ZEYKO VE ZİYA

AHMET ALTUNOK

Nart destanlarından gündelik dile kadar Çerkes sohbetlerinde sıkça zikredilen “zeyko” (sefer) kavramı üzerine kapsamlı bir eser kaleme alan değerli Adıge tarihçi Merzey Aslanbek, bir süre önce İstanbul’daydı. Zeyko üzerine bir konferans veren Aslanbek, bu seferlerin dışarıdan bakıldığında yalnızca akın veya ganimet elde etmeye yönelik faaliyetler gibi değerlendirildiğini; oysa savaşçılar açısından temel amacın ganimet değil, öncelikle şöhret ve saygınlık kazanmak olduğunu vurguladı. Bunun yanı sıra, Kafkasya gibi sürekli saldırılara açık bir coğrafyada yaşayan topluluklar için bu geleneğin adeta bir askerî okul işlevi gördüğünü, savaşçı yetiştirilmesini kolaylaştırdığını ve toplumların direniş kapasitesini artırdığını ifade etti. Rus istilasına kadar Kafkasya halklarının zaman zaman birbirlerine karşı da zeyko düzenlediklerini, ancak Rus saldırılarının yoğunlaşmasıyla birlikte bu uygulamanın yasaklandığını söyledi.

Bu söyleşi, zeyko kavramına dair birçok yanlış kanaati yeniden düşünmemi sağladı.

***

Konferanstan birkaç gün sonra Aslanbek’in anlattıkları zihnimde dolaşırken, bir büyüğümüzün yıllar önce söylediği şu söz hatırıma geldi:

“Kafkasya’da yaşanan her şey Uzunyayla’da da yaşanmıştır.”

Bu sözle birlikte, rahmetli dedemin anlattığı ve hafızamda derin iz bırakan bir hadise yeniden gözümde canlandı.

***

Bu hatıranın yaşandığı yıllarda düğünler bütünüyle köylerde yapılırdı. Motorlu araçların henüz hayatımıza girmediği o zamanlarda gelin alayları atlarla yola çıkar, kış mevsiminde ise kızaklar kullanılırdı. Her düğün öncesinde bir istişare meclisi kurulur, yani vunafe yapılır; yol güzergâhı, konaklama yerleri, dönüş düzeni ve karşılaşılabilecek durumlar en ince ayrıntısına kadar değerlendirilirdi.

Bir kış günü köyümüzde bir düğün vardı. Gelin, komşu köylerden birinden alınacaktı. Yaklaşık on beş atlı ile bir kızakta bulunan yedi sekiz genç kızdan oluşan alayımız yola çıkmaya hazırlanırken, toplantıda bulunanlardan biri söz aldı:

— Gideceğimiz köyün yolunda bir köy var. Oradaki bazı gençler gelip geçen düğün alaylarını rahatsız etmeyi âdet edinmişler. Bu kış gününde bizim de başımıza bir iş açmalarından endişe ediyorum, dedi.

Ben de daha önce buna benzer hadiseler işitmiştim. Ancak o köyden geçmekten başka çaremiz yoktu. Bunun üzerine mecliste bulunanlardan biri şöyle dedi:

— Bizim Ziya bu işi halleder. Yiğit ve zeki bir delikanlıdır. Ata binişte eşi benzeri yoktur. Onu da yanımıza alırsak, o gençlerin hepsine tek başına yeter.

Güzel bir fikirdi, hemen aklıma yattı. Ziya cesareti, çevikliği ve binicilik maharetiyle köyümüzün nam salmış bir delikanlısıydı. Haber gönderdik, kısa süre sonra geldi. Durumu kendisine anlattık.

Bir süre dinledikten sonra sakin bir ifadeyle:

— Onların üstesinden gelirim. Fakat bir şartım var. Eğer böyle bir durum yaşanırsa sizin atınıza binmek isterim. Benim atım zayıf kalır; mahcup olmak istemem, dedi.

Teklifini memnuniyetle kabul ettim.

Hazırlıklar tamamlandı. Kar kalınlığı yer yer diz boyunu buluyordu. Keskin bir ayaz ortalığı kaplamıştı. Kızağı alayın ortasına alarak yola çıktık. Genç kızların kızakta kendi aralarında çalıp söyledikleri ezgiler, beyaz örtüye bürünmüş bozkırın sessizliğine karışıyordu.

Bir süre sonra adı geçen köyün yakınlarına vardık. Daha tepenin sırtını aşar aşmaz, anlatılanların doğru olduğunu gördük. Beş altı genç atlarına binmiş, belli ki bizi bekliyordu.

Hiç vakit kaybetmeden atımı Ziya’ya verdim, kendim de onun atına bindim.

Ziya’nın at üzerindeki hâlini bugün bile gözümün önüne getirebilirim. Sanki eyerde oturmuyor, atla birlikte tek bir beden gibi hareket ediyordu. Bir sağa, bir sola yatıyor; rüzgârın içinde süzülen bir şahin kadar çevik ve kontrollü görünüyordu.

