ETHEM’İN BOLŞEVİKLİĞİNE DAİR NOTLAR – 2

MURAT ÖZDEN

Sevgili Okuyucularım,

Bu yazı dizisinde alıntılar yaptığım Hasan İzzettin Dinamo’yu sizlere biraz tanıtmak isterim.

Hasan İzzettin Dinamo;1909 yılında Akçaabat’ta doğdu. 1923 yılında 14 yaşındadır.1989 yılında vefat etmiştir. Cumhuriyet döneminin bütün baskılarını iliklerine kadar yaşamış biridir. Babasını ve büyük ağabeyini birinci dünya savaşında kaybeden Hasan İzzettin, Gazi Eğitim Enstitüsü‘ne girmiştir. Siyasi olaylara karıştığı gerekçesiyle okulu tamamlayamamıştır. Geçimini yazarlık, çevirmenlik ve özel dersler vererek sağlamıştır. Yazdığı bir şiir dolayısıyla dört yıl hapis yatmıştır. 1955 yılındaki 6-7 Eylül olayları nedeniyle tutuklanmıştır.

Onun yayınlanmış on şiir kitabı mevcuttur. Fakat onun en kült kitabı sekiz ciltlik (altıbin sayfa) “Kutsal İsyan”dır. Bu belgesel romanda Kurtuluş Savaşına emeği ve kanı geçen herkesin hakkı teslim edilmiştir. O kadar imkansızlıklar ve devletin tüm takip ve baskılarına rağmen böyle bir eserin meydana getirilebilmiş olması olağandışıdır. O yüzden Hasan İzzettin Dinamo’nun objektifliğine inanarak referans olarak kullanıyoruz.

Ayrıca diğer bir kült eseri de, kurtuluş savaşı sonrasını anlatan yedi ciltlik “Kutsal Barış” isimli kitabıdır. Bu eser de yönetimin nasıl bir yozlaşma içerisinde olduğunu gösteren çok önemli bir kitaptır.

Ayrıca; Ateş Yılları, Savaş ve Açlar, Öksüz Musa, Musa’nın Hapishanesi, Koyun Baba, Musa’nın Gecekondusu, Türk Kelebeği, Açlık, Adalet Sıtması, Anadolu’da bir Yunan Askeri gibi romanlarının yanı sıra,
6-7 Eylül Kasırgası, İkinci Dünya Savaşından Edebiyat Anıları, TKP ve Aydınlar isimli anı kitapları mevcuttur.

Sizlerin de mutlaka Hasan İzzettin Dinamo ile tanışmanızı diliyorum

***

Şimdi Hasan İzzettin Dinamo’nun Kutsal İsyan Kitabına gidiyoruz;
“Reşit Bey’in Ankara’da çevirdiği işlerin, söylediği sözlerin hiçbirini doğrulamıyor, benimsemiyordu. Reşit Bey her konuştuğunda bu küçük kardeşine ileride taşıyamayacağı büyüklükte yükler hazırlıyordu. Bunlar kulağına geldikçe Ethem bey deli oluyordu. Ne yazık ki ağabey, onca tanrı yarısı anlamı taşıyordu. Bu kara düş çukurundan kurtulup silkinebilmek için en iyisi cepheye gitmeliydi. Ali Fuat Paşaya hemen olumlu bir yanıt vererek yolculuğa hazırlandı. Ankara’dan sanki kaçar gibi, Mustafa Kemal Paşa’nın yaveri Hayati beye “kişisel işlerimle uğraşmak ve yine kısa zamanda dönmek üzere” gittiğini bildiren bir mektup bırakarak Eskişehir’e yollandı. Ali Fuat Paşa Bozüyük’teydi. Oraya gitmesi gerekiyordu. Onunla baştan beri alınyazısı birliği etmiş gibiydi. Paşanın düşünceleri her ne kadar sosyalizme bolşevikliğe yatkın değilse de bir halk ordusunun çarkları arasında kolayca çalışabilecek bir davranış, düşünce esnekliğine sahipti. Ethem bey onun dediği şeyleri seve seve yapabilirdi.

Ethem bey Eskişehir’e inince 1920 Eylülünde kurduğu kendi gazetesi “Yeni Dünya”nın idarehanesine uğradı.

Ticaret basımevini satın alarak kurduğu Yeni Dünya gazetesini başyazarlıkla birlikte Arif Oruç beyin buyruğuna vermişti. Yeni Dünya, sırtını Ethem beyin askeri gücüne, ününe dayayarak komünizmi savunuyordu. Ethem beyi bütün Türkiye’de siyasal asker tek lider, başbuğ olarak bildiriyordu. Yeni Dünya, başlığının altında : “Dünyanın fıkarayı Kasibesi birleşiniz” (Dünyanın yoksul çalışanları birleşiniz) diye yazıyordu.

Gazetenin imtiyaz sahibi başyazarı Arif Oruç bey, başlangıçta gazetesinin başlığını “Türk Bolşevik” sonrada “İslam Bolşevik” olarak kullanmak istemişse de sonradan bunlardan vazgeçmişti.

Arif Oruç bey, hemen Ethem beyle bir röportaj yaptırarak gazetesine koydurdu. Ertesi sabah çıkan Yeni Dünya’da “Milli Kahramanlarımızla mülakat” başlığı altında yayınlanan bu röportajda kendisine sorular soran gazeteciye Ethem bey şu yanıtı veriyordu :
“İyi uygulanmak koşuluyla bu memleket ve bu milletin ancak Bolşevikliği kabul etmekten başka çaresi kalmadı.”
Bir başka gazetecinin, “Bolşevikliğin dünyayı kaplayacağına zatı aliniz inanıyor musunuz?”
“Evet, bolşevizm dünyayı kaplayacaktır. Biz onu layık olduğu hisle karşılayıp kabul edersek, memleket herhalde mutlu olacaktır.” (Kutsal İsyan-Hasan İzzettin Dinamo, cilt 8, sahife 105-106, May Yayınları)

***

Tabi ki bu lafları etmiş olan Ethem beyi bir sosyalist filozof sanmak saçmalıktır. Onun Marks’ı, Engels’i, Lenin’i okuyacak imkanı ve zamanı olmamıştır. Onun yaşadığı dönemde sosyalist literatürün neredeyse hiç biri Türkçeye çevrilmemişti.

Ancak dünyadaki emperyalist saldırganlığın karşısında güvenilebilecek tek odak olarak Sovyet Rusya görülmekteydi. Ayrıca düşmanımın düşmanı dostumdur mantığıyla Ankara Hükümetine tek yardım eden ülke de Sovyet Rusya’ydı.
O yüzden Ankara’da bir Sovyet hayranlığı rüzgarı esmektedir. Bu rüzgardan Ethem Bey’in etkilenmemiş olması mümkün değildir. Etkilenmeseydi Eskişehir’de matbaa satın alıp “Yeni Dünya” Gazetesini çıkarttırmazdı. Ayrıca Sovyet Rusya’nın onun şahsına gösterdiği özel ilgi de onun sosyalizme ilgi duymasını sebep olmuş olabilir.

Yurt dışına çıktıktan sonra sosyalizmle ilgilenecek zamanı zaten olmamıştır. Sağlık sorunları, parasızlık ve yoksulluk, Türkiye istihbaratının Adım adım peşinde olması ve suikastler düzenlemeye çalışması, anılarını bastırmaya çalışması ve istihbaratın anılarını bir biçimde ondan çalması başlı başına bir dizi film olabilecek boyuttadır. Bu hareketlere karşı, onun da karşı hamleler peşinde olması Türkiye Devletini yönetenlerin korkulu rüyası olmuştur.

(Devam edecek.)

 

Post Views: 17

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir