MURAT ÖZDEN
Yazmış olduğu “Türklük Sözleşmesi” kitabı nedeniyle Gazete Duvar haber portalında yapılan röportajını okuduğum genç Barış Akademisyeni Barış Ünlü ile tanışmış oldum. “Türklük Sözleşmesi” kitabını edinerek büyük bir dikkatle okudum. Tekrar okumayı düşünüyorum.
Siyah, beyaz ayrımından yola çıkan yazar, Türkiye ile paralellikler kurarak, kendini üstün görme, farklı olanı aşağılama, silikleştirme,
Ağırlıklı olarak Kürt ve Ermeni meselesi üzerinden örnekler veren yazar, ulaşabildiği ölçüde tüm etnik topluluklara yönelik bir projeksiyon tutmaya çalışmış. Murat Bardakçı’nın ÇHİ mitingleri dolayısıyla Çerkeslere ayar veren ve had bildirmeye çalışan yazısı da, bu bilimsel eserin sayfaları arasına girmiş.
Yüz yıldır aşağılanan, silik ve düşük profilde yaşamaya mahkum edilmiş Türk olmayan Müslüman toplumlar ve gayrı müslimlerin bu duruma itiraz ederek milyonlarcasının meydanlara çıkarak Kürtlükleri, Çerkeslikleri,
Entellektüel kapasitesi yeterli olan dostlarıma bu kitabı mutlaka okumalarını tavsiye ediyorum. “Türklük Sözleşmesi-Dipnot Yayınları-2018 Ankara,386 sahife”
Şimdi bu eserde altını çizdiğim bazı bölümleri sizlerle paylaşmak istiyorum.
“Özellikle sömürgecilik karşıtı şiddet, sömürgeleştirilmiş insanı aşağılık kompleksinden korkaklıktan kurtararak ayağa kaldırır, ona gereken özgüveni ve özsaygıyı verir, onu nesne olmaktan kurtarıp özne yapar. Bu yeni insanın doğuş anına, kendi arasındaki kan davalarını bırakıp, ortak düşmana yönelen bir halkın doğuş anı da eşlik eder.” (shf 47-48)
“Az sayıda beyaz dönüşmeye başlasa da ve bir anlamda beyazlıklarını terk etmeye çalışsa da, çoğu beyaz liberal atılması gereken radikal adımı atmaktan çekinir. Siyahların arasına girerek ve siyahlar arasında politika yaparak “anlamsız” orta-sınıf hayatlarından çıkıp hayatlarına bir anlam katmaya çalışırlar ve tabii siyahların durumuna dair hissettikleri suçluluk duygusundan da kurtulurlar. Fakat kendi beyaz cemaatleri arasında ırkçılık karşıtı örgütlenmeye giremezler ve cemaatlerini terk edemezler. Siyahlar arasındayken de siyahlara akıl vermekten, içselleştirilmiş paternelizmlerinden bir türlü kurtulamazlar. Zihinsel bir alışkanlık haline gelmiş haklılık duygusu, daha iyi bildiğine, daha rasyonel düşünebildiğine, dair kendiliğinden bir inanç olarak edilebilecek paternalistlik, ileride göreceğimiz gibi, Kürtlerin çevrelerindeki Türkleri tarif ederken sık dile getirdikleri bir eleştiridir.”(shf 49)
“Bunlar arasında, Beyazlığa mahsus ve beyazlıktan kaynaklı bilme, görme, duyma, algılama ve bilmeme, görmeme, duymama,
“Örneğin İrlandalılar, Amerikalı beyazlar tarafından siyahlarla kıyaslanıyor, ırk hiyerarşisinde onların biraz üstünde görülüyorlardı. Maddi dünyadaki konumları açısındansa gerçekten benziyorlar. Çünkü derin bir yoksulluk içerisinde yaşıyorlardı. Bu nedenle tarihçi David Roedinger’in gösterdiği gibi, İrlandalılar beyaz olmak için çabalamak, beyazlık performanslarını sergilemek, kendilerinin de beyaz olduğunu ispat etmek zorundaydılar. İrlandalı yoksullar beyaz işçi sınıfına dönüşmeleri sürecinde kendilerini ayırmak için siyahlara karşı yoğun bir ırkçılık geliştirdiler. Bu tabii ki İrlandalılara özgü bir çaba değildi. Kendi yurtlarındaki baskılardan ve yoksulluktan kaçmış milyonlarca göçmen, yeni ülkelerinde kendilerini kabul ettirebilmek için, o yeni toplumun ve devletin kurallarına bağlı olmaya çok daha hevesliydiler.” (shf 57)
İyi okumalar arkadaşlar.
Post Views: 12
