MURAT ÖZDEN
Üzerinde yaşadığımız Anadolu coğrafyası bir uygarlıklar mezarlığı. Onlarca kavim bu topraklarda müzelik olmuş.
Bu coğrafyaya hep emperyal devletler hükmetmiş. 1500 yıl Roma ve Bizans, 600 yıl da Osmanlının hükmü geçti bu topraklarda. 1789 Fransız burjuva devrimiyle doğan milliyetçilik düşüncesi, 100 yılda yerle bir etmiştir Romanın mirası üzerine oturan Osmanlıyı.
Emperyal devletlerde iktidar oyunları hiç bitmez. Roma’da, Bizans’ta, Osmanlı’da oynanan iktidar oyunları tarihe mal olmuştur. Bu iki büyük imparatorluk bakiyesinin üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti, henüz çocuk bile sayılamaz yaş olarak. 90 yıl devletlerin yaşamında çok kısa bir zaman dilimi.
İmparatorluklarda savaşlar, isyanlar, alt üst oluşlar, iktidar oyunları hep olmuştur. Ama bu iki büyük imparatorluğun mirası üzerine oturan Türkiye Cumhuriyeti, imparatorluk bakiyesi olan tüm etnik halklara eziyet etmede geçmiş dönemlere rahmet okutmuştur. 90 yıllık Cumhuriyet dönemi, farklı etnik kimlikler için bir cehennem kazanı olmuştur.
Maalesef Ubıhça bu topraklarda yok oldu. 20 yıl önce Ubıhçayı bilen son soydaşımız Tevfik Esenç’le birlikte Ubıxçayı da toprağa gömdük.
Bu şekilde devam ederse yirmi, otuz yıl içinde aynı tehlike Adğece ve Abazacayı da bekliyor. Kırk ve elli yaşın altındakiler artık ya Çerkesce bilmiyor, ya da anlayıp konuşamıyor. Yani artık analar anadillerini bilmiyor.
Her sabah nesiller boyu, “Türküm, doğruyum, çalışkanım” diyerek büyümüş insanlar ” Kafkas Türkü” ya da “Çerkes Türkü”olmuşlar. Bazıları da sadece “düğün Çerkesi”, “kaşen Çerkesi”, “halüj Çerkesi” ya da “salon Çerkesi” olmuşlar. Bazılarının babası, ya da dedesi Çerkes, kendileri Türk olmuş.
“Anadil eğitimi”, “Çerkesce televizyon” talebiyle meydanlara çıktığımızda en büyük direnç Çerkeslerden, Çerkes kurumlarından ve oluşumlarından gelmişti. Çerkes Halkının taleplerini dile getirmek için yola çıkan ÇHİ, PKK’lı olmak, AKP projesi olmak, ABD projesi olmak gibi ithamlarla itibarsızlaştırılmaya çalışılmıştı.
Kimliğine yabancılaşmış, hiçbir talebi olmayan, kendisi için talep dile getirenlere karşı çıkan bir topluma dönüşmüş Çerkesler.
Anavatanda xasecilik, diyasporada dernekçilik oynayarak bir yere varılabileceğine inandırılmışlar üstelik.
Çerkesler açısından manzara hiç de iç açıcı değil.
Kelimenin tam anlamıyla vahim.
Üstelik Çerkes toplumu, içinde bulunduğu durumun vehametini kavrayamayacak derecede narkozlanmış durumda.
Peki neden bu durumdayız ?
Gerek anavatanda, gerekse diyasporalarda ulusal varlığı için, kendisi için hiçbir zaman siyaset üretememiş olmaktır bunun yegane nedeni.
Fırtına ne kadar şiddetli olursa olsun, iyi kaptanlar gemiyi limana yanaştırırlar.
Karşımızdaki güç ne kadar büyük olursa olsun, şartlar ne kadar kötü olursa olsun mutlaka bir yol olduğunu biliyoruz.
Biz bu yolun, kendi ulusal siyasetimizi oluşturmaktan geçtiğine inanıyoruz.
Sürgün ve soykırımın 150. yılında Çerkeslerin de bir siyasi partisi olacak.
Çoğulcu Demokrasi Hareketi (ÇDH) bu amaçla yola çıktı.
Siyasi bir konu olan Çerkes meselesi, siyasi yoldan, siyasi araçlarla çözülecektir.
Şartlar ne kadar kötü olursa olsun hiçbir mazeretin arkasına sığınmayacağız.
Çünkü biz halkımıza inanıyoruz !
Mücadele edeceğiz !
Haklıyız !
Kazanacağız !
Çerkes sürgün ve soykırımının 150. yılı olan 2014 diriliş yılımız olsun!
Yeni yılınız kutlu olsun.
Post Views: 16
