SELÇUK BAĞLAR
Esas olan devletinin sürekliliğidir. Bu nedenle AKP ile başlayan yeni dönemde Türk Devleti’nin kendi içindeki eski kuşak İttihatçı kadroları temizleyerek yola devam edeceği açıktır. Türk devleti kendi varlığını garanti altına almak için demokratikleşmeyi bile içine sindirebilir.
Şimdi ulus devletler küresel dinamiklere karşı yeniden örgütleniyorlar. Yaşanan küresel ekonomik kriz nedeniyle, ulus devletler için bir rahat nefes alma imkanı doğdu. Türkiye bu ekonomik krizi hafif yaralarla atlatırken oluşan bu fetret döneminde Kürt sorununu çözmek adına doğru zamanlamayla düğmeye bastı.
Kürt sorununda baştan beri ABD Kuzey Irak Kürtlerini ve Türkiye’yi marke ederken, Almanya merkezli AB Türkiye Kürtleri üzerinde projeler geliştirdi. ABD’nin Öcalan’ı Türkiye’ye vererek Alman merkezli AB’nin bu oyunda belirleyici olamayacağı gerçeğini herkese gösterdi. Şimdi AB ekonomik kriz içerisinde çırpınırken Türkiye doğru bir zamanlamayla Kürt tarafını masaya çağırdı. Bu durum en çok Almanya’yı rahatsız etmiş olmalıdır. Alman Şansölye’sinin son Türkiye ziyaretinde yaptığı konuşmalar Türk Devleti’nin Kürt sorununu çözme ihtimalinden duyduğu rahatsızlığı ve bu konuda istenilen düzeyde bir işbirliğine yanaşmayacağını gösterdi.
Fransa’nın bu konudaki tavrı açıkça kniktir. Türkiye’nin Frankofon Kuzey Afrika’da güçlenmesi ihtimaline karşı Kürt sorunun çözülmemesi için her türlü sorunu daha da derinleştirmeye çalışacağı açıktır.
Öcalan’la yapılan görüşmeler son yirmi yıl içerisinde özenle oluşturulmaya çalışılan Kürt Mandelası’nı hayli yıpratacağa benziyor. Çünkü görüşmeler üniter devlet ve demokratikleşme düzeyinden taviz verilmeyerek başlatıldı. Bu durum başlangıçtan beri silahlı eylemlerle kendisini dayatan, hiçbir demokratik reflekse sahip olmayan PKK’yı hayli zora sokacağa benzemektedir.
Siyasal Kürtüçülüğün ‘Önderlik’ kavramına yaptığı yatırım aslında diğer ‘Ulu Önder’lerin nasıl yapay bir şekilde oluşturulduğunu gösteren güncel bir deneyimdir. Tüm zamanların en akıllı, en bilge, en savaşkan, en yakışıklı, en sofistike önderi olarak dayatılan Atatürk’ün de böylesi bir mistifikasyona kurban edildiği açıktır.
Genelkurmayın geçen hafta içerisinde ortaya çıkan tahrifatlarını doğru okumak gerekmektedir. Anadolu’da yaşanan Kurtuluş Savaşını her zaman ve sadece ‘Atatürk ve Silah Arkadaşları’ düzeyinde tutan bu zihniyetin aslında en az Atatürk kadar İttihatçı ve Türkçü olan Çerkes Ethem’e uyguladığı sansür anlamlıdır.
Çerkes Adı Bir Hayalet Gibi İki Tarafa’da Kendisini Neden Dayatıyor?
Çözümü aranan sorun Kürt sorunu iken tarafların ikide bir Çerkesleri akıllarına getirmeleri ne kadar ilginç değil mi!
Aslında Çerkesleri çağıran ve onları bu tartışmalara malzeme yapan şey Zamanın Ruhudur. Her ne kadar Ankara merkezli federasyonlar Türkiye Çerkeslerini başarılı bir şekilde manüple etse de… Bu federasyonlar Çerkeslerin demokratik taleplerini en düşük düzeyden dillendirseler de; Çerkes adının kendisi artık hep bu tartışmaların bir kenarında duracaktır.
Çünkü Yeniçeri Ocağının lağvedildiği yıllardan bu yana Osmanlı ve Türk Devleti’nin savaşkan kadrolarını en çok besleyen halk Çerkes halkı olmuştur.
Şimdi Türk Devleti özellikle son 15 yıl içerisinde yaşanan bir dönüşümle daha Ala-Turcalaşmıştır. Bunun bir izdüşümü olarak yeni Devletle Çerkesler adına yeniden temas kurulması ve temel problemlerimizin anlatılması gerekmektedir. Çünkü dönüşen bu yeni Türk Devleti Çerkeslerin daha erken dönemlerde Sünnilik ve Türklük üst başlığında özümsendiği ve geriye sadece kültürel bir tortunun kaldığını sanmaktadır.
Bu bağlamdan olmak üzere Çerkesler merkezi İstanbul’da olacak yeni bir federasyon kurmalı ve bu dönemde Çerkes halkının taleplerini yeni Devlete anlatmalıdırlar.
Türkiye Çerkeslerinin sadece Taha Akyol ve Aytunç Altındal gibi fenomenlerden ibaret olmadığı anlaşılmalıdır. Türkiye’de halen ana Çerkes toplumu ataları gibi Çerkestirler. Bu bağlamdan olmak üzere ‘Türk Kimliği’ Çerkesler için bir üst kimlik değil, bir paralel kimliktir.
Türkiye Çerkesleri Türkleştirildikleri İçin Değil, Göçebe Olmadıkları İçin Uyumludur
Türkiye’de Çerkeslik Taha Akyol’un özenle iğdiş ettiği sosyolojik kavramlardaki gibi salt kültürel bir olgu değildir, aksine en az Türk ve Kürt kimlikleri ve kişilikleri kadar siyasal, tarihi ve reel bir olgudur.
Bununla birlikte Türk olmak ya da Türklük, aslında Türkiye Çerkeslerinin gündemine girmiş bir tartışma değildir. Bugün Çerkeslerin yoğun olarak yaşadığı hiçbir yerde böyle bir tartışma yoktur. Üstelik okumuş yazmış ulusalcı aydınlar dışındaki Türk halkı da pek ala Çerkeslerin Türk olmadıklarını bilir.
Ancak sanılanın aksine Türk olmamak ille de çatışmayı getirecek diye bir şey değildir. Tarihsel olarak Türkiye Çerkesleri ile Türk Devleti arasında bir oydaşma vardır. Ve taraflar birbirlerine ‘şuradan kalk, şuraya otur’ dememişlerdir. Gerçi Cumhuriyetin kurulduğu günden bu yana Türk Devleti diğer halklar kadar Çerkesleri de asimile etmek için yoğun çabalar harcamıştır. Ancak Türkiye Çerkeslerinin -dilsel ve kültürel olarak birçok şey kaybetmiş olsalar bile- Türkleştiklerini söylemek mümkün değildir. Bir şekilde bu tartışma Çerkeslerin anlamsız ve saçma bulduğu bir tartışma olarak kalmıştır.
Genelkurmayın Çerkes Ethem üzerine uyguladığı bu karartma Türkiye Çerkesleri ve Türk Devleti arasındaki bu oydaşmanın ve hukukun ihlalidir. Çerkesler Türk Devletinin kurumlarındaki bu akıl tutulmalarına ve hukuk ihlallerine alışkındırlar. Ancak bunu abartıp saçmalamanın da gereği yoktur. Zaten Genelkurmay kendi sitesindeki bu muharref resmi orjinaliyle değiştirmiştir. Umulur ki bu değişim zihinlerde de yaşansın.
Taha Akyol gibi düşünen ve Çerkes toplumunun sosyolojisi ve tarihi hakkında hiç bir şey bilmeyen yarı aydınların anlayamadığı şey şudur: ‘Biz Çerkesiz’ demek Siz ‘Türksünüz ve sizden nefret ediyoruz, siz kötüsünüz’ demek değildir. Biz Çerkesiz demek sadece biz Çerkesiz demektir.
Ne var ki Türkiye’deki Çerkes kimliği gündeme Kürt Sorunu üzerinden girdiği için olsa gerek bu nüans anlaşılamamaktadır.
Bir yerde ‘Çerkesler’de bizim kardeşimizdir’ denmeye başlanıyorsa orada bir çatışma başlamış demektir. Bu sözü en son Kaddafi, Misrata Çerkesleri için söylemişti. Ama bu onun sonunu değiştirmedi. Şimdi Türk ve Kürt kimlikleri aralarında yaşadıkları çatışmalarla yeniden evrilirken, hiçbir analitik yeteneği olmayan Türk yarı aydınlarının Çerkes kimliğini de, ya sadece kültürel bir tortu olarak kabul etmesi, ya da Türk kimliğinin bir izdüşümü olarak ele alması gibi çarpık bir durumla karşı karşıyayız.
Oysa Türkiye Çerkesliğinin de tıpkı Türkiye Türklüğü ve Türkiye Kürtlüğü gibi kendi tarihi vardır. Ve bu tarih kendi bağlamında ele alınmadıkça Çerkesler ‘devşirmeler’ ya da ‘potansiyel hainler’ olarak anılmaktan kurtulamayacaklardır.
Post Views: 16
