MURAT ÖZDEN
Sevgili Okuyucularım,
Bir çoğunuzun bildiği gibi, benim işim mali müşavirliktir. Yıllardan beri ekmeğimi Mali Müşavirlikten kazanırım, arttırdığımı da halkımız için sarf etmeye çalışırım. Bir kurum oluştuktan sonra, sürekli olarak bir mali müşavire ihtiyaç duyar. Onun için müşavirlik anlamında ilişki kurduğumuz müesseselerle on yıllara varan ilişkiler geliştiririz.
Bu yüzden Türkiye’de bulunan bütün halklarla neredeyse tanışmamı sağladı bana mesleğim. Türkler, Kürtler, Yahudiler, Ermeniler, Süryaniler, Araplar mükellefim oldu. Uzun vadeli yürütülen bu ilişkilerden dolayı Türkiye’nin değişik şehirlerinden insanları, kültürleri ve davranış biçimlerini gözleme şansım oldu.
Son yıllarda bazı yollardan Iğdır Kürtlerinin muhasebe ve müşavirlik işleri ofisimize geldi. Iğdır Kürtleri son derece saygılı, borcuna alacağına sağlam insanlardır. Genellikle bina dış cephe giydirme ve izolasyon işlerinde işveren ve işçi olarak çalışmaktadırlar. Son derece riskli olan binaların dış cephelerinde iş kazaları ve insan kayıpları olmaktadır. Davet edildiğim düğünlerinin baştan sona Kürtçe müzik eşliğinde icra edilmesi hep çok hoşuma gitmiştir.
Boya imalatı yapan Iğdırlı bir mükellefimiz “Abi Dernek kuruluşu hakkında bilgin var mıdır? Biz bir dernek kurmak istiyoruz. Bu konuda bize yardımcı olabilir misin?” diye sordu. Kırk yıldan beri dernek üyesi, dernek yöneticisi, dernek başkanı sıfatlarını taşıyan ve bir çok Çerkes Derneğinin tüzüğünü yazıp mazbatasını almış biri olarak “tam da doktoruna denk geldin” dedim.
Dernek tüzüğünü, kurucularını, adresini düzenleyip, Ağrı Dağı’nın eteklerinde bulunan Korhan Yaylası’ndan ismini alan “Korhan Yaylası Çevre Köyleri Kültür ve Dayanışma Derneği”ni kurduk. Ayrıca bu derneğin kuruluşu ile ilgili yüklü bir danışmanlık ücreti ve her ay ücretini düzenli ödedikleri bir mükellefim oldu kurduğumuz dernek. Yıllardır Çerkes Derneklerine hizmet etmiş, hep derneklere maddi ve manevi bir şeyler vermiş biri olmak, dernekten para almak ve kazanmak çok şaşırtmıştı beni. Ancak ilk genel kurulda yönetimin değişmesi ile dernekle ilişkim kesilmişti. Yönetimi devralanlar Derneği yürütemeyip kapanmasına neden olmuşlardı. Bu durum, iyi niyetle derneği kuran ve giderlerini karşılayanlarla bir araya geldiğimizde üzülmemize neden olur. Zaman zaman “Abi bize önderlik et de , derneğimizi tekrar kuralım” diye belirttiler. Başımda yeterince dernek olmasından ve yazı yazmaya zaman ayıramamaktan dolayı, şimdilik Kürt kardeşlerimin bu isteklerini duymazdan geliyorum.
***
Onbeş gün önce, artık sıkı bir dostluk bağı içerisinde olduğumuz, Iğdır Kürtlerinin Nesim Ailesinden Murat Nesim’in öldürüldüğü haberi ulaştığında muhasebe ofisimizde bulunan herkes derin bir üzüntüye boğuldu.
Murat Nesim 29 yaşındaydı. İlkokul mezunuydu. Ama kabına sığmayan, son derece gözü kara ve cesur biriydi. Risk almaktan korkmuyordu. Birçok binanın dış cephe kaplama işini almış, onları başarıyla tamamlamıştı. İşini Ankara’ya taşımış, Ankara Ostim’de Söve fabrikası (söve dış cephe kaplamasında hazır monte edilecek parça) kurmuştu. Onlarca kişiyi çalıştırır hale gelmiş, para kazanmış ve pahalı arabalar almıştı.
Bir takım karanlık kişiler onunla dostluk kurup, tuzağa düşürmüşler, parasını alabilmek için, özellikle de bankadaki parasını alabilmek için, işkence ederek ölümüne neden olmuşlardı. Cesedini boş bir araziye bırakmışlardı.
Olay emniyet güçlerince faili meçhul bir cinayet olarak kapatılacaktı. Ancak çok geniş olan aile jandarma karakolunu kuşatıp ” Ya bu meseleyi çözün; ya da siz karışmayın biz kendi yöntemlerimizle çözeceğiz” diye tehdit ettikten sonra aydınlatıldı. Şu anda bu cinayetle ilgili altı kişi cezaevinde tutuklu olarak bulunuyor.
***
Geçtiğimiz Cuma günü, Rahmetli Murat Nesim için Ataşehir Esatpaşa Mahallesi’ndeki belediye taziye evinde, taziye ve duasının yapılacağı haberi ulaştı.
Cenazesi Iğdır’a, köyüne götürüldüğü için rahmetliye son görevimizi yerine getirmek için taziye evine gittik.
İlk defa bir belediyenin inşa ettiği bir taziye evine gittim. Şehir merkezlerinde insanların acılı gününde, büyük kalabalıkları, kimseyi rahatsız etmeden acılarını paylaşabilecekleri kalıcı mekanların oluşması çok önemli bir eksiği gidermiş. İstanbul’da daha çok CHP’li belediyelerin olduğu ilçelerde oluşturulmuş olan taziye evlerinin sayısının giderek daha fazla artacağını düşünüyorum.
Taziye evinin bahçesinde acılı aile fertlerine baş sağlığı dileyip, duanın yapılacağı binaya giriyoruz. Kürt Mellelerin yönettiği duada, binadan her içeri giren kişi ve grup için salavat çekiliyor ve fatiha okunuyordu.
Duaların, ilahilerin, mevlit’in Kürtçe okunduğu bu taziye beni ziyadesiyle duygulandırdı. Allah’ın Arapça ve Türkçe dualar dışında, Kürtçe ve bütün dillerdeki duaları kabul ettiğini bir kez daha öğrenmiş olduk.
Kimliğine sahip çıkan onurlu insanlar, kentte kimliklerine böyle sahip çıkıyorlardı. Acı günlerinde de, tatlı günlerinde de kendi yarattıkları dili ve kültürü büyük bir onurla taşıyor ve kullanıyorlardı.
Bu kıssadan Çerkes Halkına düşen hisse: Eğer şehirde Çerkes kalmayı başaracaksak, acı günlerimizde kendi dilimizde Allah’a yalvarmaktan (birileri ne der, demeden) çekinmeyeceğiz. 21 Mayıslarda okutulan duaları atalarımızın bildiği dil olan Çerkesçe ile yapacağız. Bu konuda Çerkes din adamlarına çok önemli görevler düşüyor.
Post Views: 12
