Gönüllü Köleler, Özgür Olmak İsteyenlerden Nefret Eder!

MURAT ÖZDEN

Sevgili okuyucularım,

Bildiğiniz gibi yazılarımda kendimden bahsetmeyi pek sevmem. Mümükünse yazılarımın öznesi olmak istemem. Fazla öne çıkmayı da sevmem. Ama öne çıkacak birisi yoksa geride de kalmam. Olur olmaz yerlerde resim çektirmek, özelimi başkalarıyla paylaşmak gibi şeyleri yapmamaya özen gösteririm. Bunu davamızın önüne geçmeme adına yaparım. Dolayısıyla bu tavrım ilkesel bir nitelik de taşımaktadır.

Ancak gençliğimizde geleceğini hayal bile etmediğimiz yaşlara geldiğimizi farkediyorum şaşırarak. İstesek de istemesek de altmış bir yaşına ulaşmış bulunuyoruz maalesef. Türkiye Cumhuriyeti devletinin ömrünün üçte ikisini, Çerkeslerin diaspora yaşamının beşte ikisini fiilen yaşamış bulunuyoruz. Göz açıp kapayıncaya kadar geçmiş olan bu zaman diliminde hep merak eden, hep soru soran ve hep bir şeylere müdahale etmeye çalışan bir yaşamım olduğunu düşünüyorum geriye dönüp baktığımda. Bu tavrım başıma sık sık işler açmış olsa da yaptıklarımdan asla pişmanlık duymadım. Bütün pişmanlığım yaptıklarım için değil, yapamadıklarım içindir.

1970 yılında köyümüze rahmetli İzzet Aydemir’in yayınladığı “Kafkasya Kültürel Dergi” gelmeye başlamıştı. O dergiyi okuduğum günden beri Çerkes Meselesinin içindeyim. Ömrümün her döneminde Çerkes meselesinin bir yerinde olmaya çalıştım. Anlamaya çalışarak ve müdahil olarak Çerkes meselesinin içinde oluşumuz neredeyse yarım asra yaklaşmaya başladı.

Bu süreçte birçok olaya şahit oldum. Ancak bende ve Çerkes Halkında  en büyük kırılmayı yaratan olay, Türkiye’de Demokratik açılım süreci ile başlayan dönemle birlikte yaşamış olduğumuz iç mücadeledir. 2009 yılında Türkiye iç baskılar ve Avrupa Birliğinin dayatmaları sonucu Demokratik Açılım Sürecini başlatmak zorunda kaldı. Bu süreçte devlet 24 saat Kürtçe yayın yapan televizyon açtı. Kürt, Alevi, Roman Çalıştayları yapıldı. Yapılan bu çalışmalar Çerkes Halkı tarafından da ilgiyle izleniyordu. Sıranın ne zaman Çerkeslere geleceği ve Çerkes Televizyonunun ne zaman açılacağı merakla bekleniyordu. Ancak zaman geçtikçe ne devlette, ne de Çerkes STK’larında bir hareket görülmüyordu. Bunun üzerine devlet nezdinde yaptığımız yoklamalarda “Haklar talep edenlere verilir, Çerkeslerin bir talebi yok” cevabını aldık.

3 Şubat 2011 tarihinde ÇHİ (Çerkes Hakları İnsiyatifi)ni oluşturup, Çerkes meselesini “görünür kılmak” ve Çerkeslerin taleplerini dile getirmek amacıyla mitingler serisini başlattığımızda, yaşadıklarımızı gerçekten izah etmekte zorlandığım zamanlar oldu. “Çerkesce anadil eğitimi, Çerkes Televizyonunun açılması, Ethem Beyin hain sıfatının kaldırılması, Çerkes Köy isimlerinin iadesi” gibi taleplere ve mitinglere en büyük karşı çıkış Çerkes Kurumlarından gelmişti.

O zamanki Çerkes kurumları bu mitinglerin yapılmasını engellemek, bunu başaramayınca katılımı engellemek için ellerinden geleni ardlarına koymamışlardı. Bazıları talepler doğru olsa da düzenleyiciler yanlış diyerek karalama ve itibarsızlaştırma kampanyaları başlatmışlardı.

Önce bu yapılanlara çok üzülmüştüm. Ama üzgün olmaktansa öfkeli olmayı yeğleyerek, biz de karşı saldırıya geçmiş, analarından emdikleri sütü burunlarından getirmiş ve onları ideolojik anlamda da mahkum etmiştik. Bu suçlamaları yapanların ve işbirlikçilerin toplum nezdinde asla eski itibarlarının olmayacağı “yeni bir Çerkes Dünyası” yarattığımızı düşünüyorum.

Ancak yine de Çerkes Kurumlarının, Çerkeslerin taleplerine karşı çıkışını anlamakta zorlanırken imdadıma Alman Devrimci Ulrike Meinhof yetişti. Yazımızın başlığı “Gönüllü köleler, özgür olmak isteyenlerden nefret ederler” sözü ona ait.

Kendisinden vazgeçip, gönüllü köleliği kabul etmiş olan Çerkes Halkı ve kurumları efendilerinin hoşuna gitmeyecek şeyleri yapanlardan nefret ediyordu. Bunun için varlığını görünür kılan, özgürlük talebini dile getirenlerden de nefret ediyorlardı. Ama özgürlükten yana tavır koyanların sayısının her geçen gün artarak devam etmesi umut ışığımızı büyütüyor.

Bu gönüllü köleler kendi özgürlük taleplerinden çoktan vazgeçtiler. Gönüllü köleler efendilerine yaranmak için, Türklerden fazla Kürt düşmanlığı yapar ve nefreti taşırlar. Ürdün’de Araplardan fazla Filistinli düşmanlığı yaparlar. Rusya’da Ruslardan fazla Tatar düşmanlığı yaparlar. İşte böylesine zavallı bir durumdadır bu zavallı gönüllü köleler.

Bu köleci anlayışın yok edilmesinin ilacı, özgürlük talebinin yükseltilmesi ve bağımsız Çerkes Siyasetinin büyütülmesidir.

Not:Yazımızda geçen kölelik kavramının Çerkeslerin geleneksel pşi-vuneut kavramları ile bir ilgisi yoktur.

Post Views: 14

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir