ASLAN ARI ANISINA

MURAT ÖZDEN

O kibar ve nazik ama “aslan yürekli” adam aslında her şeyi biliyordu. Ömrü boyunca “Öldüğümde beni Anavatanıma gömün” demişti.

Ama bu günkü koşullarda bir cenazenin kalkıp Türkiye’den Rusya’ya götürülmesinin ne kadar zahmetli ve insanlara yük yükleyecek bir iş olduğunu biliyordu. O iyi bir mühendisti. Ömrü boyunca hiç kimseye yük olmamış, hep yük almış biri bunu bilmez miydi.

Elbette biliyordu.

Havaalanında tekerlekli sandalyede oturan o yiğit adam, görevini hakkıyla tamamlamış olmanın dinginliği içerisinde hala umut dolu gözlerle bakıyordu dünyaya.

Aslan Arı’nın Anavatan’a, Maykop’a kesin dönüş yaptığı haberini sosyal medyadan okuduğumda, yılların özlemi nihayet sona eriyor. İnşallah ömrünün son demlerini anavatanda huzur içinde geçirir ve bu değişiklik onun ömrüne ömür katar diye dua etmiştim.

Anavatan’a uğurlanışının, karşılanmasının ve yerleşmesinin haberleri üzerinden çok kısa zaman geçmesinin ardından vefat haberinin gelmesi hepimizi çok üzdü.

Böylesine değerli bir büyüğümüzün ardından ben de tanıdığım Aslan Arı’yı sizlere anlatmayı bir borç bilip kaleme sarılma gereği duydum.

Sevgili Okuyucularım,

Diaspora Çerkes tarihinde görev ifa etmiş kişiler arasında önemli bir yere sahip olan Aslan Arı ile bir çok kimsenin anısı vardır. Ancak onunla suç ortağı olup birlikte yargılanmış her halde başka bir kişi yoktur.

Suçumuz, “Bu ülkede Çerkesler de yaşıyor. Üzerlerindeki devletin baskısı ve asimilasyon politikaları yüzünden yok olma tehlikesi ile karşı karşıyalar” dediğimiz için, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde TCK 142/3-6’den (Çerkes bölücüsü olarak) yargılanmıştık.

Daha önce hiç konuşmadığımız ama gıyaben tanıştığımız Aslan Arı ağabeyimizle birlikte yargılanmış olmak ömrümün en onur duyduğum olaylarından biridir. Aslan Arı’nın mahkeme salonunda milim geri adım atmadan tarihe not düşen savunması, benim nezdimde “Aslan yürekli” olarak tarihe geçmesi için yetmiştir.

Gelin geçmişe gidelim ve o günlerle birlikte yeni rahmetli olmuş olan Aslan Arı’yı birlikte analım.

***

1989 yılı Çerkes Tarihinde önemli kırılma noktalarından biridir. Sovyetler birliği dağılmanın eşliğine gelmiş ve oradaki tabular yıkılmaya yüz tutmuştu. Türkiye’nin ise 12 Eylül rejiminden kurtulmaya yüz tuttuğu zamanlardaydı.

Çerkeslerin Anavatanlarından sürülmelerinin üzerinden 125 yıl geçmişti. Ama Diaspora Çerkesleri bunun farkında bile değildi.

Ankara Kafkas Derneği’nden rahmetli olan Süleyman Yançotaral başkanlığında bir heyet İstanbul Kafkas Derneği’ne 125. yılı anlatmaya gelmişti. İstanbul Kafkas Derneği’nin bir yöneticisi “ne olmuş, yüzyirmidörtten sonra yüzyirmibeş gelir” demişti. Bilinç düzeyimiz bu seviyede idi.

Çerkes dünyasında 125. yıla kadar “Göç, Büyük Göç” olarak anılan Çerkeslerin başına gelen bu feci olayın adı, o günden sonra sürgüne evrilmişti. Bu zihni dönüşümün öncülüğünü Ankara Kafkas Derneği yaptı. O dönemde Ankara Kafkas Derneği Başkanı olan Aslan Arı o etkinliğin maddi, manevi ve siyasi tüm yükünü taşıyarak bir tarihin yazılmasına öncülük etmişti. Aslan Arı Yüzyirmibeşinci yıl anma etkinliğindeki misyonuyla tarihe geçti.

***

1989 yılının Kasım ayıydı sanıyorum. Ankara’dan Nart Bozkurt aradı. İnsan Hakları Derneği’nin düzenleyeceği, İnsan Hakları Haftası’nda düzenlenecek paneller dizisinde “Kültür Üzerine Baskılar” konulu panelde Çerkesler üzerindeki kültürel baskılarla ilgili olarak konuşmacı olmamı istedi, memnuniyetle kabul ettim. Paneldeki konuşmacılar Kürtler adına Rahmetli Musa Anter, Aleviler adına Rahmetli Cemal Şener ve Çerkesler adına da bendim.

Panelin yapıldığı salon hıncahınç doluydu. Panel inanılmaz ilgi gördü. Çerkesler üzerindeki baskılar belki de ilk defa insan hakları platformuna taşınmıştı. Alevilerin ve Kürtlerin sorunları biliniyordu. Ama Çerkeslerin sorunları olduğunu insanlar ilk defa duyuyordu. Panel sonrasında neredeyse bütün sorular bana yöneltilmişti.
Panelden sonra, Fahri Huvaj Ankara Kafkas Kültür Derneği’nin yayın organı olan Kaf-Dağı Dergisi’nde yayınlanmak üzere konuşma metnini benden istedi. Konuşma metni Kaf-Dağı Dergisinde yayınladı.

Aslan Arı Ağabeyimizle de suç ortaklığımızın temelleri böylece atılmış oldu. Çünkü Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcısı yazıyı yazan beni ve derginin sahibi ve sorumlu müdürü sıfatıyla Aslan Arı’yı TCK 142/3-6‘fan mahkemeye çağırmıştı.

Doğrusunu isterseniz ben mahkemeye çıkmaktan ya da hapise girmekten çekinen biri değildim. Yazdıklarımı sonuna kadar savunmaya kararlıydım. Gıyaben tanıştığımız Aslan Arı ağabeyimizle mahkemede izleyeceğimiz tavrı konuşmak İçin bir araya geldiğimizde “sakın mahkemede korkup geri adım atmayasın” dediğinde nasıl sevindiğimi anlatamam. Çünkü derneğe bir zarar gelir mi diye bir çekince koyacaklarını düşündüğüm insanların yürekli tavrı umutlarımı büyüttü.

Mahkeme’de, dergide yazılı olan Çerkeslere asimilasyon politikaları uygulandığını savunduğumuzu ısrarla tekrarladık. Bilirkişi raporlarının gecikmesi mahkeme sürecini uzattı. O süreçte TCK 141, 142 ve 163’üncü maddeleri kalktı ve biz de beraat ettik.
Aslan Arı’ya “Aslan Yürekli” dememin sebebi, o mahkeme sürecinde gösterdiği dik ve onurlu duruştur.

Ona rahmet dilerken, anısının ışığımız olmasını diliyorum.

Post Views: 18

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir