İsrail’in Ermeni Kararı, Dünya Vicdanındaki Çifte Standardı Bir Kez Daha İfşa Etti

HABER-YORUM

Adalet Değil Jeopolitik Konuşuyor

Haziran ayının son günlerinde İsrail Dışişleri Bakanı Saar’ın “Ermeni soykırımının” tanınması için sunduğu teklif kabinede oybirliğiyle kabul edildi. (Kararın yürürlüğe girmesi için parlamentoda onaylanması gerekiyor.) İsrail Hükümeti, bu kararını dünya kamuoyuna insan hakları ve tarihsel adalet adına atılmış bir adım gibi sunuyor. Ancak kararın zamanlaması, aslında uluslararası siyasetin gerçek işleyişini bir kez daha gözler önüne seriyor. Türkiye ile ilişkilerin gerildiği stratejik bir dönemde alınan bu karar, etik bir yüzleşmeden çok diplomatik baskı aracı olarak okunuyor. Nitekim Ermenistan üst yöneticileri dahil kimse ortaya çıkan tabloyu tarihî hakikatin geç de olsa teslim edilmesi şeklinde yorumlamadı.

Daha da dikkat çekici olan, Ermenistan yönetiminin son yıllarda tarihî ihtilafları dış politikanın merkezinden uzaklaştırarak Türkiye ile normalleşme arayışını öncelediği bir süreçte, İsrail’in bu meseleyi yeniden uluslararası gündemin merkezine taşımaya çalışıyor olmasındaki garabettir. Bu tablo, kararın Ermeni halkının tarihî taleplerinden çok İsrail’in bölgesel ve stratejik hesaplarına hizmet ettiği yönündeki değerlendirmelere güç vermiştir.

Çifte Standardın En Çarpıcı Örneği

Kararın samimiyetini sorgulatan en önemli unsur ise, İsrail’in kendi güncel sicilidir. Uluslararası Ceza Mahkemesi Gazze’de işledikleri savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar nedeniyle Başbakan Binyamin Netanyahu ile eski Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında tutuklama emri çıkarmışken, İsrail hükümetinin başka bir halkın tarihî trajedisi üzerinden ahlaki pozisyon almaya çalışması derin bir tenakuz; diğer yönden de hayli gülünçtür.

Dünya siyasetinde Holokost hafızasına saygıyı ahlaki bir ölçü olarak dayatan İsrail devletinin, Gazze’de soykırım suçunu irtikap ederken böyle bir karar alması, kararın ahlaki değil siyasi saiklerle alındığı düşüncesini pekiştirmektedir. Böylesi ağır ithamların muhatabı olan bir yönetimin tarihî acılar üzerinden vicdan dersi vermeye kalkışması, uluslararası siyasetteki çifte standardın ve siyasi pişkinliğin en çarpıcı örneklerinden biri olarak kayıtlara girmiştir.

Burada mesele Ermeni halkının yaşadığı acıların tartışmak değildir. Asıl mesele, küresel aktörlerin bazı trajedileri sahiplenirken, diğerlerini sistemli biçimde sessizliğe mahkûm ediyor olmasıdır. Eğer insan hakları evrenselse, tarihî acılar arasında bu seçicilik niye?

Peki Kuzey Kafkasya Neden Yok Sayılıyor?

İşte bizim yıllardır cevabını aradığımız soru budur.

Eğer insan hakları gerçekten evrenselse, neden 1864’te Çerkeslere uygulanan kitlesel sürgün ve nüfus kırımı uluslararası parlamentoların gündemine taşınmıyor? Neden Adığelerin, Ubıhların, Abhazların ve diğer Kuzey Kafkasya halklarının yaşadığı tarihî felaket küresel vicdanda hak ettiği karşılığı bulamıyor? Neden Çeçenya savaşlarında yaşanan ağır sivil kayıplar, zorla kaybetmeler ve yıkım dünya kamuoyunda aynı hassasiyetle ele alınmıyor?

Çünkü uluslararası sistemde hangi acının görünür olacağına hukuk, tarih veya vicdan değil; büyük güçlerin jeopolitik çıkarları karar veriyor. Kuzey Kafkasya’nın trajedisi de bugünün güç mücadelelerinde kimseye siyasi kazanç sağlamadığı için maalesef derin bir sessizliğe terk ediliyor.

Seçici Vicdan Adalet Üretemez

Bugün tartışılması gereken esas mesele, hangi soykırımın tanındığı değildir. Asıl mesele, uluslararası sistemin neden hâlâ acıları eşit tartamayan, hukuku çıkarın gölgesine bırakan ve vicdanı jeopolitiğe teslim eden bir düzen üretmeye devam ettiğidir.

Kuzey Kafkasya halklarının talebi ayrıcalık değil, eşitliktir. Talebimiz Adığelerin, Ubıhların, Abhazların ve diğer Kuzey Kafkasya halklarının yaşadığı kitlesel sürgün, nüfus kırımı ve kültürel yıkım da, siyasi hesaplardan bağımsız biçimde insanlığın ortak hafızasında hak ettiği yeri almasıdır.

Adaletin terazisi devletlerin çıkarına göre eğilip büküldüğü sürece hiçbir tarihî trajedinin samimiyetle tanındığından söz edilemez. Kuzey Kafkasya’ya yönelik onlarca yıldır süregelen uluslararası sessizlik, dünyamızda jeopolitiğin adaletin önüne geçtiği küresel bir düzenin hüküm sürdüğünün en açık kanıtlarından biridir.

Post Views: 24

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir