MURAT ÖZDEN
Başın öne eğilmesin
Aldırma gönül aldırma
Ağladığın duyulmasın
Aldırma Gönül aldırma
Dışarda deli dalgalar
Gelir duvarları yalar
Seni bu sesler oyalar
Aldırma Gönül aldırma
Kurşun ata ata biter
Yollar gide gide biter
Mahpus yata yata biter
Aldırma Gönül aldırma
Dertlerin kalkınca şaha
Bir sitem yolla Allah’a
Görecek günler var daha
Aldırma Gönül aldırma
Sabahattin Ali’nin Sinop cezaevinde yazdığı bu içli şiir, yüzlerce şarkıcı tarafından seslendirilmiş milyonlar tarafından defalarca dinlenmiştir. Bunun dışında leylim ley, benim meskenim dağlardır, çocuklar gibi, ben sana vurgunum, göklerde kartal gibiydin gibi şarkıların sözleri de Sabahattin Ali’ye aittir. Muhtemelen bu şarkıların sözlerinin kime ait olduğunu bir çoğunuz bilmiyordunuz. Ama duyduğunuzda zevkle dinliyorsunuz. Bir çoğunuzda Sabahattin Ali’yi ve ona neler ettiğimizi de bilmiyor olabilirsiniz.
Sabahattin Ali 1907 doğumludur. Gençliği ve eğitim dönemi Cumhuriyetin ilk dönemine denk gelmektedir. Edebiyat öğretmeni olan Sabahattin Ali şiir, yazı, hikaye ve romancılıkla ilgilenmektedir. Ama ülkedeki haksızlıklara da ilgisiz değildir. Bu arada Almanya’ya dil eğitimi için gönderilir. Dönüşünde bir çok Almanca eseri Türkçeye çevirir. Türk hikayeciliğinin en önemli yazarlarından biri olduğunu da belirtmek zorundayız. ”Kürk Mantolu Madonna”, ”Kuyucaklı Yusuf “, ”İçimizdeki Şeytanlar” romanları bugün de en çok okunan eserler arasındadır.
Ama muhalifliği ona çok bedel ödetmiştir. Bir şiirinde Atatürk’e hakaret ettiği gerekçesiyle memuriyetten atılır. Ömrü mahkemeler, hapishanelerde geçmeye başlar. Dostlarının yardımıyla bir kamyonet alarak taşımacılığa başlar. Ancak Türkiye ona dar edildiği için ülkeden kaçmaya karar verir. Onu Bulgaristan sınırından kaçıracak kişi başını taşla ezerek öldürür. Bu cinayeti işleyen kişi bir gün bile hapis yatmaz.
O güzel şarkıları dinlerken biz neden o güzel insanı 41 yaşında öldürerek daha fazla şiir, hikaye ve roman yazmasını engelledik diye düşünün olmaz mı?
***
Dört nala gelip uzak Asya’dan
Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan
Bu memleket bizim
Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
Ve ipek bir halıya benzeyen toprak
Bu cehennem bizim
Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın
Yok edin insanın insana kulluğunu
Bu davet bizim
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardeşçesine
Bu hasret bizim !
Yukarıdaki şiirin yazarı da dünyada en çok tanınan Türk şairi olarak literatüre girmiş
olan Nazım Hikmet’tir. Şiirleri Alpaslan Türkeş, R.Tayyip Erdoğan tarafından miting meydanlarında okunmuştur.
Şimdi herkesin göğsünü gere gere şiirlerini okuduğu bu büyük şaire neler çektirdiğimizi merak ediyor musunuz?
Çocukluğunda Bahriyelilere yazdığı bir şiir, Bahriye Nazırı Cemal Paşa tarafından çok beğenilmesi üzerine, Deniz Harp Okulu’na gönderildi. Deniz subayı olarak mezun oldu. Stajyer subay olarak görev yaparken Deniz Kuvvetleri’nden ilişiği kesildi.
1921,1924 yılları arasında Rusya’da yaşadı. Etkilendiği Rus şairleri nedeniyle klasik şiir biçiminden sıyrılarak yeni bir biçim geliştirdi.1924 yılında Türkiye’ye dönerek Aydınlık dergisinde yazmaya başladı. 1925 yılından başlayarak hakkında davalar açılmaya başladı. Açılan onlarca davadan aldığı cezalardan toplam 13,5 yıl hapis yattı. 14 Mart 1950 tarihinde çıkarılan genel afla hapisten çıktı. Dört yıl askeri öğrenci, bir yıl subaylık yaptığı İçin yükümlülüğü olmamasına rağmen askere alınmak istendi. Askerde öldürüleceği endişesine kapıldığı için Rusya’ya kaçmak zorunda kaldı.
Memleket hasreti çekerek 3 Haziran 1963 yılında yaşama veda etti.
Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani
Öyle gibi de görünüyor
Anadolu‘da bir köy mezarlığına gömün beni
Ve de uyarına gelirse
Tepemde bir de Çınar olursa
Taş maş da istemez hani.
…diyen bir büyük vatansever şaire bu ülkeyi dar ederek kaçırttık ya, bu ayıp da bize yeter başka şey istemez yani.
***
Sevgili Okuyucularım,
Şimdi siz bunlar geçmişte kaldı, artık ülkemizde böyle şeyler yaşanmıyor diye düşünüyor olabilirsiniz. Ama Türkiye’de linç kültürü ve farklılıklara tahammülsüzlük tüm vahşetiyle devam ediyor.
Gurup Yorum mensuplarından HELİN BÖLEK 288 gündür sürdürdüğü ölüm orucunda yaşamını yitirdi. Kamuoyu, taleplerinin yerine getirilmesi için yaşamlarını ortaya koyan bu genç insanların çığlıklarına kulaklarını tıkadı.
Gurup Yorum İdil Kültür Merkezinde çalışmalarını yürütüyordu. 20 Mayıs 1996 yılında yürütülen açlık grevlerinde yaşamını yitiren Özgürlük Türküsü Topluluğu’nun kurucularından Ayça İdil Erkmen’in anısına İdil Kültür Merkezi koymuşlardı çalışma mekanlarının adını. Konserlerine yüzbinlerin gittiği, youtube’de milyonlarca kez dinlenen şarkıları olan Gurup Yorum’a üç yıldır konser düzenleme izni verilmiyordu.
Duvar Gazetesinden Murat Meriç, açlık grevinin 185. gününde Gurup Yorum’un taleplerini şöyle sıralamıştı : İdil Kültür Merkezi basılmasın, Konser yasakları kaldırılsın, topluluk üyeleri terör listelerinden çıkarılsın ve haklarındaki davalar düşürülsün.
Bu kadar basit istekleri duymazdan gelen devlet bir genç sanatçının ölümüne neden olmuştu. Bu talepleri duymazdan gelen kamuoyu olarak hepimiz suçluyuz.
Açlık grevini sürdüren Gurup Yorum mensubu İbrahim Gökçek 14 Şubat tarihindeki duruşmada şunları söyledi : Bir kez daha bu salona gelebilirmiyim, bu mahkemeyi izlemeye gelen dostlarım tekrar beni görebilir mi, bunu bilemiyorum. Ölebilirim, sakat kalabilirim, hafızamı kaybedebilirim, o yüzden bazı şeyleri söylemek istiyorum. Sizden rica ediyorum, sesim, sağlığım buna el vermiyor, dura dura konuşmak zorundayım, sonuna kadar dinlemenizi istiyorum. Ben ölmeyi değil, yaşamayı istiyorum. Bas gitarımı çalmak, arkadaşlarımın yanına gitmek istiyorum. Bizler sanatımızı yapalım. Bizim sanatımızın karşısına ağır silahlarla çıkılmasın. Sanatımızın karşısına sanat koyamayanlar ağır silahlarla karşımıza çıkıyorlar. Pir Sultan, Ruhi Su, Yılmaz Güney yaşıyor. Hepsi zamanın iktidarlarından, hakimlerinden çok çektiler. Şimdi biz de çekiyoruz, çektirmeyin. Çünkü şimdi onları dinliyor herkes. Gurup Yorum bu günün Pir Sultanıdır. Biz onlardan güç alıyoruz, başka bir şey değil. Bizim katilimiz olmayın. Kimsenin ölümüne izin vermeyin, yaşatın. Bu adaletsizliğe boyun eğemeyiz. Eğer düşmanımızsanız bile, sizler için de direniyoruz. Sizden öncekilerin yaşadıkları adaletsizlikleri yaşamayın. Beraatimi, özgürlüğümü istiyorum.”
Helin Bölek ‘ten sonra İbrahim Gökçek’i ölümsüzlüğe uğurlamamak için, sağır olan vicdanların uyanması gerekiyor.
İnsanları öldürebilirsiniz, hapse atabilirsiniz ama Gurup Yorum’un şarkılarını yok edemezsiniz. Bir Çerkes atasözünün dediği gibi “Mezar taşları yok olur, ama şarkılar yok olmaz.”
Bu çağda, şarkıları dijital ortamlarda milyonlar tarafından dinlenen Gurup Yorum’u yok edebileceğini düşünmek nasıl bir zavallıktır anlayabilmek mümkün değil.
Bu linç iklimini alt edebilmemizin yolu, hoş görülü olabilmekten, farklı olanı anlamaya çalışmaktan geçiyor.
Her ne kadar yazımızın başlığını, Sabahattin Ali’nin, milyonların aklına kazıdığı “Aldırma Gönül aldırma” şiiri olarak seçtiysek de, sizler çevrenizde ve dünyada olup biten her şeye aldırın ve ilgilenin. O zaman dünya çok daha güzel ve yaşanılası bir yer olacaktır.
Post Views: 12
