Merhaba

KUŞHA FARUK ÖZDEN

Özgür Çerkes’teki yazılarıma bütün okurları selamlayarak başlıyorum.

***

Gündem oldukça hareketli.
Bir tarafta hızlı değişen bir dünya gündemi; öte yanda kendi tarihi ve aktüel dinamiklerinden doğan farklı bir Türkiye gündemi.
Beri yanda ise bütün dünya ve Türkiye’deki gelişmelerden bağımsız oluşturulmaya çalışılan Çerkesler’in gündemi…

***

Epey bir süredir demokratikleşme ve yeni anayasa tartışmalarının doldurduğu Türkiye gündeminin bu günlerdeki önemli başlığı ise malum: Dersim…

Çocukluğumuzda eskiler Şeyh Sait İsyanı ile Dersim’i karıştırarak anlatırlardı. Bazen Dersim derlerdi, bazen Kürt İçtiması. Dersim mevzuu açılınca sesler alçaltılır, yapılan zulümler adeta fısıltıyla anlatılırdı.
Fakat ne kadar unutturulmak istense de toplumsal hafızadan silinmiyor.
Unutturulmak istenenler bilinç altında bir yerlerde saklı kalıyor ve uygun zaman gelince volkan gibi günyüzüne çıkıyor; tıpkı Dersim zulmünün bugün hatırlandığı ve hatırlamayanlara da hatırlatıldığı gibi.
Aslında toplumsal bilinçte saklanan ve tekrar hatırlatılması gereken epeyce olay var yakın tarihte: Ermeni tehciri, Marmara Bölgesi Çerkesleri’nin sürülmesi, Çorlu olayları, Varlık Vergisi, 6-7 Eylül olayları, Maraş olayları, Çorum olayları, Madımak katliamı, faili meçhuller ve benzer daha niceleri…

***

Dersim adına çok şey söylendi ve bundan sonra da söylenecek. Başbakanın devlet adına özür dilemesi bir ilk olması nedeniyle tarihi önemdedir. Bu özür, gerçeklerin üzerini örten resmi tarih şalını yırtıp atmıştır.
Bu aynı zamanda on yıllarca bu ülke insanına kan kusturan tek parti faşizminin defterinin dürülmeye başlandığının da bir işaretidir.

***

Dersim’i ilk duyuşum, üzerinden yıllar geçtikten sonra bir türkü ile olmuştu:
“Dersim dört dağ içinde”
(…)
Bu türkü devrimci(!) gecelerin vaz geçilmezi olarak çalınır söylenirdi.
Sonra, Ş. Süreyya Aydemir’in “Tek Adam” ve “İkinci Adam” adlı kitapları gibi kıyısından da olsa bu konulara değinen basılı eserlerle karşılaştım.
Marmara Bölgesi Çerkesleri’nin sürgününü de o yıllarda öğrenmiştim.
Marmara Bölgesi Çerkesleri denilince çocukluğum ve köyün imamı gelir hatırıma. Köyümüzün imamı kimine göre Anzavur isyanından kaçmıştı, kimine göre Ethem kuvvetlerine mensup biriydi. Belki de bir sürgün kaçkınıydı. Doğrusu hangisi idi onu hiçbir zaman öğrenemedik.
Ayrıca Ethem kuvvetlerinden kaçan Çapanoğulları’nın da Uzunyayla’ya sığındığı anlatılırdı o günlerde. Hangi köye veya kimlere sığındığı hakkında ise farklı rivayetler var.
Çerkes Ethem imzalı “Hatıralarım” isimli kitabın gizlice elden ele dolaştırıldığı da çocukluk yıllarımın unutamadığım anıları arasındadır.
***
Laf lafı açtı, pek çok şeyden bahsettim.
Fazla uzatmayacağım.
Peki bütün bunları neden anlattım?
İnsanlarımızın Çerkesçe’yi dahi fısıldayarak konuştukları günlerden, Tv programlarına katılıp gururla Çerkes olduklarını dile getirdikleri günlere geldik, çok şükür.
Ancak, bu yol kat edilirken Çerkesçeyi yüksek sesle konuşacakların sayısının hızla azaldığı da bir vakıa.
Yani şekil değiştirse de sorunlarımız derinleşerek devam ediyor.
***
Şimdi bazılarının zihninden şöyle bir soru geçtiğini tahmin edebiliyorum: “Çerkesleri anladık da, Dersim’den bize ne yahu?”
Bu soru yanlış.
Eğer bugün biz, Türkiye’de veya dünyada, ezilenlerin, horlananların yanında tavır almaz isek, yarın kendi haklı davalarımızı gündeme getirdiğimizde yanımızda kimseyi bulamayız.
Türkiye’de ezilenler, hakları gasp edilenler bir araya gelmediği, birbirlerine sahip çıkmadığı müddetçe, kendini devlet sanan veya devletin de kendisi gibi düşünmesi gerektiğini zannedenlerle mücadele mümkün olmayacaktır.
Bunu hiç unutmayalım, tavrımızı buna göre geliştirelim.
***
Bu son cümle ile hoşçakal değil, hepinize bir kez daha merhaba diyorum.

Post Views: 16

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir