BALKAR SELÇUK
Sosyologlar Türkiye modernleşmesinin devlet eliyle gerçekleştirilen jakoben yöntemler üzerinden gerçekleştirildiğine ve bu tarz modernleşmeci eğilimlerin her zaman insan bedeni üzerinde de hakimiyet kurma eğiliminde olduğunu söylerler.
Mesela ben bir Sosyolog olarak öyle olduğunu düşünüyorum.
Türkiye uzun süre devlet otoritesini kadın bedeni üzerinden ikame etmeye çalışan jakoben iktidarlara tanık oldu ve bu iktidarlar yıllarca başörtüsüne saldırdılar.
Üniversite kapılarında sürüklenen kızları,
İkna odalarını,
Askeri yemin törenlerinde törene alınmayan başı kapalı anaları yıllarca izledik durduk.
Ne ki, bu daha çok Türk ulusal devletinin yönetici erklerinin kendi mülkleri saydıkları Türkiye’de yaşamasını istedikleri insanlarda görmek istedikleri asgari nizam ve intizamla alakalıydı.
Türk uluslaşması aynı zamanda tasfiyeciydi ve toplumsal dinamikleri lağvederek ya da etkisini sıfırlayarak ancak yerine yeni dinamikler üreterek bunu da devlet eliyle yaparak kendisini var eden bir yapıydı.
İşte şimdi Türk modernleşmesinin uygulayıcılarının bu ülke halklarına yaşattığı onca travma gözümüzün önünde dururken elinde tek karış bağımsız toprağı bile olmayan buna karşın kendisini müstakbeldeki Kürt devletinin prototipi olarak kurgulayan KCK’nın da ilginç bir şekilde Türk uluslaşmasının bu jakoben yöntemini içselleştirdiğini görüyoruz.
Kadın ve Erkek Bedeni Üzerinden Modernleşme Denemeleri!
Türk modernleşmesinin başlangıçta şapka kanunu ile erkekler, sonrasında ise başörtüsü uygulamaları üzerinden kadınlar üzerinden uyguladığı toplumsal mühendislik uygulamalarına karşın kendisini paralel “Kürt Devleti” olarak kodlayan KCK erkek bedeni üzerinden uyguladığı “terör” ile ortaya koyuyor.
Türk modernleşmesi Türkçe ezan mı öngördü, KCK Kürtçe cuma namazlarını öngörüyor. Türk modernleşmesi başörtüsü konusunda hassas mı? KCK sakallı Kürtler konusunda daha hassas.
İlginç bir şekilde bu ülke, her başörtülü gericidir diyen Türk seküler jakobenliğine karşılık, her sakallı IŞİD’cidir diye terör uygulayan Kürt modernleşmesi arasında gidip geliyor.
Bir cunta hareketi olarak kurgulanan 6-7 Ekim kalkışmasında öldürülen bir çok Kürt aslında KCK’nın her Kürt vatandaşı için çıkardığı kılık kıyafet nizamnamesine uymadıkları için öldürüldüler. Çünkü sakallıydılar. Ya da ideolojik olarak Marksist-Leninist değillerdi.
Kendi soydaşına acımadan saldıran aynı kandan aynı kültürden ve aynı sokaklardan gelen insanlara, sırf “şeklen” katlanılmaz bulduğu için katliam uygulayan bir Kürt seküler aklıyla karşı karşıyayız!
Üstelikte öldürülen insanların büyük bir kesimi “itikaden” IŞİD tarafından tekfir edilmiş durumdayken. Daha açıkçası IŞİD’in Türkiye’de kafir ilan ettiği ve katlinde sakınca olmadığını belirttiği HÜDA-PAR’a üye olan ve sempatizanı olma ihtimali olan insanlar sistemli bir şekilde katledildiler.
Hayretler içerisinde 3 gün içerisinde 40 kadar insanın öldürüldüğünü gördük ve buna sebep olan insanlarda en ufak bir nedamet görmedik.
Bu ülkede Ülkücüler ya da AK Partili gençler ya da doğrudan HÜDA-PAR ile ilişkili kişilerin 3 günde 40 kişiyi infaz ettiklerini düşünelim. Ne düşünürdük, ne söylerdik?
Türk Jakoben “zinde” güçlerine yeşil ışık yakan kalkışma hareketinde 3 gün içerisinde öldürülen 40 kişi için ne düşünüyor neler yazıyoruz?
Hele hele, Cumhurbaşkanlığı seçiminde Türkiye’nin bir çok yerinden oy alan büyük bir sempati toplayan Selahattin Demirtaş’ın içine düştüğü içler acısı durumu ve kendi ayağına kurşun sıkan kendi soydaşlarının katline “şekli ve ideolojik” nedenlerle ferman veren haline ne demeliyiz?
“Gelecek güzel günler için 40 Kürt ölmüş ne önemi var? Bizde daha çok var” diye mi düşünüyorlar acaba? Zaten yıllardır bir çok acı çekmiş bir halka, kendi halkına bu kadar yabancılaşmış ve bu kadar düşmanlaşmış bu yapıya Türk jakoben elitlerinin hatalarından ders almaları gerektiğini kim söyleyecek?
Gidip gidip “ilericilik-gericilik” gibi ilkel kalıplara saplanan, kendisini halkının tek ve meşru temsilcisi olarak gören, kendi durumunu “sosyolojiyle” diğer herkesin durumunu ise “komplo teorisiyle” bize izah eden bu jakoben Kürt elitlerine insaniyet namına kim dur diyecek?
Yaşanan bu 6-7 Ekim olaylarının Türk Jakobenlerinin 6-7 Eylülünden ne farkı var?
Bunun adı bile bile lades değil mi?
Post Views: 6
