Karaçay-Çerkesya Emektar Kültür İşçisi, Habez S. Sidakov Sanat Okulu Eğitmeni, Abaza Bölgesi Kültür ve Dinlenme Merkezi El Sanatları Kulübü Yöneticisi ve Halk Tiyatrosu Dekoratörü Amir Bidjev, hayatını milli kültürün korunması ve geliştirilmesine adadı. RİA “Karaçay-Çerkesya”ya verdiği röportajda mesleğe nasıl başladığını, geleneksel el sanatlarını neden kültürel mirasın önemli bir parçası olarak gördüğünü, bu sanatların çocuklara neler kazandırdığını, ilhamını nereden aldığını ve gelecekte hangi sanatsal projeleri hayata geçirmeyi düşlediğini anlattı.
– Hayatınızı sanatla birleştirmek istediğinizi ilk ne zaman anladınız?
– Bu kararı nihai olarak sekizinci sınıfı bitirdikten sonra aldım. O zamanlar okulumuz sekiz yıllıktı ve herkes –öğretmenler, sınıf arkadaşlarım– iyi resim çizdiğimi düşünüyordu. Dürüst olmak gerekirse her zaman resim çizerdim: defterlere, kenar boşluklarına, bulunabilecek her yere. Bu nedenle meslek seçimi benim için gayet doğal oldu, ressam olmaya karar verdim.
Bununla birlikte sanata olan sevgim çocukluk yıllarımda ortaya çıktı. Halk dansları kulübüne gidiyordum ve oldukça da başarılıydım. Topluluğumuz ilçe ve bölge yarışmalarında sahne alıyor, eyalet düzeyindeki gösterilerde dereceye giriyordu. Sovyet yıllarında çeşitli kültürel etkinliklerin sürekli katılımcısıydık, bu yüzden sahne küçük yaşlardan itibaren benim için tanıdık bir yer haline geldi. Muhtemelen resim çizme tutkusu ile içinde büyüdüğüm sanatsal atmosferin birleşimi sonraki yolumu belirledi ve tüm hayatımı sanatla bağladı.
– Kendi tarzınız ve sanata yaklaşımınız yıllar içinde nasıl değişti?

– Yaş ilerledikçe değişenin tarzdan ziyade sanatın kendisine olan yaklaşım olduğunu düşünüyorum. Gençlikte her şey basit görünür; kendimizin daha iyisini yapabileceğimizden emin bir şekilde, rüştünü ispatlamış ustaları sıklıkla eleştiririz. Ancak sanatla gerçekten ilgilenmeye başladığınızda, bunun ne kadar karmaşık ve derin bir yol olduğunu, kendine özgü bir üslup bulmanın ve yeni bir şey söylemenin ne kadar zor olduğunu anlamaya başlarsınız. Bu yolda farklı aşamalardan geçtim: eğitim, hatalar, hayal kırıklıkları, arayışlar, umutsuzluk anları… Sanatın gerçek anlamı ancak yıllar geçtikçe kavranıyor. Ne yazık ki tam da gençlikteki o enerjinin eksilmeye başladığı zamanlarda… Buna karşılık hayat tecrübesi, daha derin ve felsefi eserler ortaya koyma imkanı doğuyor. Bugün zaman kaybetmemeye çalışıyorum. Çalışma kapasitem eskisi gibi değil, bu yüzden planladığım her şeyi yetiştirebilmek için acele etmem gerekiyor. Genel olarak sanata bakışım da değişti. Konu tiyatro, edebiyat, resim veya el sanatları olsun, artık her şeyden önce kendime şu soruları soruyorum: Bunu ne için yapıyorum ve bununla insanlara ne söylemek istiyorum?
– Çocuklar ve gençlerle çalışıyorsunuz. Günümüz çocuklarının geleneksel sanat türlerine —örneğin ahşap oymacılığına veya metal telkari/kabartma sanatına— ilgisini çekmek ne kadar zor?
– Kulübü ilk açtığımda çocukları çok aktif bir şekilde sürece dahil ediyordum: Velilerle konuşuyor, dersleri anlatıyor, gençleri ahşap oymacılığı ve metal kabartma sanatında kendilerini denemeye davet ediyordum. O zamanlar istekli olanların sayısı belirgin şekilde daha fazlaydı. 15 yılı aşkın süredir çocuklarla çalışıyorum ve ilgi alanlarının nasıl değiştiğini görüyorum. Bana göre bilimsel ve teknolojik gelişmelerin bunda büyük etkisi oldu. Eskiden çocukların telefonlara erişimi neredeyse hiç yokken, bugün dijital cihazlar daha okula başlamadan ellerine geçiyor. Bu durum onları el emeğinden uzaklaştırıyor; kendi başlarına düşünme, kurgulama ve kendi elleriyle bir şeyler biçimlendirme imkanından yoksun bırakıyor. Çocuklar bir şey ortaya koymaktan ziyade hazır işleri kopyalamayı giderek daha fazla tercih ediyor. Bu yüzden öğrencilerime her zaman, kusursuz olmasa bile kendi eserlerini biçimlendirmenin, başkasının işini düşünmeden kopyalamaktan çok daha değerli olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Benim için önemli olan, çocuğun kendi fikirlerini araması ve sanatsal düşüncesini geliştirmesidir.
Tabii ki bugün ahşap oymacılığı ve metal kabartma ile ilgilenen çocuk sayısı eskiye göre daha az. Ancak gelenler gerçekten tutkuyla bağlanıyor. Çalıştığım yıllar boyunca birden fazla öğrenci kuşağı yetiştirdim. Birçoğu eğitimini tamamladı, kimisi öğretmen oldu, kimisi de mesleğinde kendini buldu. Onların başarılarını öğrendiğimde, emeğimin boşa gitmediğini anlıyorum. Geleneksel el sanatlarına olan ilginin artmaya devam edeceğini umuyorum.
– Sizce el sanatlarıyla uğraşmak çocuklarda hangi nitelikleri geliştiriyor?
– Her türlü sanatsal uğraş insanı geliştirir. Düşünmeye, çözümler aramaya zorlar, hayal gücünü eğitir ve yeni zihinsel bağlar oluşturur. Bu durum özellikle resim ve el sanatları için geçerlidir. Geleneksel sanatlar çocuklara sadece sanatsal beceriler kazandırmakla kalmaz, aynı zamanda pratik şeyler de öğretir. Çocuk çalışma sırasını kavrar, çalışma alanını düzenlemeyi, her aşamayı planlamayı ve başladığı işi sonuna kadar götürmeyi öğrenir. Bu nitelikler hemen hemen her meslekte önemlidir. Öğrencilerime ve velilerine her zaman ressam olmanın şart olmadığını söylüyorum. Önemli olan, insanın hayatı boyunca yanında taşıyacağı becerileri kazanmasıdır. Düşünebilmek, kendi el emeğiyle bir şey şekillendirebilmek, sabırlı, özenli ve düzenli olmak her işte işe yarar.
– Geleneksel el sanatlarıyla —ahşap oymacılığı ve metal kabartma ile— uğraşıyorsunuz. Bu alanlar Abaza halkının kültürel mirasının korunmasında nasıl bir rol oynuyor?
– Yeni üretilen her çalışma bir tür zaman kapsülüdür. Ortaya konan her eserde, onun biçimlendirildiği dönem yaşatılır. Yıllar, hatta yüzyıllar sonra torunlarımız, öncellerinin nasıl yaşadığını, nelerle uğraştığını, hangi değerleri paylaştığını tam da bu nesneler üzerinden değerlendirecektir. Bugün atalarımızın tarihini korunan silahlardan, ev eşyalarından, el ustalarının ürünlerinden öğreniyoruz. Aynı şekilde şu anda şekillendirdiğimiz şeyler de gelecek nesillere kalacak. Onlar bizim mirasımızı inceleyecek, gelenekleri sürdürecek ve bunları kendi çocuklarına aktaracaklar. Geleneksel el sanatları yaşadığı sürece halkın tarihi, dili, kültürü ve gelenekleri de korunur. İşte bu yüzden el sanatlarının Abaza halkının kültürel mirasının korunmasında en önemli rollerden birini oynadığına inanıyorum.
– Bugün gençlerin geleneksel el sanatlarına olan ilgisinin yeniden canlandığını söyleyebilir miyiz?
– Şimdilik gençlerin geleneksel el sanatlarına olan ilgisinin gözle görülür şekilde arttığını söyleyemem. Aksine: Bugün modern teknolojiler ve dijital cihazlar çocukların dikkatini çok daha fazla dağıtıyor, bu yüzden onları el emeğine çekmek daha da zorlaştı. Ancak bununla birlikte işin diğer tarafını da görüyorum. Ahşapla, metalle çalışmaktan, kendi elleriyle bir şeyler biçimlendirmekten gerçekten keyif alan gençler her zaman çıkıyor.
– Sizce halk kültürünün hangi unsurlarını korumak ve gelecek nesillere aktarmak önemlidir?
– Her şeyden önce geleneksel el sanatları. Demircilik, ahşap ve metal işleme, silah yapımı, sepet örücülüğü, deri işlemeciliği… Bunlar sadece birer zanaat türü değil, halkımızın tarihinin ve kültürünün bir parçasıdır. Abhazya’da geleneklerin nasıl korunduğunu sık sık gözlemliyorum: Orada ustalar hâlâ çocuklara eski teknikleri öğretiyor, kendi imkanlarıyla cevher çıkarıyor, metali eritip kadim yöntemlerle eserler biçimlendiriyorlar. Bu durum büyük bir saygı uyandırıyor ve aynı zamanda kendi kültürel mirasımızı korumanın ne kadar önemli olduğunu düşünmemizi sağlıyor.
Bu bilgileri çocuklara aktarmazsak, özgünlüğümüzü kademeli olarak kaybetme riskiyle karşı karşıya kalırız. Bir halk, kültürü, gelenekleri ve dili yaşadığı sürece varlığını sürdürür. El sanatlarıyla birlikte çocuklara milli motifleri, örgü sanatını, deri işlemeyi, at koşum takımları ve ev eşyaları biçimlendirmeyi de aktarıyoruz. En az bunun kadar önemli olan bir diğer husus da anadilimizi aktarıyor oluşumuzdur; çünkü tüm bu nesnelerin anlamını ve çalışma sürecinin kendisini anadilimizde açıklıyoruz. Bütün bunlar milli kimliğimizi korumamıza ve onu gelecek nesillere devretmemize yardımcı oluyor.
– Sizin için en sık ilham kaynağı olan şey nedir?
– Benim için ana ilham kaynağı her zaman kitaplar olmuştur. Başta edebiyat eserleri, tarihi metinler, eski anlatılar, destanlar ve masallar gelir. Bir oyuncu olarak edebiyat eserlerinin seslendirilmesiyle ilgileniyorum ve şimdiden birkaç sesli kitap kaydettim. Bu çalışma, daha önce yönelmediğim klasik edebiyat da dahil olmak üzere metinlerle derin bir tanışıklık gerektiriyor. Yeni fikirleri çoğunlukla bu metinlerde buluyorum. Okuduğum eserler bana tablolar, tiyatro oyunları, radyo tiyatroları ve diğer sanatsal projeleri biçimlendirme konusunda ilham veriyor. Bu nedenle edebiyat benim için sadece bir bilgi kaynağı değil, aynı zamanda tükenmez bir sanatsal ilham pınarıdır.
– Sanat hayatınızda özel bir yeri olan bir çalışma veya eser var mı?
– Şaşırtıcı gelebilir ama sanat yaşamımda özel yeri olan şey resim değil, tiyatrodur. En anlamlı çalışmam olarak Karaçay-Çerkesya Halk Şairi Mhtse Kerim’e adanmış oyunu görüyorum. Benim görüşüme göre ve birçok uzmanın değerlendirmesine paralel olarak, Mhtse Kerim Avrupa hatta dünya çapında bir şairdir. Onun şiirlerinden yola çıkarak, şairin rolünü kendimin üstlendiği tek kişilik bir tiyatro oyunu kurguladım. Bu benim için en büyük sanatsal başarılardan biri oldu. Bu sahneleme benim için özellikle değerli, çünkü izleyiciler çalışmamı çok yüksek tuttu. Biçimlendirdiğiniz sanat insanlarda bir karşılık bulduğunda, bu bir sanatçı için muhtemelen en büyük ödüldür.
– Bir sanatçı ve eğitmen olarak hayaliniz nedir? Gelecekte hangi projeleri hayata geçirmek istersiniz?
– En büyük sanatsal hayalim Abhazya’da kişisel bir sergi açmaktır. İlk profesyonel eğitimimi Sohum Sanat Yüksekokulu’nu bitirerek orada aldım. Daha sonra Karaçay-Çerkes Devlet Pedagoji Üniversitesi Grafik Bölümü’nde eğitimime devam ettim ama bir sanatçı olarak yolculuğum Abhazya’da başladı. Eserlerimi orada, artık yetişmiş bir usta olarak sunmayı çok isterim. Ancak bir sanatçı mükemmelliğe ulaştığını asla söyleyemez. Ne kadar çok çalışırsanız, kendi hatalarınızı o kadar net görürsünüz ve mükemmelliğin sınırı olmadığını anlarsınız. Muhtemelen sadece zanaatının derinliğini henüz kavrayamamış bir insan kendinden tamamen memnun olabilir. Son birkaç yıldır kararlı bir şekilde bu sergiye hazırlanıyor, yeni eserler biçimlendiriyor ve planladıklarımı gerçekleştirebilmeyi umuyorum. Eserlerimi Abhazya’da sergilemek, beni hâlâ hatırlayan öğretmenlerimle ve meslektaşlarımla buluşmak, bunca yılda nasıl bir sanatçıya dönüştüğümü göstermek benim için çok önemli. Bu benim uzun yıllardır kurduğum bir hayal ve bunu gerçeğe dönüştürmeyi çok istiyorum.
—————-
Kaynak: www.riakchr.ru, 27 Temmuz 2026
Post Views: 3
