MURAT ÖZDEN
“Yiğit bin yaşar,
fırsat bir düşer”
Hiçbir baskı düzeni sonsuza dek süremez. Zaman, kendini mutlak hakim gören düzenleri aşındırır ve yorar. Bu yorgunluk ve tükenmişlik haline mutlaka bir çıkış yolu arar ve bulur toplumlar.
Türkiye Cumhuriyeti’nin temeline yerleştirilmiş olan Türk Irkçılığı, tek tip insan yaratma ideolojisi ülkeyi haddinden fazla yormuştur. Kendini farklı gören tüm kesimler, inanılmaz eziyetler görmüşlerdir. Aşağılanan ve her türlü baskıya maruz kalan etnik topluluklar asimile edildiler ve kimlik inkarına yöneldiler. Devletin istediği gibi değil de, kendi inancına göre yaşamak isteyen tüm dini kesimler müslüman, alevi, hıristiyan farkı gözetmeksizin ezildiler. Muhalif düşünceye sahip sol kesimlerin uğradığı baskı ve zulümlerse saymakla bitmez. Hatta devletin istediğinden daha fazla ırkçılık yapan Turancılar bile idamla yargılanabildi bu ülkede.
Devletin içinden ve dışından yaşanan bu duruma eleştiriler ve muhalefet de her zaman sürmeye devam etti. Ama Türkiye’nin demokratikleşmesi bir türlü sağlanabilmiş değil. Turgut Özal’dan “federasyon dahil her şeyi tartışabilmeliyiz bu ülkede” sözünü duyduk. Demirel “Kürt realitesini tanıdık” dedi. Mesut Yılmaz “Avrupa Birliği’nin yolu Diyarbakır’dan geçer” demişti. Ancak bu sözler söz olarak kaldı. Bu lafları edenler ülkenin demokratikleşmesi adına bir adım bile atamadılar.
Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Türkiye’deki tabuların kırılması anlamındaki en önemli adım, 2009 yılında başlatılan “Demokratik açılım süreci” olmuştur. Bu süreç devam ettirilmemiş ve bugün ülke çok geri noktalara götürülmüş olmasına rağmen, Türkiye’deki ırkçı tabunun krılması anlamında bir milattır.
Avrupa Birliği’nin dayatması, içeride ve dışarıda verilen mücadeleler sonucu devlet, bu ülkede Türk’ten başka milletlerin de yaşadığı gerçeğini kabul etmek zorunda kalmıştır. Devlet ilk defa Kürtçe yayın yapan bir televizyon kanalı açmıştır. Bu kanal, yani TRT ŞEŞ, sekiz yıldan beri Kürtçe yayın yapıyor ve ülke bölünmüyor. Yine bu dönemde yapılmış Kürt, Alevi, Roman çalıştayları ilgi ve heyecanla takip edilmişti.
Bizler sıranın “Çerkes Çalıştayı”na gelmesini ve Çerkes taleplerinin devlet nezdinde kabul göreceği zamanı beyhude bekledik. O zaman faaliyette bulunan Çerkes kurumları süreci okuyamamış ve bir talep dile getirmeyi uygun görmemişti. Devlet nezdinde yapılan yoklamalarda da “Çerkeslerin bir talebi yok ki, onlarla neden çalıştay yapalım” cevabı alınmıştı. Çünkü Çerkesler görünmedikleri için üzerleri çizilmişti.
Bu koşullarda 2011 yılının Şubat ayında oluşturulan ÇHİ (Çerkes Hakları İnsiyatifi) ile meydanlara çıkan Çerkesler, Çerkes meselesini “Görünür Kılmak” ve taleplerini dünyaya duyurmak için yola çıktılar. Dört miting, bir çalıştay, onlarca eylem, defalarca hükümet ve siyasi parti temsikcileri ile görüşmeler yapıldı. Ancak Çerkeslerin talepleri ısrarla görmezden gelindi.
***
2009 “Demokratik Açılım Süreci”nde görmezden gelinen Çerkesler, 2019 Cumhuebaşkanlığı seçimlerine giderken birden bire hatırlanıverdi.
Neden acaba?
Bu sorunun cevabını ararken,yaşanan gelişmelere de kısa bir projeksiyon tutacağız.
ÇHİ’nin başlattığı eylemlilik süreci, derneklerine kapanıp görünmez olan Çerkesleri, “Görünür” kılmıştı.
Bu arada diaspora Çerkeslerinin tek kadın örgütlenmesi olan “Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti” yaptığı olağanüstü çalışmalarla gündeme geliyordu. Adığe Dil Derneği, dil adına bir devlet gibi çalışıyor ve devlet nezdinde kabul görüyordu. Çerkes-Fed Anavatanda ve tüm Çerkes diasporalarında örgütlenme alanının çok daha ötesinde bir etki yaratıyordu. Yani Çerkes Halkı görünür oluyor ve ben varım diyordu.
Ama bu süreçte asıl etkiyi yaratan ÇDP (Çoğulcu Demokrasi Partisi)’dir. 2014 yılının Ağustos ayında kurulan ÇDP, 7 Haziran 2015 seçimlerine dokuz bağımsız adayla katılarak, Çerkesleri tüm dünyada siyasi bir aktör haline getirmiştir.
ÇDP’nin adayları seçilememişlerdir ama iktidar partisi AKP’ye Kayseride bir, Samsun’da bir, İstanbul birinci bölgede bir milletvekili kaybettirerek toplam üç milletvekiline mal olmuşlardır. Her türlü araştırma verisine sahip iktidarın bunu görmemesi mümkün değildi. 1 Kasım 2015 seçimlerinde AKP, Hülya Nergis Atçı’yı aday göstererek Çerkes milletvekili kontenjanını açmıştır. Kaynar festivaline verilen destek, Adığe Dil Derneği Kültür Merkezi’ne verilen destekle iktidar Çerkeslere yaklaşmaya başlamıştır.
2019 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde % 50+1 oy gerekmektedir. Böylesi bir dönemde, siyasi anlamda örgütlenmiş Çerkesleri görmeyenlerin kazanma şansı yoktur. Biz bu gerçeğin farkındayız. Onurlu duruşumuzdan taviz vermeden, hakkımız olan taleplerimizi bu dönemde devletten alacağız.
2011 yılından beri dile getirdiğimiz, Çerkes Televizyonu, Çerkes Kültür Merkezleri ve Çerkes Müzesini bir seçim rüşveti olarak değil, bir hak olarak görüyoruz. Merkezine Çerkes Halkının taleplerini koyarak Türkiye devleti ile de, başka devletlerle de görüşülebilir. Bu son derece doğaldır.
Bu süreçte bazı kişi ve kurumlar suret-i haktan görünerek, süreci inşa etmiş gibi ortalıkta dolanıyorlar. Onların yalancı pehlivan pozlarına bu halkın karnı tok. Bu süreci yaratan, ÇHİ’nin eylemlilik süreci ve oluşturduğu kurumlardır. Rusya’nın ve Türkiye’nin formatladığı, güçlü bir Çerkes diasporasının oluşmasını istemeyen bazı çevreler bu süreci itibarsızlaştırma ve sabote etme gayreti içerisindedirler. Bunların halkımız nezdinde bir kıymeti yoktur ve olmayacaktır.
Biz halkımıza sağlayacağımız hakların gururu ile anadilimizde şarkılar, şiirler, romanlar üreterek varlığımızı geleceğe taşıyacağız.
Post Views: 10
