Türkiye’nin Ekseni Kayarken, Çerkeslerin Tavrı Nasıl Olmalıdır?

MURAT ÖZDEN

Türkiye 92 yıllık tarihinin en zor dönemlerinden birini daha yaşıyor. Diyeceksiniz ki Türkiye’nin zor dönemde olmadığı bir zaman var mıydı?

Türkiye Cumhuriyeti’nin üçte ikisini yaşamış ve olayları çok yakından izlemiş biri olarak her zaman “milli birlik ve beraberliğe en fazla ihtiyaç duyduğumuz” zamanları hep yaşadığımızı gözlemledim. İşte bu “milli birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyma” hali Türkiye’nin demokratikleşmesinin önündeki en büyük engeli oluşturmaktadır.

Bir imparatorluk bakiyesi olan Türkiye Cumhuriyeti, bu imparatorluktan miras kalan birçok etnik topluluğu içinde barındırıyor. Fakat tek bir Türk milleti yaratma paradigması üzerine inşa edilmiş ırkçı ideoloji, Türkiye’nin yaşadığı tüm problemlerin kaynağıdır.

Türkiye’yi 14 yıldır yöneten İslamcı anlayışın da, aslında ırkçı ve şoven olduğunu yaşayarak öğrendik. Zaman zaman demokrat gibi görünen bu anlayış son dönemde “tek dil, tek millet, tek bayrak, tek vatan” retoriğinin peşine takılarak, ülkeyi hızla otoriterleşmeye götürürken, ülkeyi kan gölüne çeviriyor.

Osmanlı imparatorluğunun bakiyesi olan Türkiye’de yaşayan etnik topluluklar, ülkenin en büyük zenginlik kaynağıdır. Ancak bu zenginlikler  ayrık otu gibi görülerek yok edilmek isteniyor. Bütün problem burada başlıyor. Yaşayan etnik topluluklara Allahın verdiği dile, kültüre, geleneğe, müziğe  saygı duyulup, gelişimlerine katkıda bulunulduğunda problem çözülecektir. Ama devletin ırkçı ideolojisi tüm sorunların kaynağını oluşturmaktadır.

Türkiye’yi yöneten AKP kadroları, “çözüm süreci” gibi dönemler başlatarak umutlanmamıza neden olmuşlarsa da, dedeleri ittihatçı kadrolardan bir farklarının olmadığını göstermiş bulunuyorlar. Türkiye 1930’ları, 1990’ları geride bırakacak bir boğazlaşmayı yaşıyor. Televizyonlarda gördüğümüz Sur, Cizre, Silvan, Nusaybin manzaraları Beyrut, Gazze, Suriye, Irak görüntülerini aratmamaktadır. Savaşarak ve öldürerek bir yere varılamayacağını anlamamakta direnen siyasi iktidar Türkiye’yi hızla bölünmeye doğru götürüyor.

Böyle bir ortamda Çerkeslerin tavrı nasıl olmalıdır ?

Bu sorunun cevabını aramak için diaspora tarihinde çok az bilinen “Şark-ı Karib Çerkesleri Temini Hukuk Cemiyeti”nin duruşunu örnek almamız gerekmektedir.

Benim inancım ve tavrım Çerkes maselesini her şeyin önüne koyan, hepsi hakkın rahmetine kavuşmuş o dedelerimizin tavrı gibi olmalıdır.

***

Osmanlı Devletini Birinci Dünya Savaşına sokan İttihat Terakki altı yüz yıllık bir devletin sonunu getirmişti. İstanbul galip devletlerce işgal edilmişti. Anadolunun işgaline ise Yunanistan memur edilmişti.

İşte bu koşullarda Çerkeslerin nasıl hareket ettiklerinin ipuçlarını sürerek, bugüne ışık tutmaya çalışacağız.

İstanbulda bulunan Çerkes Teavün Cemiyeti Osmanlıya bağlılık yemini etmişti. Teşkilat-ı mahsusa içinde yer alan Çerkesler de Anadolu’da oluşan Kemalist oluşumun içinde yer aldılar. İstanbul’daki padişah adına silahlanan Anzavur ile Ankara adına silahlanan Ethem’in peşine takılan Çerkesler birbilerini kırdılar.

O zaman oluşan iki cephenin de dışında kalabilen Çerkesler de vardı. 1921 yılının Eylül ayında İzmir’de “Şark-ı Karib Çerkesleri Temini Hukuk Cemiyeti”ni kurdular.

17 şubeli bir federasyon oluşturdular.

Yayınladıkları bildiride, hem Ankara hem İstanbul hükümetlerini eleştirmişler, kurulmasını umdukları yeni düzende Çerkeslerin de eşit ve özgür koşullarda bulunmasını talep etmişlerdi.

***

Bugün yaşadığımız manzara da 1920’li yılları çok andırıyor. Türkiyenin etrafı ateş çemberi ile sarılmış durumdadır. Osmanlıyı Birinci Dünya Savaşına Göben ve Braslav isimli Alman savaş gemilerinin Rusya sahillerini bombalaması sonucu girmiştik. Şimdi de Rus savaş uçağını düşürerek dünya savaşını çıkarmanın fitilini ateşledik. Ama şans eseri fitil ateş almadı.

14 yıldır Türkiye’yi yöneten iktidar, aklını yitirmiş bir biçimde Türkiye’nin hem insan kaynaklarını, hem de parasal kaynaklarını gereksiz bir biçimde heba ediyor.

Tarihten hiç ders almamış olan siyasi iktidar, Türkiye’nin “birlikte yaşama” iradesini adım adım yok ediyor. Öldürerek yirmi milyonluk Kürt Halkını bitirebileceğini, Kürt sorununu ve etnik meselesini çözebileceğini zannediyor.

Ama her zaman başını ezdik dedikleri terör hiçbir zaman bitmiyor. Oysa terör bir sonuçtur. Nedenlerini araştırıp bulacak siyasi bir akıl ortaya koyamadıkça bir sonuca ulaşamazsınız. Terörü yaratan ortam Türkiye’nin antidemokratik yapısıdır. Her kesimin kendisini özgürce ifade edebileceği bir düzen yaratıldığı takdirde, terör de ortadan kalkacaktır, Türkiye’nin bölünmesi meselesi de.

Türkiye’de şu anda bir tarih yazılıyor. İçinde yaşadığımız ama çok fazla bir şey yapamadığımız bir süreçten geçiyoruz. Ve maalesef Türkiye’yi yöneten siyasi iktidar bu süreci yönetebilme aklına ve birikimine sahip değil.

Türkiye ya dönüşerek demokratik bir ülke olacak, ya da bölünüp dağılacaktır.

Böylesi bir ortamda Çerkeslerin tavrı nasıl olmalıdır?

1-   Türkten fazla Türkçü, Kürtten fazla Kürtçü olmaktan vazgeçmelidirler.

2- Kendi etnik kimlikleri ile Çerkeslerin çıkarlarını öne alan bir tavır geliştirmelidirler.

2-   Kayıtsız şartsız Türkiye’nin demokratikleştiği, her kesimin ve etnisitenin eşit ve özgür olduğu bir Türkiye’den yana olmalıdır.

3-   Türkiye’yi eleştirmenin, Türkiyeye karşı olmak olmadığını, Türkiye’nin antidemokratik yapısına karşı çıkarak daha güzel bir ülke yaratacağımızı öğrenmemiz gerekiyor.

Çok net olarak, onurlu duruşun böyle olacağına inanıyorum.

Eşitliğin, özgürlüğün ve kardeşliğin inşa edildiği güzel bir ülke yaratılmasına, Çerkes Kimliği ile katkı sunabiliriz.

Post Views: 11

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir