Suriye’de Ağıtların Dili

EROL KILIÇ KUTELYA

Suriye’de her geçen gün maalesef barışa değil savaşa yaklaşıyoruz. Bu savaş halkların savaşı değil, emperyal güçlerin amaçları doğrultusunda planlanan sömürüye endeksli bir savaştır.

Savaşın halk bazında galibi de olmayacaktır. Ancak bu savaş;  diğer savaşlarda olduğu gibi silah imal ve satıcıların cirolarını yükseltecek, kârlarını arttıracaktır. Bu arada Ortadoğu’daki krallar, sultanlar, emirler, şeyhler, şıhlar, aşiret reisleri gibi monarşist ve feodallerin sosyal statülerinin devamı için gerekli ortam yaratılmış olacak, sömürü sistemin devamı sağlanacaktır.

Nitekim bazı krallık, sultanlık ve emirliklerin gerek lojistik, gerek finansal destekleri bu amaca yöneliktir. Ancak şu bilinmelidir ki, Suriye’de savaşın ardından annelerin ağıtları büyük çoğunluğu Arapça olacak, ancak Kürtçe,  Ermenice, Türkmence, Abhazca, Adigece, Çeçence, Osetçe de ağıtlar yakılacaktır.

Zafer şarkıları mı?

Evet o şarkılar sadece İngiliz ve İbrani (ivrit) dillerinde olacaktır.

Bugün Suriye’de tarafsız olmak en büyük risktir. Tarafsız kalmak iki ateş arasında kalmak, iki düşman sahibi olmaktır. Suriye’de yaşayan Kuzey Kafkasya halkları tercihe zorlanmaktadır. Biz Kafkas halkları tarihimizde hep tercihe zorlandık şimdi olduğu gibi.

Suriye’den savaş nedeni ile gelenler için Türkiye’de açılan kamplarda Kafkas halkından insanları görmemekteyiz. Çünkü onlar için ”savaştan kaçtılar” sözcüğü büyük onursuzluktur.

Adigey, Kabartay – Balkar, Abhazya Cumhuriyetleri ile Ermenistan’a Suriye’den gelen grupların sayısı çok azdır. Karaçay – Çerkes Cumhuriyeti’ne ve Kuzey Osetya’ya gelmek için müracaat eden insanlarımız da bulunmaktadır. Ancak dedenin, babanın, annenin, kardeşinin mezarlarının bulunduğu toprakları terk edip anavatana dönmek dahi zordur. Çünkü mezarlar bir çimento gibi bağlayıcıdır. İnsanları o topraklarda tutar.

Suriye’de şu anki savaş bir iç savaş olup, dramatiktir. Bu dramatik savaşta Suriye’de yaşayan Kafkas insanı da büyük trajediler yaşamaktadır.

Biz de diasporada yaşayanlar bir şey yapamamanın ezikliği içindeyiz. Ama birşeyler yapmalıyız, açılan yardım kampanyalarına destek vermeliyiz.

Gün 24 saat, biz de 24 saat barış demeliyiz. Barıştan kardeşlikten yana olmalıyız. Savaşa hayır demeliyiz.

Suriye’de devam eden bu iç savaş daha büyük bir boyut kazanıp Türkiye ve İsrail de savaşa katılırsa bu trajedi daha da artacaktır. Kardeşler birbirlerine silah çekme durumunda kalacaktır.

Bizim halkımız geçmişte bunu yaşamıştır.

1877 / 1878 yıllarında, Osmanlı – Rus savaşında Abhazya’ya çıkartma yapan Osmanlı Ordusu’nda gönüllü Çerkes ve Abhazlarla anavatan Abhazya’da yaşayan Abhazlar;

1914 yılında birinci dünya savaşında Sarıkamış kuşatmasında Osmanlı ordusunda görev yapan gönüllü Kafkas askerleri ile Rus çarlık kuvvetlerinde askerlik yapan Kafkasyalılar;

1967 ve 1973 yıllarında Arap-İsrail savaşlarında Mısır, Ürdün, Suriye’de yaşayan Kafkasyalılar, Arap ordularında askerlik görevi yaparken, İsrail ordusunda görev yapan İsrail’de yaşayan Kafkasyalılar karşı karşıya geldiler.

1877 / 1878 Osmanlı  – Rus savaşında Abhazya’ya çıkartma yapan Osmanlı ordusundaki Kafkasyalılar, karşılarında kardeşleri Abhazları görünce silahlarını bırakıp savaş alanını terk etmişlerdi.

1914 yılında Sarıkamış kuşatmasında Osmanlı ordusundaki Kafkasyalılar, Rus çarlığı ordusundaki Kafkasyalılara Adigeçe, Abhazca, Osetçe, Çeçence, Dağıstan dilleri ile yüksek sesle bağırıyorlardı,

–  İçinizde Çerkes var mı?

–  İçinizde Kafkasyalı var mı?

Çünkü kardeş kardeşi vurmak istemiyordu.

1967 ve 1973 yıllarındaki Arap-İsrail savaşlarında Arap ve İsrail ordusundaki Kafkasyalıların yakın mesafeden birbirlerine silah atmamak için buldukları formül çok ilginçti.

Başlarına giydikleri kepleri sol omuzlarındaki apoletlere sıkıştırmışlardı. Oradan birbirlerini tanımaya çalışıyorlardı.

Suriye’deki iç savaş ne biz Çerkeslerin,  ne de Arapların, Kürtlerin, Türklerin savaşı da değildir. Bu savaş emperyalizmin savaşıdır.

Bu iç savaş çağımızın insanlık ayıbıdır. Bu insanlık ayıbında biz Çerkes halkı yokuz. Çünkü bizim yazılı olmayan ama yaptırım gücü çok yüksek olan bir anayasamız vardır. Bu anayasamızın adı HABZE’dir. Habzenin temeli ise ”ayıp” ve ”onur”dur.

Tanrı hiç kimseyi, hiç bir halkı onursuz kılmasın, ayıbı ile yaşatmasın.

Post Views: 15

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir