Güz Günleri

KUŞHA FARUK ÖZDEN

Güz gündönümü olan 21-22 Eylül’den sonra, su kıyılarındaki tekleme kavak ve söğüt ağaçları yapraklarını dökerken Uzunyayla’nın güz günleri başlamıştır artık. Harmanların sonu gelmiş, tohumluklar ambarlara kaldırılmış olurdu. Son zamanlarda ise çoğalan boş evlerden damı yağmur geçirmeyecek olanlar kullanılıyor. Ekilecek tarlaların nadastan sonra ikinci veya üçüncü sürülüşü ile mibzerle ekime hazırlanır. Tabii ki bu arada mibzerle ekimden önce yağmur yağarsa sürmeleri tekrarlamak gerekir.

Kısa sonbahar günlerinde pek de erken olmayan sabah saatlerinde, römork tohum ve gübre yüklü, römorka da mibzer bağlı olarak tarlaların yoluna düşülür. İki yılda bir mahsul alınan Uzunyayla bozkırının tarlaları ekilir. Artık doğal şartların iyi olması dualarıyla aylar sürecek bir bekleyiş başlar.

Güzün son işlerinden birisi de “ahpun” denilen bir yılın külünün çayırlara gübre olarak dökülmesi işlemi gelirdi. Artık tezek yakan kalmadığı için kül de pek kalmamıştır. Küllüklerde yuvarlanan eşekler kaybolunca arkasından küllükler de yok oldu.

Koyun yetiştiriciliği terk edilince köylerde de artık yakacak olarak odun kömür kullanılmaya başlandı, dolayısıyla tezekler tedavülden kalkınca kül ve küllük de köy sokaklarında rastlanmaz oldu. Buna bağlı olarak son güzün tatlı telaşlarından biri olan koç katımı da çoğu ailede hatıra olarak kaldı. Koç katımından birkaç ay önce koçlar ayrı yayılmaya başlar ve özel beslenmeye tabi tutulurdu. Koç katımından önce aşı boyaları ile boyanan koçlar belkide tarihin ilk çağlarından beri uygulanan yöntemlerden biri olarak koç katımı kutsanırdı.

Özellikle Cuma günleri namaz vakti  cami önlerinde  sıralanan Suriyeli sığınmacıları görünce içim acır. Yüreğimi, en ücra köşelerine kadar yayılan bir sızı kaplar.

Aklıma hep 150 yıl önce kendi köklerinden kopartılan, vatanlarından sürülen ve katliama uğratılan atalarımız aklıma gelir. 150 yıl önce  soykırım ve sürgünü yaşamış bir halkın, bütün o badirelerden kurtulan bakiyeleri olarak asimilasyon cenderesinde eziliyoruz.

Seçmeli ders uygulaması ile Kayseri ili sınırları içinde 12 sınıfın açılması mutluluğunu yaşıyoruz ne acı. Tek parti döneminin bütün baskı ve tehditleri ve de cezalandırmalarına rağmen 50 yıl önce Uzunyayla köylerinde çobanlar ve satıcılar dışında kimsenin Türkçe konuştuğu duyulmazdı. İlk devşirilenler bile köye geldiklerinde genellikle Çerkesçe konuşurlardı. Traktör kullanımının yaygınlaşması tarımda insan emeğinin yerini makinaların alması köylerin terk edilmesini başlattı. Şehirlerde sanayileşmenin ivme kazanması köyden şehre göçü hızlandırdı. Okumak için köyden ayrılanlar köye dönmediler. Çoğunluğu da devşirildi. Dışarıdan evlenmeler de devşirilenlerle çoğaldı. Ekonomik nedenlerle şehirlerde iş bulanların bir kısmı da dışarıdan evlendi. Önce zengin aileler kızlarını dışarı verdi. Bazı paragözler de daha fazla başlık almak için kızlarını dışarı verdiler. Onların öncüleri de Saraya ve Paşa konaklarına kızlarını satmışlardı.

Bir tarafta ulus inşa toplum mühendisliği sonucu asimilasyoncu politikalar, öte yanda ekonomik şartlar gibi masumane nedenlerle erimeyi hızlandıran kazanın altına odun taşımak.

Öncelikle dilimizin kaybedilmesinde hepimizin az veya çok günahı vardır.

Post Views: 15

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir