BALKAR SELÇUK’A MEKTUP

MURAT ÖZDEN

Sevgili Selçuk,

Doğrusunu istersen, 2011 yılında Çerkes Hakları İnisiyatifi (ÇHİ)’ni oluşturup “bu ülkede bizde varız. Demokrasi sadece Kürtler, Aleviler, Romanlar için değildir. Çerkeslerde demokrasi istiyor, haklarını istiyor” diyerek meydanlara çıkana kadar seni tanımıyordum. Ama o günden sonra Çerkes Aktivizminin en önünde giden, Çerkes Halkının en yiğit evlatlarından biri oldun. Aynı zamanda bir akademisyen olarak senin yazabildiğin kitapları yazabilmiş ikinci bir fert daha dünyada yok. Normal olarak senin ünvanının çoktan profesör olması gerekirdi. Zaman zaman birbirimizi sert eleştirdiğimiz anlar oldu. Senin toplumu sarsmak için sarf ettiğin sözleri bir çok kesim hakaret olarak algıladı, sana karşı mesafe koydu ve toplumdan izole etmek için duvarlar ördü. Ancak onların duvar örme çabalarını nasıl yıkıp geçmişsen, Türkiye Cumhuriyeti’nin hapishane duvarlarını da yıkıp geçeceğinden eminim.

Ne yapmışsın sen Sevgili Selçuk ? “Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik” suçunu işlemişsin. Senin yazılarından dolayı tahrik olup milyonlar sokağa dökülüp ortalığı yangın yerine mi çevirmişler? Yok ortada öyle bir şey. Senin paylaşımlarını tweeter’de beşyüz kişi ya görüyordu yada görmüyordu. Ancak çok özür diliyorum, teweeter denen o b.k çukurunda troller harekete geçip bir kişiyi hedef gösterdiğinde maalesef sonu cezaevi ile biten bir süreç yaşanıyor. Seni de o tuzağa düşürdüler. Aslında ortada Hukuku ilgilendiren bir şey yok. Senin yazdıkların fikir özgürlüğü anlamında değerlendirilip dava bile açılmayı gerektirmeyen bir şeydir. Senin Çerkes Meselesiyle ilgili yaptığın paylaşımlara, bu ırkçı trol takımı musallat oldu. Sen de onlara anlayacakları dilden cevaplar verdin ve birilerinin nezdinde çizmeyi aştın.(!)

Ancak Sevgili Selçuk, Bu ülkede Türklerden başka herkese hakaret edilebilir. Kürtler Kuyrukludur ve en iyi Kürt ölü Kürttür, Çerkeslere hain demek serbesttir, Lazlar kaz kafalıdır, Aleviler mum söndü yapar, Ermeni istemeden vermelidir, Arnavutti zotti, kırmızıdır .ötü gibi veciz sözler hiç biri hakaret içermez. Oysa bir Türk dünyaya bedeldir, Türk en kahramandır, Türk dünyayı titretir dışında bir laf edersen ve gerçekleri Türklere hatırlatırsan maalesef bu ülkede senin başına gelen şeyler insanların da başına geliyor.

Senin de içinde bulunduğun “Çerkes Çalıştayı”nı 2012 yılının şubat ayında Kocaeli Derbent’te yapmıştık. O çalıştay mitinglerden daha fazla ses getirmişti. O çalıştaydan sonra Tanzer Ünal ismindeki Kocaeli yerel gazetesinde yazan bir şahıs, ”Yeni Bir İhanet Şebekesi” manşetini atmış isimlerimizi ve resimlerimizi de vererek bizi hainlikle suçlayarak hakaret etmişti. Bizde Kocaeli Adliyesinde kendisine dava açmış ve bize de Çerkeslere de hakaret edip hedef gösterdiği için dava açmıştık. Yüce Türk adaleti bunun fikir özgürlüğü olarak kabul edilmesi gerektiğine karar vermiş ve Tanzer Ünal beraat etmişti. Böylece mahkeme Çerkeslere Hain denilebileceğini tescillemiş, ama senin Türklerle ilgili yaptığın tespitlerin sonu cezaevi ile biten bir süreci başlatmış oldu.

Doğrusunu istersen Sevgili Selçuk, bir sosyolog olarak çok ilginç toplumsal bir deney yaşadığını söyleyebilirim. Bir yazar olarak yaşadığın bu süreci harika bir roman ya da kitap olarak değerlendirirsin.

***

Sevgili Selçuk, Toplumsal travma ve korkularını aşamamış Çerkes toplumunda bir kişi siyasi ve toplumsal nedenlerle başını derde sokmuşsa ondan vebalı gibi kaçmak milli geleneğimiz olmuştur. Maalesef sessiz kalıp ellerini ovuşturup oh olsun iyi oldu, dili çok uzamıştı bize de bulaşmıştı diyenleri çıkınca duyacaksın. Sosyal medyada yine iyi oldu diyenleri okuyacaksın. Ama Çerkes toplumu hiç kimseye sahip çıkmadığı kadar kişiler ve kurumlar olarak sana sahip çıktı. Onun için müsterih olabilirsin. Bu yazının esas çocuğu sensin. Ama nasıl yalnız bırakıldığımıza dair bir iki örnek vermek istiyorum.

1979 yılında “Ulusal Sorun ve Çerkeslerin Konumu” isimli bir kitap yayınlamıştık. Ben o zaman 24 yaşındaydım. T.C.K. 142/3-6 ‘dan yani bölücülükten, Çerkes bölücüsü olarak yargılanıyordum. O dönemde Bağlarbaşı Derneğinin üç Başkanı peş peşe avukat olarak seçilmişti. Kazım Öztekin,Yaşar Bağ ve Rahmi Tuna. Hepsiyle çok iyi tanışıyordum. Ben de Derneğin yönetim kurulu üyesiydim. Ve maalesef koskoca İstanbul’da beni savunacak bir Çerkes Avukat çıkmamıştı. Beni bir Alevi Avukat savunmuştu. Benimle ilgili buldukları formülde derneğe zarar gelmesin diye yönetim kurulu üyeliğinden atmak olmuştu.

Yine 2012 yılında Beşiktaş’taki Putin Protestosu nedeniyle gözaltına alınıp hakkımızda dava açıldığında, mahkememize bir Abaza Avukat ve değerli Thamedemiz Mustafa Saadet dışında hiç kimse katılmamıştı. Onlarca derneğin olduğu koskoca İstanbul’da 5 yıldan 10 yıla kadar hapsi istenen üç soydaşlarının mahkemesine hiç kimse mabadını kaldırıp gelmemişti. O yüzden, biz yalnızlığın ve yalnız bırakılmanın ne demek olduğunu iyi biliriz Sevgili Selçuk.

Hülasatü’l netice;

Sen bir sosyolog ve aktivist olarak sakın Çerkes milletine darılmayasın ve gönül koymayasın. Seni zor günler bekliyor ama zaten “aydın” halkını aydınlatmak için kendini yakabilendir. En kısa zamanda özgürlüğüne kavuşman dileğiyle gözlerinden öpüyorum.

Murat Özden 10.08.2025

Post Views: 19

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir