BALKAR SELÇUK
Suriye’deki halk devrimi başladığından beri bazı grupların lokal saldırılarını püskürten PKK, IŞİD adlı grubun ilk ciddi saldırısında neredeyse bozguna uğradı. IŞİD kimsenin öngöremediği bir hızda aynı anda hem Bağdat’ı yani Şii’leri, hem Erbil’i yani KDP ve Peşmergeyi, hem de Suriye’nin Rojova bölgesini yani PKK ve YPG’yi resmen bozguna uğrattı. Üstelik IŞİD, El Nusra ve ÖSO’yu da bozguna uğratmış durumda. Her halde bu durumdan en çok savaşın asıl başlatıcısı olan Esed memnundur.
Bu fiili duruma rağmen bu zor zamanda bile KCK güdümündeki PKK-YPG’nin aynı anda hem Peşmergeyi, hem de Türk devletini yaşanan bu bozgunların sorumlusu ilan etmesi doğrusu ilginç bir durum. Öyle ki, KCK, içine girdiği bu zor durumdan bir çıkış yolu aramak hem Türk devletiyle, hem de KDP ile sağlıklı bir ilişki kurmak yerine faturayı onlara çıkarma derdinde. O kadar ki Türkiye sınırına 150 bin Yezidi girerken bile KCK ve milletvekilleri Türk askerini taşlamakla meşguldüler. Bu akıl tutulması ve Rojova’da yaşanan katliamların birinci dereceden sorumlusu olmasına rağmen KCK o bildik kara propaganda yöntemleriyle işi AKP düşmanlığı yapmaya ve Barış Sürecini bitirmeye kadar getirmiş durumda.
KCK’nın son iki günde iki kere karakol nöbeti bekleyen AKP’nin Polislerine! Uzun namlulu silahlarla saldırması Suriye’de İŞİD karşısında uğradığı hezimeti örtmeye yetmiyor. Kaldı ki saldırıya uğrayan binlerce Kürt Türkiye’ye sığınırken bir avuç köylüyü galeyana getirip onlarla birlikte asker taşlayarak idman yapan HDP milletvekillerinin hali de içler acısıdır.
‘Suriye’de Sünni Arap gruplar içerisinde kim güçleniyorsa o AKP’nin desteklediği taraftır’ mantığıyla hükümeti önce ÖSO’ya, sonra El Nusra’ya yamayan bu akıl şimdi İŞİD’i neredeyse bir AKP projesi diye bize pazarlama derdindedir. Yakında Horasan adlı örgütün de bir AKP projesi olduğunu söyleyeceklerdir. Oysa Suriye’de yaşanan olay cinin şişeden çıkmasıdır. Cihatçı Selefilik yıllardır Afganistan’da ve Kafkasya’da arayıp bulamadığı en uygun kaos ortamını Suriye ve Irak’ta bulmuş ve ete kemiğe bürünmüştür.
Hal böyleyken, Esed’in savaşın ilk yılında çatışmadan YPG’nin eline bıraktığı Rojova’da devrim gerçekleştirdiğini iddia edenler savaş gerçek yüzüyle kendi kapılarını vurduğunda faturayı Türkiye Hükümetine kesmekte bir sakınca görmemişlerdir.
KCK istemese de yaşadığımız tüm bu kargaşadan anladığımız, Kürtlerin Türklerle çatışarak bu bölgede uzun soluklu bir yol alamayacağı gerçeğinin gün yüzüne çıkmış olmasıdır. KDP bu gerçeği görmüştür. KCK ise elindeki son Kürt ölene kadar bu işbirliğine yanaşmayacaktır.
Milletvekilleri olan, siyasi partisi ve onlarca teşekkülü bulunan Kürt hareketinin, Türk Devletiyle kuracağı tüm diyalog kanalları kapanmış gibi davranması doğru mudur?
Şu anda bile KCK’nın Kuzey Irak siyasal elitleriyle anlaşamıyor olması çok ilginçtir. Oysaki İŞİD aynı anda her iki tarafı da tehdit etmektedir.
Hiçbir silah eğitimi olmayan insanları İstanbul’dan otobüs kaldırarak çatışma bölgesine taşıyarak Suriye’de tutunmaya çalışmak, buna karşın hem Türk devletiyle hem de Kuzey Iraktaki KDP ile ipleri koparmak ne derece gerçekçidir?
Şu anda Suriye’de yaşanan kaostan KCK sadece kendi gücüyle çıkabilecek durumda değildir. Ne askeri olarak, ne de insan kaynakları açısından buna imkanı yoktur. Ancak Selahattin Demirtaş’ın ABD’de Türkiye üzerinden ağır silah koridoru açılması ve Suriye’de savaşan Kürtlere destek olunmasını istediği gün PKK Bitlis’te nöbet tutan polislere roketatarlı uzun namlulu saldırıda bulundu. Bu durumda KCK’nın siyasal kanadı ile askeri kanadının birbirinden haberdar olmadığı sonucunu çıkarmak mümkün değil midir?
Post Views: 18
