MURAT ÖZDEN
Belki şehre bir film gelir,
Bir güzel orman olur yazılarda,
iklim değişir Akdeniz olur
Gülümse.
…
Kürt siyasetçi, şair, yazar Kemal Burkay’ın yıllar önce yazdiği ve Sezen
Aksu’nun besteleyip milyonlarla buluşturduğu bu dizelerdeki gibiyiz.
Burkay 30 yıl ayrı kaldığı ülkesine nihayet dönebildi. Bir televizyon
programında belirttiği gibi “iklim değişti ama akdeniz olamadı” dedi.
Ancak Burkay nasıl bir gerilimin ve ateşin içine düştüğünün sanıyorum
pek farkında değil.
30 yıl Türkiye’de çok acılar çekildi, çok kan döküldü, çok gözyaşı aktı. Çok büyük mücadeleler verildi. Burkay yaşananları bir film izler gibi uzaktan izledi. Onun için algı kaymaları olabileceğini düşünüyorum. 74yıl ayakta kalabilmiş bir siyasetçi umarız doğru yerde durur.
Umarız saygınlığına gölge düşürecek söylem ve eylemler içinde bulunmaz. Barışa katkı sunma imkanı yakalar.
…
Bugün bütün mesele cumhuriyetin kuruluş felsefesindeki sakat anlayıştan
kaynaklanmaktadır. Devletin oturup özeleştiri yapabilmesi durumunda bütün
meselelerin çözüm yolları açılacaktır.
Türkiye’yi “tek uluslu, tek dilli” bir ülke kılma mantığı yanlışlığın başlangıcıdır. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı imparatorluğunun bakiyesidir. Bu bakiye çok etnikli, çok dilli, çok dinli, çok mezhepli bir yapıdır.
Bu yapıları inkar, imha ve asimile etmek üzerine kurulmuş bir politik anlayış
bütün acıların ve sorunların kaynağıdır.
Bu topraklarda sadece Kürtler asimilasyon, inkar ve imha politikasına tabi
tutulmadılar; bütün etnik topluluklar bu süreçten payını aldı.
Çerkesler, Rumlar, Ermeniler, Gürcüler, Lazlar, Yahudiler, Süryaniler, Araplar, Arnavutlar, Aleviler de asimile edilerek yok edilmeye çalışıldılar.
Uygulanan şiddet, baskı ve asimilasyon politikalarıyla anadildeki isimler değiştirildi. Trabzon, Rize, Artvin yörelerindeki Rumca, Ermenice, Gürcüce ve Lazca binlerce köy, ilçe, dağ, ırmak ve vadi ismi literatürden çıkarıldı.
Her bölgedeki Çerkes köylerinin isimleri değiştirildi. Doğuda Kürt ve Süryani isimleri değiştirildi.
Soyadı kanunu ile insanların kendi anadillerindeki soyadlarını almaları yasaklanıp, Türkçe soy isim alma mecburiyeti getirildi.
Kılık kıyafet kanunu ile insanların kendilerine özgü milli kıyafetlerini giyebilmeleri yasaklandı.
Vatandaş Türkçe konuş kampanyaları ile insanlara anadillerini kullanmamaları için baskılar uygulandı.
Türkiyenin bugün yaşadığı sorunun sadece Kürt meselesi ve terör ile açıklanması mümkün değildir. Terör ve onunla özdeşleştirilmek istenen PKK sadece bir sonuçtur.
Maalesef, Türkiye sadece sonuçla uğraşmakta, sorunun asıl çözümüne yanaşmamaktadır.
Sorun ülkede demokrasiyi geliştirerek çözülebilir. Demokrasi ise insanların kendilerini, kimliklerini ifade edebildikleri rejimin adıdır. (Siyasi, etnik, dini, kültürel, cinsel, mesleki)
Zaman zaman geçmişte siyasiler Türkiye demokrasisinin can alıcı meselesi olan Kürt meselesine değindiler. Özal “federasyon dahil herşeyi tartışabiliriz”, Demirel “Kürt realitesini tanıdık”, Mesut Yılmaz “Avrupa Birliğinin yolu Diyarbakırdan geçer” dedi. Ancak bunlar sadece dedikleri ile kaldılar.
Akparti Türkiyenin demokratikleşmesi için gerekli imkanı ve iktidar çoğunluğunu yakalamıştı. TRT ŞEŞ’in açılması, Kültür Bakanlığı tarafından Kürtçe eserlerin yayınlanması, Kürtçe, Çerkesce ve diğer dillerde albümler yayınlanması umut verici gelişmelerdir.
Ancak Akparti’nin sorunların çözümü için müzakere yöntemini değil de, savaşı seçmesi iç karartıcı bir durumdur maalesef.
Oysa demokratikleşme sorunu savaşarak çözülecek olsaydı, 30 yıldır zaten çözülürdü.
Demokratik açılım süreci ile birlikte iklimin ilkbahara ve yaza doğru gitmeye başlayacağını ummuştuk. Ama yanılmışız. İklim hızla karakışa dönüşüyor.
12 Haziran seçimlerinden sonra Türkiye’nin çok daha güzel ve yaşanılası bir ülke olacağına inanmak istemiştik. Ancak çok kısa bir sürede sözün bitirilip ellerin tetiklere gittiği bir döneme girmiş bulunuyoruz.
Ancak bu girilen yol çıkmaz bir yol. İnşallah bu yoldan vazgeçilip sorunların müzakere ile çözüleceği bir yola girilir.
Biz ne Türk çocuklarının tabutlarının bayrağa sarılıp mezara konduğu, ne de Kürt çocuklarının dağlarda öldürüldüğü bir Türkiye’yi istemiyoruz. Öncelikle insan hayatının kutsal olduğuna, bir insanın başka bir insanın canına kast etmemesi gerektiğine inanıyoruz. Sorun barışçıl yollardan çözülmeli.
Ayrıca bu savaş ortamı Çerkeslerin taleplerinin de önünü tıkamaktadır.
Biz Çerkesler, bütün kimliklerin haklarının verildiği ve desteklendiği bir Türkiye’yi hayal ediyor ve istiyoruz.
Bu barışçıl yollardan gerçekleştiği takdirde ancak iklim Akdeniz olur.
O zaman hep beraber gülümseriz.
Hepimizin mücadelesi bu olmalı.
Post Views: 20
