MURAT ÖZDEN
Sevgili Okuyucularım,
Şimdilerde,Onur Atalay’ın yazdığı İletişim yayınlarından çıkan “Türk’e Tapmak-Seküler Din ve İki Savaş Arası Kemalizm” isimli kitabını okumaktayım. Doğrusunu isterseniz Kemalist Diktatörlük’ün faşist bir yönetim olduğuna inanıyor ve bu yönde yazılar yazıyordum.
Bu düşüncemi perçinleyen bu kitaptan bazı bölümleri sizlerle paylaşmak istiyorum.
“Hitler’in Mustafa Kemal ve rejimine bakışı ise epey dikkat çekicidir. Öncelikle Hitler, İttihat ve Terakki’nin özellikle Birinci Dünya Savaşı’ndaki tehcir uygulamalarını dikkatle analiz etmiş ve onlardan etkilenmiştir. Mustafa Kemal Hayranlığının geçmişi de köklüdür. Mesela daha 1922 yılında Münih Birahanesi’nde yaptığı konuşmada Mustafa Kemal’i över. İlerleyen yıllarda bir Atatürk büstü edindiği gibi, onu el üstünde de tutar. Ayrıca çağdaşları arasında da onu Atatürk ‘e benzetenler olmuştur. Dönemin basın organları ya da Alman sosyalistleri bu benzerliğe vurgu yapmaktan çekinmezler. Hitler de Mussolini’ye yazdığı bir mektupta, Türkleri koalisyonları içinde görmeyi umduğunu, Sovyetler‘in güneyini Türklere bırakmayı düşündüğünü yazacaktır. Yine Avrupa ‘da Kemalist rejimin en fazla sahiplenilip övüldüğü ülke de Hitler Almanya’sı olacaktır.
Hitler’in Atatürk hakkındaki en samimi düşüncelerini ise, onun sofra sohbetlerinden derlenen kitapta bulmak mümkündür. Burada Hitlar, Atatürk ‘ün CHP yönetimini İtalya’ya benzetir. Atatürk’ün Cermen olduğunu ve vatandaşlarıyla ırki bir benzerlik taşımadığını iddia eder. Onun yaptıklarına olan hayranlığını ise şöyle dile getirir:
Mustafa Kemal Atatürk ‘ün kendi din adamlarını bertaraf etmedeki hızı, tarihin en kayda değer bölümlerinden biridir. Onlardan otuzdokuz tanesini astı, diğerlerini de dışarı attı ve şimdi İstanbul’daki Ayasofya bir müze! (Hitler’s Table)
Hitler’in bu özel sohbetlerine yansıyan bu Atatürk hayranlığı, dönemin Hitler ile görüşen devlet görevlilerine de aksettirilir. Berlin ziyaretinde(1933) Siirt Milletvekili Mahmut Soydan’a ”Yaptığım işe başlarken ve yapılan işin başarılacağına inanırken, hep sizin şefinizi örnek aldım” der. Yine Falih Rıfkı, Çankaya’da, Ali Fuat Cebesoy, Yunus Nadi, Necmettin Sadak gibi isimlerle birlikte iştirak ettiği Hitler’in 50. yaş günü kutlamalarında (1939) Hitler’in kendilerine söylediği şu sözü aktarır: Hitler, o delice gururlu Hitler demişti ki; “Mustafa Kemal, bir millet bütün vasıtalardan mahrum edilse dahi, kendini kurtaracak vasıtaları yaratabileceğini ispat eden adamdır. Onun ilk talebesi Mussolini’dir, ikinci talebesi benim” (Falih Rıfkı Atay, Çankaya Pozitif Yayınları, 2010, s. 369)
Liderlerin birbirleri hakkındaki görüşleri fikirleri bir yana, Türkiye‘de kurulan rejimin, dönemin totaliter rejimleri ile belirli noktalarda kesiştiği savlanabilir. Öyleyse şimdi şu soruya cevap aranmalıdır: Kemalizm ne oranda dönemin totaliter deneylerinin etkisi altındadır?
Faşist İtalya’nın aksine paramiliter bir örgütlenmeye sahip olmasa da Türk Devriminin aslında diğer pek çok açıdan İtalyan Faşizmini andırmakta olduğu, o dönemde ve günümüzde çok sayıda isim tarafından iddia edilmiştir. Faşist İtalya ve Türkiye arasındaki benzerlikler İtalyanların da dikkatinden kaçmaz. Mesela Dr. Ettora Rıssi, Kemalist rejimin, İtalyan faşizminin kopyası olduğunu söyler ve bu, özellikle Kadro Dergisi çevresinde büyük tartışmalara netice verir. Yine Taksim’de Canonica’ya yaptırılan Cumhuriyet anıtı, Mussolini’nin kurduğu Popolo d’İtalia (İtalya Halkı) gazetesinde iki rejim arasındaki benzerliğin sanatsal ifadesi olarak yansıtılır. Pedagog N. Mollica faşist ve Kemalist rejimlerin halkı şekillendirmek için gençlere yaklaşımlarındaki yakınlığa değinir. Bununla birlikte İtalya’nın çok önce hallettiği bazı meselelerle (en başta okuryazarlık) Kemalist Türkiye daha yeni uğraşmaktadır. Gezisini bir yazı dizisine çeviren İtalyan Yazar Corrado Alvaro da Kemalizmin İtalya’dan (özellikle onun devlet anlayışından ve iletişim siyasetinden) ve Rusya’dan etkilendiği kanaatindedir.
Bu yakınlığın varlığı, dönemin fikir adamları arasında da yaygın bir görüştür. Ali Fuat Cebesoy, daha 1925 yılında Türkiye’nin yönetiminin “İtalya’da tatbik edilen totaliter rejimin aynı olan bir idare” olduğunu düşünmektedir. Falih Rıfkı da faşist İtalya ile Türkiye arasında önemli benzerliklerin var olduğu iddiasındadır, ki zaten 1930’lar boyunca “Tek Parti elitinin faşizme olan özel alakası“ iyiden iyiye açığa çıkar. Artık totaliterizme sempati ile yaklaşan isimler arasında, Almanya’nın mı, yoksa İtalya’nın mı Türkiye‘ye benzediği ayrı bir tartışma konusudur. Tek parti döneminin bazı etkin isimleri aslında aynı anda ikisine birden benzediğini düşünür :
Zamanımızın bir Alman tarihçisi gerek Nasyonal Sosyalizmin, gerek Faşizmin Mustafa Kemal rejiminin az çok değiştirilmiş birer şeklinden başka bir şey olmadığını söylüyor. Çok doğrudur. Çok doğru bir görüştür. (Mahmut Esat Bozkurt,
Atatürk ihtilali, 1940,s. 128)
Böyle yazan Mahmut Esat Bozkurt‘a göre,Türk ve Alman rejimleri her ikisi de Milliyetçi olmakla beraber, aralarında küçücük bir fark vardır. Alman rejimi “milliyetçilikte Raciste, yani ırkçıdır.” Buna karşın “Türk rejimi” daha ziyade kana değil, kültüre ve dile önem verir. Bozkurt bunu ifade etmese de, bu anlayışın,ırkçı Nazi Almanya’sı yerine, kültürü ve tarihi öne çıkaran faşist İtalya’yı andırdığı aşikardır.(Türk’e Tapmak s. 63,64,65)
***
Kemalizmi, Devrimci, anti-emperyalist zanneden Türk Solu’nun ve tüm kesimlerin bilgisine.
Post Views: 768
