MURAT ÖZDEN
“İçinde yaşadığın coğrafya kaderindir “ der ibn-i Haldun. Ayrıca “su içine girdiği kabın şeklini alır” diye bir söz daha var. İşte bu veciz sözlerin ışığında, içinde yaşadığımız coğrafyada bulunan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, birinci yüzyılını tamamlayıp ikinci yüzyılına geçmenin hazırlıklarını ve projeksiyonlarını yapıyor. Bu konuda siyasi partiler, STK’lar, düşünce kuruluşları çeşitli hazırlıklar yapıyorlar.
Çerkesler olarak, bizlerin de bir muhasebe yapıp geçmişi değerlendirmek ve gelecek olana hazırlanmamız gerektiği inancıyla bir değerlendirme yapma ihtiyacı hissettim. Umarım bu ihtiyacı diğer Çerkes meselesi üzerine düşünen, yazan-çizen, emek veren tüm dostlarımız da hisseder.
***
Öncelikle üzerinde yaşadığımız toprağın ve coğrafyanın doğru analiz edilmesi, geçtiğimiz yüzyılın anlaşılmasına ve gelecek yüz yılın mücadele yolunun iyi çizilmesini sağlayabilir.
Üzerinde yaşadığımız Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı Devleti’nin bakiyesidir. Bütün imparatorluklarda olduğu gibi, Osmanlı İmparatorluğu da Çok milletli, çok etnisiteli, çok dilli, çok dinli ve çok mezhepli idi. Çerkesler Osmanlı’ya sürgün edildiklerinde böyle bir yapının içine gelmişlerdi. Onun için kabul görmekte çok zorlanmadılar. Abdülhamit döneminin sona ermesiyle birlikte ilan edilen ikinci Meşrutiyet örgütlenme özgürlüğünü beraberinde getirdi. Çerkesler kurumlarını oluşturup, okullarını açtılar. Anavatanla siyasi ilişkiler geliştirdiler. 1908-1923 dönemini Çerkes Diasporası’nın altın çağı olarak değerlendirir bazı tarihçiler.
29 Ekim 1923 tarihi Türkiye Cumhuriyeti’nin birinci yüzyılının başlangıcıdır. Bu başlangıç bazıları tarafından “Cumhuriyetin kazanımları” diye övgüyle anlatılsa da, Çerkesler ve Türkiye Halkları açısından kaybettiklerimizin tarihidir.
Oysa yaşadığımız coğrafyada, diller, dinler, mezhepler, sesler, şarkılar, danslar, lezzetler bir arada kardeşçe yaşayabilselerdi bu topraklar çok daha güzel olurdu.
Ama Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran irade bu topraklarda yaşayan herkesi zorla Türkleştirme savaşına girişti. Türkiye Cumhuriyeti’nin birinci yüzyılının özeti, bu Türkleştirme sürecinde Türk olmayan halkların yaşadıkları acıların tarihidir.
1923 yılında daha Cumhuriyet ilan edilmeden Türkleştirme operasyonu, Çerkeslere dalarak başladı.1923’ün Mayıs ayında Gönen-Manyas Çerkes sürgünü ile başladı. Çerkes Kurumları ve okulları kapatılarak yöneticileri cezalandırıldı. Bir hainler listesi olarak hazırlanan af kapsamı dışında bırakılmış 150’likler listesinin yarısı Çerkeslerle dolduruldu. Dil yasakları, müzik yasakları, kıyafet yasakları, okullarda Çerkesce konuşan çocuklara atılan dayaklar Cumhuriyet’in asimilasyon ve imha Politikaları olarak Çerkeslerin payına düştü.
Çerkeslere yapılan bu asimilasyon ve imha politikalarının tamamı ve daha fazlası, Kürtlere, Alevilere, Yahudilere, Ermenilere, Pomaklara, Lazlara ve tüm etnisitelere uygulandı.
Cumhuriyet tarihinin neredeyse tek istisnası 2009 yılında başlatılan “Demokratik Açılım Süreci”dir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti Avrupa Birliği süreci yolculuğunda, Avrupa Birliği’nin dikte ettiği “Kopenhag Kiriterleri’nin şartlarını yerine getirmek için, ırkçı politikalarını biraz olsun gevşetir gibi yaptı. Bu süreçte 24 saat Kürtçe yayın yapan Televizyon, Çerkesce, Kürtçe, Lazca seçmeli ders olarak okullarda müfredata girdi, Çerkes Dili ve Edebiyatı, Kürt Dili ve Edebiyatı gibi bölümler üniversitelerde açılabildi.
Çerkes Derneği ve federasyonu gibi isimleri bu dönemde alabildik. ÇHİ, Kafkasya Forumu, Çerkesya Yurtseverleri gibi aktivist guruplar bu dönemde ortaya çıkabildi. İnternet ve sosyal medyanın hayatımıza girmeye başlaması da bu dönemlere rastlıyor.
Köylerin boşalması,150 yıldır direnen bir kültürün ve milletin, doğal asimilasyon ortamı olan şehirlerde hızla yok olmasını beraberinde getirdi. Şehirlerde doğan çocuklarımızı kaybediyoruz.
Ancak İnternet üzerinde onbinlerce kişi Çerkes Bayrağı, müzikleri, yazıları paylaşarak hızla bir bilinçlenme oluşturuyor. Günümüz artık Çerkesce bilmeyen ama Çerkeslik bilinç düzeyi son derece yüksek bir nesil geliyor. Bu umutlanmamız için yeterli bir neden oluşturuyor.
150 yılı aşkın Çerkes Diaspora tarihinde, Çerkes kazanımları ile ilgili en önemli iki dönem Osmanlı’da İkinci Meşrutiyet ve Cumhuriyet döneminde ise “Demokratik Açılım Süreci” dönemidir.
Bu deneyimlerden yola çıkarak, Çerkeslerin savunması gereken çizginin, Demokrasi ve İnsan Hakları savunucuları ile bir arada hak mücadelesi vermeyi öğrenmek gerektiğine inanıyoruz.
İkinci yüzyıla girerken, birinci yüzyılda Türkiye Devletinin kafalarımızın içine ördüğü paradigmaları yıkarak, Çerkes davasını Türkiye sınırları dışına taşıyarak bir insan hakları meselesi ve insanlık meselesi haline getirebilme vizyonunu gösterebilmemiz gerekiyor.
Post Views: 11
