Abhazya, Nazım Hikmet ve Laz Balıkçılar

EROL KILIÇ KUTELYA

Rize Pazarlı balıkçılar ekmek için, aş için tekneleri ile Karadeniz’e açıldılar. Teknesinin reisi bir eli kesik olan İsmail Zaman’dı.

İsmail Zaman kaptan değildi, reisti. Yani kısa yol ve kıyılarda tekneyi sevk ve idare ediyordu. O yıllarda Karadeniz çok bereketliydi. Deniz kirlenmemişti, insanlar açgözlü değildi ve doğaya saygıları vardı.

Karadeniz’de mavzerle balık avlanıyordu o zamanlar; kofana, torik gibi büyük balıklar. Bizim Laz uşakları da balıkçı teknesine mavzer ve silahlarının mühimmatını doldurmuşlardı.

İyi av vardı. Hiç farkına varmadılar, Türkiye karasularından çıkıp SSCB karasularına girdiklerinin. Zaman reis alaylıydı ama tecrübeli bir denizciydi aslında. Ancak o gün Karadeniz’in bereketli avına dalmış, Sovyet Karasularına girdiklerinin farkına varamamıştı.

Bir müddet sonra SSCB sahil koruma botu geldi ve bizim Laz uşaklarını alıp Abhazya’nın başkenti Sohum’a götürdü.

O gün Moskova radyosu şu haberi geçiyordu:

“Sovyet Karasuları sınırlarını ihlal eden Türk balıkçı teknesi sahil güvenlik botlarımız tarafından Abhazya’nın Suhumi Limanı’na çekildi ve mürettebatın sorgulanmasına başlandı.”

Anadolu toprağının yetiştirdiği dünyaca ünlü şairimiz Nazım Hikmet o günlerde Abhazya’nın Pitsunda tesislerinde yıllık tatilini geçirmekteydi. Radyoda bu haberi duyar duymaz hemen giyindi ve Sohum’a doğru yola çıktı. Arkadaşlarına da şöyle söyledi:

–      “Bunlar ekmeğinin peşinde koşan insanlar. Yakalanıp getirilmişler. Sohum’a, bizimkilerin yanına gidiyorum; belki bir faydam olur.”

Nazım Hikmet Sohum’a gelir ve yetkililere bizim Laz balıkçıları sorarak olayın aslını öğrenir.

Soruşturmayı yürüten yetkililer daha sonra balıkçıların yanına giderek sorarlar:

– “Siz Nazım Hikmet’i tanıyor musunuz?”

Bizimkilerin cevabı, biraz Türkiye’deki Nazım Hikmet korkusu ile karışıkolur:

– “Adını duyduk ama vallahi kendisini tanımıyoruz. Kitaplarını da vallahi billahi okumuşluğumuz yok” derler.

Nazım Hikmet’in Laz balıkçılar ile görüşmesine izin verilir. Nazım onlara bir ihtiyaçları, bir problemleri olup olmadığını sorar.

Balıkçılar, en büyük problemlerinin lisan problemi olduğunu söylerler. Nazım da, “Merak etmeyin, ben onu halledeceğim” der ve balıkçıların tercümanlık görevini üstlenir.

Soruşturma ve duruşmalardan sonra bizim Laz kardeşlerimiz cezalarını çekmek için Sohum cezaevine konulur.

Nazım Hikmet cezaevine elleri dolu kumanyalar ile gider. Cezaevi yönetimine, “Bunlar bizim insanlarımız. Ekmeklerini denizden kazanan insanlar.  Sovyet sularına farkına varamayarak girdiler ve bu tarafa düştüler. Bunlara sahip çıkın” der.

Cezaevi yönetimi ve mahkumlar sanki sözleşmişçesine aynı şeyi söylerler:

– “Siz hiç merak etmeyin, onlar bizim misafirimizdir. Bir Abaza misafirine nasıl davranması gerekirse onlara da aynı şekilde davranacağız” derler.

***

Yıl 1982… Rize Pazar’da banka teftişim esnasında bir eli kesik olan İsmail Zaman reisle tanıştım. Bana bu olayı anlatarak şunu ilave etti:

– “Abazaların misafiriydik. Bizi hapishanede dahi en güzel bir şekilde ağırladılar.”

***

Yıl 1992… Abhazya ziyaretimde bu olayı anlattım.

“Evet Nazım Hikmet  burada tatildeydi. Balıkçılara tercümanlık yaptı. Onlara bizim kadar sahip çıktı” dediler.

***

İşte böyle… Biraz Macar, biraz Leh, biraz Çerkes’ti Nazım Hikmet… Ama önce insan, sonra adam gibi adamdı ve Anadolu’nun samimi bir sesiydi.

Post Views: 15

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir