sığınmacıların Rusya’ya iadesi tartışması: Tsuroev kardeşler için 63 kuruluştan çağrı

63 sivil toplum kuruluşu, Türkiye’ye sığınan İnguş asıllı Movlat ve Iusup Tsuroev kardeşlerin Rusya makamlarına teslim edildiği yönündeki iddiaların açıklığa kavuşturulmasını istedi. Kuruluşlar, özellikle Iusup Tsuroev hakkında Türkiye’de kesinleşmiş bir beraat kararı bulunmasına dikkat çekerek, kardeşlerin hangi makam tarafından, hangi hukuki yetkiye dayanılarak ve hangi prosedür işletilerek Rusya’ya gönderildiğinin açıklanmasını talep etti.

Kuzey Kafkasyalı sığınmacıların Türkiye’deki hukuki güvenliği konusunda yeni bir tartışma başladı. Çeçen, İnguş ve Çerkes kuruluşları ile insan hakları alanında faaliyet gösteren çeşitli sivil toplum kuruluşlarının da aralarında bulunduğu 63 kuruluş, İnguş asıllı Movlat ve Iusup Tsuroev kardeşlerin Türkiye’den Rusya’ya gönderildiği yönündeki iddialar üzerine ortak bir açıklama yayımladı.

Kuruluşların gündeme taşıdığı olay, yalnızca iki kişinin akıbetine ilişkin bir soruşturma talebi olarak değil, Türkiye’ye sığınan Kuzey Kafkasyalıların hukuki statüsü ve güvenliği açısından da değerlendiriliyor. Açıklamada, Tsuroev kardeşlerin Rusya makamlarına teslim edilip edilmediğinin yanı sıra, böyle bir işlem gerçekleştirildiyse bunun hangi hukuki mekanizma üzerinden yapıldığı ve Türkiye’deki yasal güvencelerin uygulanıp uygulanmadığı soruluyor.

2024’te Türkiye’ye sığındılar

Ortak açıklamada verilen bilgilere göre Movlat ve Iusup Tsuroev kardeşler, Kuzey Kafkasya’daki İnguşetya Cumhuriyeti’nden 2024 yılında Türkiye’ye geldi.

Kardeşlerin, İnguşetya’da hukuki güvenliklerinin bulunmadığını düşündükleri için Türkiye’ye sığındıkları belirtiliyor. Türkiye’ye gelişlerinden sonra ise Iusup Tsuroev hakkında bir ceza soruşturması ve yargılama süreci başladı.

Iusup Tsuroev bir süre tutuklu kaldı. İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın ardından 2 Şubat 2026 tarihinde beraat etti. Açıklamada, beraat kararının 17 Mart 2026 tarihinde kesinleştiği ifade ediliyor.

Bu ayrıntı, ortak açıklamanın merkezindeki hukuki tartışmanın da temelini oluşturuyor. Kuruluşlar, Türkiye’deki yargılama sürecinin sonucunda beraat eden bir kişinin daha sonra hangi hukuki gerekçeyle Rusya makamlarına teslim edilmiş olabileceğinin açıklanmasını istiyor.

10 Ağustos’tan sonra haber alınamadı

Tsuroev kardeşlerden 10 Ağustos 2026 tarihinden itibaren haber alınamadığı belirtiliyor.

Ailelerinin avukatları aracılığıyla durumu ilgili makamlara bildirmesinin ardından savcılığa suç duyurusunda bulunulduğu, ancak yapılan araştırmalarda kardeşlerin Türkiye’den sınır dışı edildiğine veya herhangi bir geri gönderme merkezinde ya da gözaltında tutulduğuna ilişkin bilgiye ulaşılamadığı aktarılıyor.

Daha sonra ise kardeşlerin Türkiye’deki hukuki mekanizmaların dışında bir yöntemle Rusya Federasyonu makamlarına teslim edilmiş olabileceğine ilişkin bilgilerin ortaya çıktığı belirtiliyor.

Bu iddiaların yalnızca Türkiye’deki başvurularla sınırlı kalmadığı, yabancı basında da Tsuroev kardeşlerin Rusya’ya gönderildiğine ilişkin haberlerin yayımlandığı ifade ediliyor.

Ancak ortak açıklamanın önemli bir bölümü, bu iddianın ötesinde, böyle bir gönderme işlemi gerçekleştiyse bunun hangi hukuki zeminde gerçekleştirildiği sorusuna odaklanıyor.

Tartışmanın merkezinde “hangi hukuki prosedür uygulandı?” sorusu var

Kuruluşlara göre bir kişinin Türkiye’den başka bir ülkeye gönderilmesi, ilgili mevzuatta öngörülen usuller dışında gerçekleştirilemez.

Açıklamada, Tsuroev kardeşlerin Türkiye’den çıkarılmış olması halinde bunun bir sınır dışı işlemi mi, adli iade mi, yoksa başka bir hukuki işlem mi olduğunun açıklanması isteniyor.

Sınır dışı işlemi söz konusuysa, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nda öngörülen usul ve esasların uygulanıp uygulanmadığı soruluyor.

Adli iade söz konusuysa, bu kez 6706 sayılı Cezai Konularda Adli İşbirliği Kanunu kapsamında öngörülen yargısal süreçlerin işletilip işletilmediğinin açıklanması talep ediliyor.

Dolayısıyla kuruluşların temel itirazlarından biri, Rusya tarafından yöneltilmiş olabilecek bir suçlama veya güvenlik iddiasının Türkiye’deki hukuki süreçlerin yerine geçip geçmediği noktasında yoğunlaşıyor.

Kesinleşmiş beraat kararı neden önemli?

Ortak açıklamada özellikle Iusup Tsuroev’in Türkiye’deki yargı sürecine dikkat çekiliyor.

Tsuroev’in İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı, 2 Şubat 2026 tarihinde beraat ettiği ve kararın 17 Mart 2026 tarihinde kesinleştiği belirtiliyor.

Kuruluşlar, bu kesinleşmiş beraat kararının daha sonraki gönderme sürecinde nasıl değerlendirildiğini soruyor.

Buradaki temel mesele, yabancı bir devlet tarafından ileri sürülen bir suçlama veya güvenlik kaydının Türkiye açısından otomatik olarak bağlayıcı kabul edilip edilemeyeceği.

Ortak açıklamada, başka bir devlet tarafından oluşturulan bir güvenlik kaydının ya da ileri sürülen bir suçlamanın Türkiye Cumhuriyeti makamları bakımından kesin delil niteliğinde olmadığı savunuluyor. Bu tür bilgilerin Türk hukukuna göre değerlendirilmesi ve bağımsız biçimde doğrulanması gerektiği ifade ediliyor.

Kuruluşlara göre, kişi hakkında bir suç şüphesi varsa Türkiye’nin kendi soruşturma ve yargılama mekanizmalarının işletilmesi gerekiyor. Sınır dışı kararı verilecekse ilgili mevzuatın, adli iade talebi varsa da adli işbirliği mevzuatının uygulanması gerektiği belirtiliyor.

“Geri göndermeme ilkesi” vurgusu

Açıklamanın bir diğer önemli başlığı ise geri göndermeme ilkesi.

Kuruluşlar, Türkiye’ye sığınan kişilerin gönderilecekleri ülkede işkence, kötü muamele, keyfi tutuklama veya siyasi saiklerle takibat riskiyle karşılaşabilecekleri durumlarda bu risklerin değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.

Bu çerçevede, Rusya makamlarına teslim edildiği ileri sürülen Tsuroev kardeşlerin Rusya’ya gönderilmeleri halinde karşılaşabilecekleri risklerin hangi makam tarafından ve nasıl değerlendirildiği soruluyor.

Açıklamada, geri göndermeme ilkesinin Türkiye’nin de taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ve hukuk devleti ilkesi açısından temel güvencelerden biri olduğu vurgulanıyor.

Kuruluşlar, özellikle Rusya’nın Kuzey Kafkasya’daki uygulamalarına ilişkin endişelerin, Türkiye’ye sığınan Kuzey Kafkasyalılar bakımından ayrıca dikkate alınması gerektiğini savunuyor.

“Türkiye’deki Kuzey Kafkasyalılar misafir değil”

63 kuruluşun ortak açıklamasında konu yalnızca Tsuroev kardeşlerin dosyasıyla sınırlandırılmıyor.

Açıklamanın tarihsel arka planında, 19. yüzyılda Rusya’nın Kuzey Kafkasya’daki saldırıları ve sürgünleri sonucunda Osmanlı topraklarına gelen yüz binlerce Kuzey Kafkasyalıya atıf yapılıyor. Günümüzde Türkiye’de yaşayan milyonlarca Kuzey Kafkasyalının önemli bir bölümünün bu sürgün ve soykırımdan kurtulanların çocukları ve torunları olduğu belirtiliyor.

Kuruluşlar, bu nedenle Kuzey Kafkasyalıların Türkiye’deki varlığının yalnızca “yabancılar hukuku” çerçevesinde ele alınamayacağını savunuyor.

Ortak açıklamanın en güçlü siyasi vurgularından biri de burada ortaya çıkıyor: Türkiye’ye gelen Kuzey Kafkasyalıların kendilerini bu ülkenin misafiri olarak görmedikleri, Türkiye’nin tarihinin ve toplumsal yapısının bir parçası oldukları ifade ediliyor.

Bu yaklaşım, Tsuroev kardeşlerin dosyasını bireysel bir hukuki işlem tartışmasının ötesine taşıyor ve Türkiye’de yaşayan Kuzey Kafkasyalıların gelecekte benzer durumlarla karşılaşma ihtimaline ilişkin endişeyi gündeme getiriyor.

Yetkililere altı soru

Ortak açıklamada kuruluşlar, kamuoyunun yanıt beklediğini belirttikleri altı temel soru yöneltti.

Bunların ilki, Tsuroev kardeşlerin Rusya’ya hangi makam tarafından ve hangi kanuni yetkiye dayanılarak gönderildiği.

İkinci olarak, Göç İdaresi Başkanlığı’nın devre dışı bırakılıp bırakılmadığı ve Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu kapsamında bir sınır dışı işleminin neden uygulanmadığı soruluyor.

Üçüncü soru, 6706 sayılı Kanun kapsamında adli iade prosedürünün işletilip işletilmediğine ilişkin.

Dördüncü soru, Rusya tarafından gönderilmiş olabilecek güvenlik bilgilerinin Türkiye tarafından bağımsız biçimde doğrulanıp doğrulanmadığı.

Beşinci soru ise Iusup Tsuroev hakkında kesinleşmiş beraat kararının gönderme sürecinde nasıl değerlendirildiği.

Son olarak kuruluşlar, Tsuroev kardeşlerin Rusya’ya gönderilmeleri sonrasında karşılaşabilecekleri risklerin hangi makam tarafından incelendiğinin açıklanmasını istiyor.

Mesele yalnızca Tsuroev kardeşler değil

63 kuruluşun açıklamasında dikkat çekilen temel noktalardan biri de olayın iki kişinin akıbetiyle sınırlı görülmemesi gerektiği.

Kuruluşlara göre Tsuroev kardeşlerin durumunun nasıl sonuçlandırıldığı, Türkiye’de yaşayan diğer Kuzey Kafkasyalı sığınmacılar açısından da emsal niteliğinde olabilecek bir soru ortaya çıkarıyor: Türkiye’de bulunan bir sığınmacının başka bir ülkeye gönderilmesi sürecinde hangi hukuki güvenceler işletilecek?

Bu nedenle kuruluşlar, Tsuroev kardeşlerin dosyasının bütün yönleriyle açıklığa kavuşturulmasını ve varsa hukuka aykırı işlemlerin soruşturulmasını istiyor.

Açıklamada ayrıca, Türkiye’nin milli güvenliğini ve kamu düzenini koruma hakkı bulunduğu kabul edilmekle birlikte, güvenlik gerekçesinin kanunda bulunmayan bir yetkinin kullanılmasına dayanak oluşturamayacağı savunuluyor.

Bu yaklaşımın temelinde, devletin güvenlik sorumluluğu ile bireylerin hukuki güvenceleri arasındaki dengenin korunması gerektiği düşüncesi bulunuyor.

“Hukuki güvenlik zedelenmemeli”

Kuruluşlar, Türkiye’nin tarih boyunca Kafkasya’dan gelen topluluklara sığınma imkânı sağlayan ülkelerden biri olduğuna dikkat çekerek, bugün Türkiye’de yaşayan Kuzey Kafkasyalıların hukuki güvenliğinin korunması gerektiğini belirtiyor.

Ortak açıklamada Tsuroev kardeşlerin dosyasının tüm yönleriyle açıklığa kavuşturulması, gönderme işleminin hukuki dayanağının ve karar sürecinin kamuoyuna açıklanması, kanuna aykırı uygulamalar varsa bunları gerçekleştirenler hakkında gerekli soruşturmaların yürütülmesi talep ediliyor.

63 kuruluş ayrıca, Türkiye’de yaşayan Kuzey Kafkasyalıların hukuki güvenliğini zedeleyebilecek uygulamalara son verilmesi çağrısında bulunuyor.

Böylece Tsuroev kardeşlerin akıbeti etrafında başlayan tartışma, bir yandan iki kişinin Türkiye’den nasıl çıkarıldığı ve şu anda nerede bulunduğu sorularına, diğer yandan ise Türkiye’nin sığınmacılar bakımından uyguladığı hukuki güvencelerin sınırlarına ilişkin daha geniş bir tartışmaya dönüşmüş durumda.

Kuruluşların taleplerinin merkezinde ise tek bir konu bulunuyor: Tsuroev kardeşlerin Türkiye’den Rusya’ya gönderilip gönderilmediğinin ve böyle bir işlem yapıldıysa hangi hukuki süreç işletilerek gerçekleştirildiğinin kamuoyuna açık ve bütün yönleriyle ortaya konulması.

Post Views: 99

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir