Ötüken Neşriyat Genel Yayın Yönetmeni Göktürk Ömer Çakır’ın, Mustafa B. Bozkurt’un Kafter adlı kitabının tanıtımı sırasında kullandığı “Rezil bir Çerkes cadısı” ve “Kahpe cadıyı Çerkes yaptık, pardon” ifadeleri kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Tepkilerin odağında yalnızca kullanılan ifadeler değil, etnik kimliğin aşağılayıcı bir unsur olarak sunulması ve bunun mizah kisvesi altında normalleştirilmeye çalışılması yer aldı.
Analiz
Bir Halkın Kimliği Hakaret Unsuru Yapılamaz
Bu olay yalnızca talihsiz bir sosyal medya paylaşımı değildir; Türkiye’de nefret söyleminin hangi noktaya taşınabildiğini gösteren ciddi bir örnektir.
Bir yayınevinin genel yayın yönetmeni, toplumun kültürel hayatını beslemesi, farklılıkları anlaması ve dili özenle kullanması beklenen bir konumdadır. Böyle bir makamdan çıkan sözlerin sıradan bir sosyal medya kullanıcısının ifadeleri gibi değerlendirilmesi mümkün değildir. Çünkü kullanılan her kelime, temsil ettiği kurumun itibarını da doğrudan etkiler.
Daha vahim olan ise ilk paylaşım kadar, sonrasında sergilenen sessizliktir. Kamuoyunun yükselen tepkisine rağmen açık ve samimi bir özrün gelmemesi, olayın münferit bir dil sürçmesi değil, sorumluluk bilincindeki eksiklik olarak algılanmasına yol açmıştır.
Hiçbir etnik kimlik, hiçbir halk ve hiçbir kadın topluluğu hakaretin sıfatı haline getirilemez. “Çerkes”, “Laz”, “Kürt”, “Türk”, “Arap” ya da başka herhangi bir kimliğin aşağılayıcı bir niteleme olarak kullanılması, ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemez. İfade özgürlüğü, başkalarının onurunu hedef alan nefret söylemini koruyan bir kalkan değildir.
Çerkes kurumlarının ortak tavrı da bu nedenle yalnızca kendi toplumlarını değil, Türkiye’de eşit yurttaşlık ilkesini savunan herkesi ilgilendiren bir duruştur. Hukukun ve demokratik toplum düzeninin gereği; etnik kimlikleri hedef alan bu tür söylemlerin normalleşmesine izin vermemek, sorumluların hesap vermesini sağlamak ve toplumsal barışı koruyacak bir dilin hâkim olmasını temin etmektir. Çünkü bir halkın onuruna yönelen saldırı, yalnızca o halkı değil, birlikte yaşama kültürünü de hedef alır.
İlk açıklamalardan biri Kafkas Araştırma Kültür ve Dayanışma Vakfı’ndan (KAF-DAV) geldi. Vakıf, söz konusu ifadelerin “Çerkes kimliğini aşağılayan ve etnik aidiyeti hakaret malzemesine dönüştüren açık bir ayrımcı söylem” olduğunu belirterek paylaşımın kaldırılmasını ve kamuoyu önünde özür dilenmesini istedi. Açıklamada, “Çerkes kimliği sizin mizahınızın, ironi anlayışınızın veya sosyal medya dilinizin malzemesi değildir” denildi.
Tepkiler bununla sınırlı kalmadı. Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED), yapılan paylaşımın Anayasa’nın eşitlik ilkesine ve ayrımcılık yasağına aykırı olduğunu belirterek Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’na (TİHEK) başvuruda bulunacaklarını açıkladı.
İstanbul Kuzey Kafkasya Sivil Toplum Kuruluşları Koordinasyon Kurulu da ortak açıklama yayımlayarak, Çerkes halkını hedef alan söylemlerin toplumsal barışa zarar verdiğini vurguladı ve hukuki girişimlerin takipçisi olacaklarını duyurdu.
Çorum Kafkas Kültür Derneği ise açıklamasında, kullanılan ifadelerin yalnızca Çerkes toplumuna değil, birlikte yaşama kültürüne de saldırı niteliği taşıdığını belirtti. Dernek, Türk Ceza Kanunu’nun nefret ve ayrımcılık, hakaret ile halkı kin ve düşmanlığa tahrik hükümleri kapsamında hukuki süreç başlatılacağını açıkladı.
Bandırma Kuzey Kafkas Kültür ve Dayanışma Derneği ile Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti (ÇERKAD) Başkan Yardımcısı Avukat Nejan Nart Ünver de savcılığa suç duyurusunda bulunduklarını duyurdu.
ÇDP: “Sessizlik Toplumsal Sorumsuzluktur”
Sürece siyasi partiler de dahil oldu. Çoğulcu Demokrasi Partisi (ÇDP), yayımladığı kapsamlı açıklamada kullanılan ifadeleri “ırkçı nefret söylemi” olarak nitelendirdi.
Parti açıklamasında şu değerlendirmeler öne çıktı:
“Hiçbir edebi eser, kurgu metin ya da düşünce açıklaması; bir halkın kimliğini, kadınlarını, kültürünü ve tarihsel varlığını hedef alan nefret söylemlerine meşruiyet kazandıramaz. İfade özgürlüğü, insan onurunu zedeleme ve etnik kimlikleri aşağılayarak toplumsal düşmanlık üretme hakkı vermez.”
ÇDP, Çerkeslerin yaklaşık bir buçuk asırdır Türkiye’nin toplumsal, kültürel ve siyasal hayatının ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:
“Milli Mücadele’den Cumhuriyet’in kuruluşuna, bilimden sanata, kamu hizmetinden ekonomik yaşama kadar pek çok alanda önemli katkılar sunmuş bir topluluğun kimliğini hedef alan söylemler yalnızca Çerkesleri değil, Türkiye’nin ortak toplumsal barışını ve birlikte yaşama iradesini de hedef almaktadır.”
Açıklamada, tepkilere rağmen ne ilgili kişinin ne de yayınevinin kamuoyunu tatmin edecek bir açıklama yapmamasının “toplumsal sorumsuzluk” olduğu belirtilerek Cumhuriyet Başsavcılıkları göreve çağrıldı.
ÇDP Hukuk Kurulu’nun hukuki süreci başlattığını duyuran parti, Ötüken Neşriyat yönetiminden dört talepte bulundu:
- Nefret içerikli paylaşımın tüm dijital platformlardan kaldırılması,
- Çerkes halkından açık biçimde özür dilenmesi,
- Kamuoyunu tatmin edecek kurumsal bir açıklama yapılması,
- Göktürk Ömer Çakır’ın yayıneviyle ilişiğinin sonlandırılması.
Yazarlar da Tepki Gösterdi
Yaşanan tartışmaların ardından akademisyen ve yazar Başak Ağın da Ötüken Neşriyat ile tüm çalışmalarını sonlandırdığını açıkladı. Ağın, yayınevi için hazırladığı ön sözleri geri çektiğini ve iş birliğini tamamen bitirdiğini duyurarak kullanılan dili kabul edilemez bulduğunu ifade etti.
Bunun yanı sıra Çakır’ın geçmiş yıllarda da Çerkesleri hedef alan sosyal medya paylaşımlarının yeniden gündeme gelmesi, kamuoyundaki tepkilerin daha da büyümesine neden oldu.

ESKİ GÖNDERİLERİ ↓

Post Views: 36
