Ya Yok Oluş, Ya Mücadele…

KENAN KAPLAN

Çerkes Halkının kimlik talep eden bir ferdi olarak, yok oluşun eşiğine gelmiş halkımızın kaderine boyun eğen bu tavrını anlayamıyor, açıkçası büyük bir hayal kırıklığı yaşıyordum.

Ne olmuştu da halkımız bu hale gelmişti?

Korkutulmuş, sindirilmiş olamazdı.
Öyle olacak olsa Ruslarla soykırım ve sürgün pahasına mücadele etmezdi…

Evet, öyle olsa milli mücadelede ön saflarda yer almazdı.
Kısacası, halkımız korkutularak kimliğinden soyundurulabilecek bir halk değildi.
Aslında Çerkes Hakları İnisiyatifi’nin gerek Ankara ve İstanbul mitingi süreçlerinde, gerek Eskişehir mitinginin iptali sonrasında, gerekse de ÇHİ sözcülerinin televizyon programlarının ardından Çerkes camiasında yaşanan gelişmeler, içler acısı halimizin sebeplerini açıkça ortaya koyuyordu.
Türkiye, Çerkesler’in sınırları içinde kendi kimlikleriyle varolmalarını istemiyor, asimile etmek için tüm yöntemleri kullanıyordu.
Rusya ise kimlik bilincine sahip güçlü bir Çerkes diasporasının gelecekte kendisini sıkıntıya sokacak talepleri hayata geçirmeye çalışacağı kaygısıyla, Türkiye’deki Çerkesler’in asimilasyonuna yönelik girişimlerde bulunuyor, diasporayı bu yönde örgütlemeye çalışıyordu.
Yani, farklı sebeplerle de olsa Türkiye ve Rusya, Çerkesleri tarih sahnesinden silme paydasında ortak hareket edebiliyorlardı.
Ancak, Türkiye ve Rusya istiyor diye Çerkesler kendi iradeleriyle kimliklerinden vazgeçmeyecekleri gibi, bilakis kimliklerini korumak için mücadele de ederlerdi.

İşte tam bu noktada toplum mühendisliği devreye girdi.
Türkiye, kimlik talebi olmayan kültürel örgütlenmelerin önünü açarak Çerkes halkının var olma iradesinin önüne set çekiyor; Rusya ise Çerkes toplumunu mikro milliyetçi düşüncelerle ayrıştırarak kolektif kimlik bilincini yok etmek için büyük çaba harcıyordu.
Bu arada statükoyla bütünleşmiş vuneutlar da boş durmuyorlardı tabii…
Derken Amerika destekli projeler de devreye girdi.
Eğer düşmanlarımız sadece dışımızdakiler olsaydı, Çerkes halkı sonuna kadar mücadele eder, içinde bulunduğu hale düşmezdi.
Ne yazık ki Çerkes Halkı, işbirlikçi aydınlarının, sözde thamadelerinin ihanetine uğrayarak kandırıldı, birbirine düşürüldü, ölüm uykusuna yatırıldı ve yok oluşun eşiğine getirildi.
Statüko bağımlısı, Rus işbirlikçisi, Amerikan işbirlikçisi bu hainlerin ortak amaçları, Çerkeslerin, hem anavatanda, hem Türkiye’de kendi kimlikleriyle var olma ve varlıklarını geleceğe taşıma iradesini yok ederek asimile etmektir.
ÇHİ’nin Çerkes Halkı adına verdiği varlık mücadelesi sürecinde bu işbirlikçi hainlerin ortaya koydukları tavırlar ve ileri sürdükler argümanlar maskelerini düşürmüş, yok oluşun eşiğine nasıl geldiğimizi acı bir şekilde ortaya koymuştur.
Peki bu işbirlikçi hainler neler dediler, neler yaptılar?
Diaspora tarihinde ilk defa Çerkes Halkının kimlik ve kültürel hak taleplerinin gündeme getirileceği ÇHİ mitinglerine katılımı engellemeye çalıştılar.
Bu taleplerin gündeme gelmesini engellemek için, ”şimdi zamanı değil”,”yanlış anlaşılırız” türü söylemlerle psikolojik engeller ürettiler.
ÇHİ mensuplarına karşı karalama kampanyaları yürüttüler.
ÇHİ hakkında asılsız dedikodular yaydılar.
Varlık mücadelemizi kurumlarımıza karşı mücadele olarak yansıtmaya çalıştılar.
Çerkes tanımını mikro milliyetçi anlayışla parçaladılar. Mikro milliyetçi federasyonlar kurarak Çerkes Halkını bölmeye çalıştılar.
Çerkes halkının varlık mücadelesini Rus ve Amerikan çıkarlarının aracı haline getirmeye çalıştılar…
Şimdi, Çerkes Halkı niçin bu hale geldi anlayabiliyorum ve ihanete uğramış halkımı suçlamıyorum.
Halkımızda ÇHİ süreciyle başlayan aydınlanma ve kimlik bilinci kazanma süreci bütün hızıyla devam ediyor.

İşbirlikçi hainler bilmelidirler ki bu sürecin sonunda Çerkes halkı dayatmalara boyun eğmeyecek, hainlerden ve işbirlikçilerden hesap soracaktır.
İnternet sitelerinde ve sırça köşklerinde ihanet argümanları üretenlere duyurulur.

Post Views: 18

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir