ÇERKESLERİN STATÜ TALEBİ VE GELECEK TASAVVURU

MURAT ÖZDEN

Değerli Okuyucularım,

Her kişinin, kurumun ve milletin kendine uygun gördüğü bir statü vardır. Bazı kişiler toplumda bir statü elde edebilmek için büyük çabalar ve mücadeleler verirken, bazıları da böyle bir çabanın içine girmezler.

Bir statü elde edebilmek için eğitim yarışlarına, ekonomik yarışlara, siyasi yarışlara girerek rekabetçi bir mücadele yürütürler. Mücade edenler yeteneklerine göre toplum içerisinde bir statü elde ederler. Akademi dünyasında çalışarak elde edilmiş ünvanlar bir statü göstergesidir. Ekonomi dünyasında istihdam edilen eleman sayısı, elde edilen ciro, ödenen vergiler bir statü ve prestij göstergesidir. Siyaset dünyasında parti üyeliğinden, ilçe yöneticiliğine, belediye meclis üyeliğinden belediye başkanlığına, millet vekilliğinden bakanlığa, başbakanlıktan cumhurbaşkanlığına kadar her kademe bir statü belirtir.

Vaktiyle en fazla izlenen evlilik programlarından biri olan Esra Erol’un programlarında bile katılımcılar “Kriterlerime uygun değil” diyerek talip olan kişiyi reddederdi. Yani kendisine talip olan kişinin toplumsal statüsünün kendisine uygun olmadığını, beklentilerine uygun olmadığını anlatırdı.

Toplum içerisinde sahip olunan yetenekler, ünvanlar ve birikimlerle bir statü elde ediliyor.

***

Peki kişiler ve kurumlar İçin statü durumlarına kısa bir göz attıktan sonra milletler dünyasındaki statü kavramının ne anlama geldiği konusuna biraz kafa yoralım.

Dünyada şu ana kadar tespit edilmiş  6900 (altıbin dokuzyüz)etnik topluluk var. Bu etnik toplulukların bazıları uluslaşma sürecini tamamlamış, ikiyüz civarında birleşmiş milletlere üye devletler yaratmışlardır. Ancak hiç bir devlet tek dilin konuşulduğu, tek etnisiteden oluşan devlet değildir.

Devletler;

Üniter ve federal yapılar olarak konumlanmışlardır. İçinde yaşadığımız Türkiye Devleti üniter bir devlettir. Ancak Türkiye Devletinin kodları üniterizmi kutsadığı İçin, başka bir yönetim biçiminin olabileceğini değil yazmanın, düşünmenin bile suç olduğu bir ortamda sağlıklı bir tartışma ortamı yaratabilmek mümkün değildir, Yıllarca siyasi olarak inkar edilmesine rağmen, Türkiye’de onlarca farklı etnisitenin olduğu kabullenilmesi zorunda kalınmıştır.

Sağlıklı olarak dünyaya baktığımızda, dünyayı yöneten büyük devletlerin federal devletler olduğunu görüyoruz. Dünya’ya yön veren A.B.D. (United States of America-U.S.A. / Amerika Birleşik Devletleri) federal bir devlettir. Coğrafi olarak Great Britain / Büyük Britanya İngiltere olarak bilinir. Ancak United Kingdom-Birleşik Krallık olan devlet İngilizler, İskoçlar, Galler ve İrlandalıların eşit statülerinin olduğu federal bir devlettir. İsviçre Konfederasyonu dünyada refah seviyesi en yüksek olan federal bir devlettir. 26 kantondan oluşan İsviçre’de dört ayrı resmî dil konuşulmaktadır. Almanca, Fransızca, İtalyanca ve Romanşca resmî dildir. Bu dört halk da eşit statüde temsil edilmektedir.

Dünyadaki federal devletlerin sayısı üniter devletlerden çok daha fazladır. Kısaca saymaya kalkarsak; Arjantin, Avustralya, Avusturya, Belçika,Bosna-Hersek, Brezilya, Kanada, Etopya, Almanya, Irak, Hindistan, Malezya, Meksika, Nepal, Nijerya, Pakistan, Rusya, Somali, Sudan, Birleşik Arap Emirlikleri, A.B.D., Venezuela vd.

Federal devletlerde her bölgenin, her halkın değişik ağırlıklarda belli bir statüsü vardır. Bu statüler o bölgelerde yaşayan etnisitelerin varlığını sürdürebilmeleri için bir dayanak oluşturmaktadır.

Bu konuyu Çerkesler üzerinde somutlaştırırsak Federal bir devlet olan Rusya’da Çerkeslerin özerk bölge ve Cumhuriyetlerinin olması ulusal varlıklarını sürdürebilecek kurumlarının olması bugüne kadar varlıklarını sürdürebilmelerine neden olmuştur. Bu durum İsrail Çerkesleri için de geçerlidir.

Üniter devletler ise farklı etnisiteleri yok saymakta, asimilasyoncu politikalar uygulayarak tek ulus yaratmanın siyasetini yapmaktadırlar. Bu durum azınlık uluslar aleyhine bir durum oluşturmakta ve yok oluşlarını hızlandırmaktadır.

Dünyada altıbin dokuzyüz etnisitenin bir çoğu yok olma riski ile karşı karşıyadır. Dünyada her onbeş günde bir etnik dil yok olmaktadır.

Yok olmama şansı verilen halklar ise bir statü talebi olan halklardır. Statü talebi ise siyasi taleptir ve bir mücadele vermeden elde edilebilecek şey değildir.

Siyasi statü ise; özerklik, federasyon ve bağımsızlıktır.

***

Çerkesler açısından meseleye bakarsak, durum malesef çok vahim görünüyor. Çünkü Çerkesler,  vatanlarınI, dillerini kültürlerini kaybederken bilinçlerini de kaybettiler. En vahim olan şey tabi ki kimlik bilincinin kaybedilmiş olmasıdır.

Bugün Çerkeslerin kendilerine yakıştırdıkları sıfatlardan ben çok utanıyorum. ”Çerkes yediği kabı pislemez”, “Çerkesler çok sadıktır”, “asil milletiz”, “Ürdün kralının sarayını biz koruyoruz”, “Bizden hain çıkmaz” gibi düşünen beyinleri gerçekten rahatsız eden tanımlamalar tam bir bilinç kaybı göstergesidir.

Yeniden bilinç yaratabilmemiz İçin, etrafımıza ördükleri Türkçülük, Arapçılık, Rusçuluk duvarlarını yıkmak ve bunu yapanlara karşı amansız bir mücadele yürütmemiz gerekmektedir.

Başka milletlerin apoletlerinden takarak bir yere gelmişleri Çerkes saymaktan vazgeçmeli, kendi kahramanlarımızı yaratmalı, kendi tarihimizi yeniden yazmalı, Çerkes Ulusunu yeniden yaratmanın bayrağını yeniden yükseltmeliyiz.

Diasporalarda en geniş kapsamlı azınlık haklarını bir statü olarak dile getirmeli ve demokratik yollardan mücadelesini vermeliyiz.

Anavatan mücadelesi ise İnsan hakları ihlallerinden yola çıkarak Çerkeslere uygulanan soykırımın tanınması, soykırımcı Rusya’ya tazminat ödettirilmesi ve gasp edilen topraklarınızın iadesini talep ederek ucu bağımsızlığa açılan bir statü talebini içermelidir.

Bu belirttiğimiz talepler tamamen siyasi taleplerdir ve siyasi kurumlarca dile getirilmelidir.

   Bu talepleri dile getirebilecek yegane kurumumuz ÇDP’dir. Ve bu taleplerin takipçisi olmasını kendilerinden bekliyoruz.

Post Views: 3

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir