Abhazya Beşeri Bilimler Enstitüsü öğretim üyesi tarihçi Merzey Aslanbek, İstanbul Kafkas Kültür Derneği’nde Türkçeye çevrilen “Zeyko” kitabı üzerine düzenlenen söyleşide, Çerkes savaş kültürünün en tartışmalı kurumlarından birini anlattı. Aslanbek’e göre, çoğu zaman yalnızca ganimet seferleri olarak görülen Zeyko, gerçekte Çerkes toplumunun savunma mekanizmasının, savaşçı yetiştirme sisteminin ve Rus-Kafkas savaşlarındaki uzun direnişinin temel unsurlarından biriydi.
Merzey Aslanbekin Söyleşisinde Öne Çıkan 10 Tespit
1. “Zeyko’nun amacı ganimet değil, savaşçının kazandığı ün ve şandı.”
Çalışmanın merkezindeki temel sonuçlardan biri, seferlerin ekonomik kazançtan çok toplumsal prestij üretmesiydi.
2. “Aristokrat savaşçı getirdiği ganimeti kendisine saklayamazdı.”
Ganimetin ihtiyaç sahiplerine dağıtılması toplumsal bir yükümlülük olarak görülüyordu.
3. “Prensler ve soylu savaşçılar çiftçilik yapamaz, ticaretle uğraşamazdı.”
Aristokrat savaşçı sınıfın temel görevi yalnızca ülke savunmasıydı.
4. “Çerkesler Ruslarla büyük meydan savaşlarından kaçındı.”
Açık savaşların ağır kayıplara yol açmasının ardından gerilla savaşı temel mücadele yöntemi haline geldi.
5. “Rus generaller en çok Çerkeslerin meydan savaşına çıkmamasından şikâyet ediyordu.”
Rus askerî kaynaklarında bu durumun sık sık vurgulandığını belirtti.
6. “İslamiyet savaşa yeni bir motivasyon ekledi: şehitlik.”
Daha önce kahramanlık ve şan ön plandayken, zamanla şehitlik fikri de savaş kültürünün parçası oldu.
7. “Çerkes mücadelesi hiçbir zaman bütünüyle gazavat olarak tanımlanmadı.”
Gazavat ve şehitlik kavramları kullanılsa da savaşın temelinde tarihsel sefer geleneği bulunuyordu.
8. “Zeyko ülkenin savunulmasını sağladı ama hayatı savaş merkezli hale de getirdi.”
Arslanbek’e göre sistemin hem güçlü hem de zayıf yönleri vardı.
9. “Bir süre sonra Zeyko, Çerkes birliğinin önünde engel oluşturmaya başladı.”
Rus ilerleyişi karşısında ortak hareket etme ihtiyacı arttıkça iç seferler sınırlandırıldı.
10. “Tarihçinin görevi geçmişi yargılamak değil anlamaktır.”
Arslanbek, çalışmasının amacının Zeyko’yu övmek ya da mahkûm etmek değil, tarihsel bağlamı içinde açıklamak olduğunu vurguladı.
İstanbul Kafkas Kültür Derneği, Çerkes tarih yazımında son yılların dikkat çeken çalışmalarından biri olan “Zeyko” kitabının yazarı tarihçi Merzey Aslanbek‘i ağırladı. Yoğun katılımla gerçekleştirilen ve Adigece yapılan söyleşinin çevirisini, kitabın Türkçe çevirmeni Janak Mehmet Rıza üstlendi.
Programın açılışında Kabardey kökenli tarihçinin akademik yaşamı tanıtıldı. Kabardey-Balkar’da eğitimini tamamlayan, tarih doktorasını aldıktan sonra çalışmalarını Abhazya’da sürdüren Aslanbek’in aynı zamanda Abhazya Savaşı’na katılmış isimlerden biri olduğu hatırlatıldı.
***
Konuşmasına kitabın ortaya çıkış sürecini anlatarak başlayan Aslanbek, “Zeyko” üzerine araştırmasının yaklaşık çeyrek asır önce başladığını, ilk baskının 2000’li yılların başında yayımlandığını, yeni belge ve değerlendirmelerle genişletilen çalışmanın daha sonra yeniden basıldığını söyledi. Kitabın Moskova’daki etnoloji çevrelerinde de ilgi gördüğünü belirten tarihçi, araştırmasının çıkış noktasını ise tek bir sorunun oluşturduğunu ifade etti:
“Çerkes kültüründe bu kadar yaygın kullanılan bir kavram neden bugüne kadar ciddi biçimde incelenmemişti?”
Zeyko Neydi?
Aslanbek’e göre Zeyko, yalnızca bir akın ya da ganimet seferi olarak tanımlanamaz. Nart destanlarından atasözlerine, halk anlatılarından günlük dile kadar geniş bir alanda yaşayan bu kavram, Çerkes toplumunun yüzyıllar boyunca geliştirdiği askerî ve toplumsal sistemin temel unsurlarından biriydi.
Tarihçi, Zeyko’nun anlaşılabilmesi için önce Kafkasya’nın tarih boyunca bulunduğu jeopolitik konuma bakılması gerektiğini söyledi. Bölgenin yüzyıllar boyunca Sarmatlar, Hunlar, Kırım Tatarları ve çeşitli bozkır güçlerinin geçiş güzergâhı olduğunu hatırlatan Aslanbek, bu sürekli baskının Çerkesleri kendilerine özgü bir savunma düzeni geliştirmeye zorladığını belirtti.
Bu sistemin merkezinde yer alan Zeyko’nun, ülke sınırları dışında gerçekleştirilen askerî seferleri ifade ettiğini kaydeden Aslanbek, “Ülke içinde yapılan faaliyetler sefer sayılmazdı. Sefer, ülke dışına yapılan askerî harekâttı. Amaç yalnız savaşmak değil, savaşçı yetiştirmek ve toplumun savunma kapasitesini sürekli canlı tutmaktı.” dedi.
Ganimet değil, toplumsal itibar
Söyleşinin en dikkat çekici bölümlerinden biri, seferlerin gerçek amacına ilişkin değerlendirmeler oldu. Aslanbek, yaygın kanaatin aksine Zeyko’nun temel motivasyonunun ganimet olmadığını savundu.
Araştırmalarının önemli bölümünü “İnsanlar neden sefere çıkıyordu?” sorusuna ayırdığını belirten tarihçi, aristokrat savaşçıların elde ettikleri ganimeti kişisel servete dönüştüremediklerini söyledi. Getirilen malların ihtiyaç sahiplerine dağıtılmasının toplumsal bir zorunluluk olduğunu ifade eden Aslanbek, “Ganimeti paylaşmamak büyük bir ayıp sayılıyordu.” diye konuştu.
Ona göre savaşçının asıl kazancı şöhret ve saygınlıktı. Başarıyla dönen gençler toplum tarafından kahraman olarak karşılanıyor, adları yayılıyor ve evlenme şansları artıyordu. Genç kızların düzenlenen törenlerde kahraman savaşçılara içki sunmasının da romantik bir ritüelden çok, toplumun gösterdiği saygının sembolü olduğunu söyledi.
Savaşçılık bir meslekti
Aslanbek, Çerkes toplumunda özellikle Kabardeylerde profesyonel bir savaşçı aristokrasisinin oluştuğunu anlattı. Prenslerin ve soylu savaşçıların ticaret yapmalarının, çiftçilikle uğraşmalarının ya da mülk edinmelerinin hoş karşılanmadığını belirten tarihçi, bu sınıfın temel görevinin ülkenin savunulması olduğunu ifade etti.
Çocukların küçük yaşlardan itibaren “atalık” sistemi içinde yetiştirildiğini, ardından seferlere katılarak askerî tecrübe kazandıklarını belirten Aslanbek, iyi savaşçı olmanın ancak savaşçılığı hayatın merkezine koymakla mümkün olduğunu söyledi.
Bu yapının bütün Çerkes topluluklarında aynı olmadığını da vurgulayan tarihçi, Kabardeylerde aristokrat savaşçı oranının yüzde 20’lere ulaştığını, Batı Çerkes topluluklarında ise daha yatay toplumsal yapılar nedeniyle bu oranın yüzde 2-5 seviyesinde kaldığını ifade etti. Kabardeylerin Hazarlar ve Altın Orda ile kurdukları ilişkiler sayesinde Kuzey Kafkasya’da erken devletleşen toplumlardan biri olduğunu belirten Aslanbek, bu durumun askerî örgütlenmeyi de doğrudan etkilediğini söyledi.
Bir asırlık direnişin sırrı
Aslanbek’e göre Zeyko sisteminin tarihsel önemini ortaya koyan en önemli örnek, Rus-Kafkas savaşlarıdır.
Çerkeslerin yaklaşık yüz yıl boyunca Rus İmparatorluğu’na karşı direnebilmesini bu sistemle açıklayan tarihçi, savaşın ilk dönemlerinde Çerkes süvarilerin açık arazide başarılı olduğunu, ancak Rus ordusunun modernleşmesiyle birlikte stratejinin değiştiğini anlattı.
Kabardeylerin ağır kayıplar verdiği meydan savaşlarının ardından Çerkeslerin büyük çaplı cephe savaşlarından vazgeçtiğini belirten Aslanbek, bunun yerine küçük, hızlı ve hareketli birliklerle yürütülen gerilla savaşının benimsendiğini söyledi.
Rus generallerinin anılarında en çok şikâyet ettikleri konunun da bu olduğunu aktaran tarihçi, “Rus komutanlar Çerkeslerin hiçbir zaman büyük bir ordu halinde savaşmamasını en büyük sorun olarak görüyorlardı. Çünkü böyle bir savaş olsaydı Çerkesya’nın kısa sürede işgal edileceğini düşünüyorlardı.” dedi.
Yaklaşık bir milyon nüfusa sahip Çerkes toplumunun sınırlı askerî gücü nedeniyle hareketli savaş yöntemini tercih ettiğini belirten Aslanbek, “Rusya Polonya’yı iki yılda, Orta Asya hanlıklarını kısa sürede işgal etti. Çerkeslerin yüz yıl direnebilmesi tesadüf değildi.” değerlendirmesinde bulundu.
İslamlaşma savaş anlayışını değiştirdi
Söyleşide öne çıkan başlıklardan biri de İslamlaşma sürecinin savaş kültürüne etkisi oldu.
Aslanbek, eski dönemde savaşın esas olarak aristokrat savaşçıların görevi olduğunu, İslamiyet’in yayılmasıyla birlikte köylülerin, zanaatkârların ve din adamlarının da mücadeleye katıldığını söyledi.
Daha önce savaşçının bu dünyada şan ve itibar kazanmaya çalıştığını, İslamlaşmayla birlikte buna şehitlik düşüncesinin eklendiğini belirten tarihçi, buna rağmen Çerkes direnişinin Çeçenistan ve Dağıstan’daki örneklerde olduğu gibi doğrudan “gazavat” olarak tanımlanamayacağını vurguladı.
Katılımcıların soruları üzerine Osmanlı arşivlerindeki bazı belgelere de değinen Aslanbek, 19. yüzyılın ilk yarısına ait kayıtlarda Kuban bölgesindeki bazı Çerkes topluluklarının henüz tam anlamıyla İslamlaşmadığı yönünde değerlendirmeler bulunduğunu söyledi. Bu durumun, İslamlaşmanın sanıldığından daha geç ve karmaşık bir süreç olduğuna işaret ettiğini belirtti.
Ne kahramanlık efsanesi ne de yağma geleneği
Söyleşinin sonunda Aslanbek, kitabının temel yaklaşımını da özetledi. Zeyko’nun yalnızca olumlu yönlerini anlatmadığını vurgulayan tarihçi, sistemin ülke savunmasını güçlendirirken toplumsal hayatı savaş merkezli hale getirdiğini, bunun da bilimsel ve kültürel gelişimi zaman zaman sınırlandırdığını ifade etti.
“Tarihçinin görevi geçmişi övmek ya da suçlamak değildir.” diyen Aslanbek, “Ben bunun iyi ya da kötü olduğunu söylemiyorum. Çerkeslerde böyle bir kurum vardı, böyle işliyordu ve toplum üzerinde şu etkileri meydana getiriyordu. Ben bunu anlamaya ve anlatmaya çalışıyorum.” ifadelerini kullandı.
Yaklaşık iki saat süren söyleşi boyunca ortaya çıkan ortak değerlendirme ise Zeyko’nun yalnızca geçmişe ait romantik bir kahramanlık anlatısı ya da basit bir yağma geleneği olmadığı yönündeydi. Aslanbek’e göre Zeyko, Çerkes toplumunun siyasal örgütlenmesini, savaş stratejisini, toplumsal hiyerarşisini ve uzun süreli direniş kapasitesini anlamak için incelenmesi gereken tarihsel bir kurum olmayı sürdürüyor.
Post Views: 31