Karşı köyün gençleri daha ne olduğunu anlayamadan Ziya atını mahmuzladı ve tek başına üzerlerine sürdü. Kimini atının göğsüyle savurup yere düşürdü, kiminin ise eyerini tutan karın kayışını alttan çözerek eyerle birlikte kara yuvarlanmasına sebep oldu. Her şey birkaç dakika içinde olup bitti.

Bizimle eğlenmek, alay etmek ve düğün alayını küçük düşürmek niyetiyle yola çıkan o gençler, geri çekilirken mağlubiyetlerini gizleyebilecek durumda bile değillerdi. Bazıları atlarının üzerinde kalamamış, bazıları ise kara saplanmış halde arkadaşlarının yardımını bekliyordu.

***

Biz ise hiçbir şey olmamış gibi yolumuza devam ettik. Gelinimizi aldık, düğün neşesi içinde köyümüzün yoluna koyulduk. Dönüşte yine aynı güzergahtan geçeceğimiz için doğrusu biraz endişeliydik. Yol boyunca hem sohbet ediyor hem de karşılaşabileceğimiz muhtemel durumları konuşuyorduk. Köye vardığımızda gördüğümüz manzara ise bir önceki karşılaşmamızdan oldukça farklıydı. Bu kez bizi karşılayanlar atların üzerinde değil, atlarının gemlerini ellerinde tutmuş, yol kenarında bizi bekliyorlardı.

Biz de atlarımızdan indik. Selamlaşma ve hal hatır sormanın ardından içlerinden sözü alan köyün büyüklerinden biri:

– “Biz, köyümüzün bazı gençlerinin yaptığı hata nedeniyle sizlerden özür dilemek için buradayız. Gerçi siz gençlerimize gereken dersi vermişsiniz, biz de onların kulaklarını çektik. Onlar adına sizlerden özür diliyoruz. Eğer kabul ederseniz, bu gece düğün heyeti olarak köyümüzde sizi misafir etmekten onur duyarız.” dedi.

Biz de kendilerine teşekkür ederek yolumuza devam etmek istediğimizi, geç kalmak istemediğimizi ifade ettik. Bunun üzerine çeşitli ikramlarda bulundular. Biz de kısa bir müzik eşliğinde onlarla birlikte küçük bir düğün havası yaşadık. Karşılıklı hoş sohbetler ve güzel dileklerle vedalaştık, ardından da yolumuza huzur içinde devam ettik.

Böylece dönüş yolunda taşıdığımız endişe, yerini karşılıklı saygının, büyüklüğün ve güzel bir dostluğun bıraktığı hoş bir hatıraya bırakmış oldu.

***

Köyümüze gururla varmıştık. Herkes Ziya’ya teşekkür etti.

O günden sonra da o köyün gençlerinden hiç kimse bir daha düğün alaylarına sataşmaya cesaret edemedi.

Ama asıl imtihan belki de gençlerin karşısına çıkmak değil, o karşılaşmadan sonra iki tarafın da vakarını koruyabilmesiydi. Bunu da başarmıştık.

***

Rahmetli dedemin anlattığı bu hadise yıllar boyunca zihnimde canlılığını korudu.

Haziran ayında Aslanbek’in zeyko üzerine anlattıklarını düşünürken bu hatıra yeniden gözlerimin önünde canlandı. Kendi kendime, “Eğer Ziya zeyko çağlarında yaşamış olsaydı, cesareti, mahareti ve kazandığı itibarla adını dilden dile dolaştırır; şan ve şöhret adına verilen bütün payeleri üzerinde toplardı,” diye düşündüm.

Belki bugün artık zeykolar yok. Fakat insanların hafızasında yaşamaya devam eden şey ne ganimettir ne servet. Hatırlananlar, Ziya gibi gerektiğinde öne çıkan, gücünü başkalarının huzuru için kullanan ve ardında iyi bir ad bırakan insanlardır.

Şimdi daha iyi anlıyorum ki zeykonun özü, ganimetten çok itibar kazanmakta, servetten çok ad bırakmakta yatıyordu. Değişen yalnızca yöntemlerdir; cesaret, saygınlık ve hayırla anılma arzusu ise dün olduğu gibi bugün de yaşamaya devam etmektedir.

Post Views: 237

3 yorum: ZEYKO VE ZİYA

  1. Harika bir anlatım olmuş Ahmet sigoş. Başlık da ne güzel yakışmış: Zeyko ve Ziya… Tebrik ediyorum. ZİYA gibi delikanlılar çıkarmakta velud olan Milletimize de selam olsun.
    Bu anekdotu Aslanbek’e de anlatmiş olmalısınız.

  2. Rahmetlik Ziya dayımı uzunca bir süre gurbette kaldığı için çocukluk yıllarımda görmemiştim. Ancak anne annem ve dayımlarından çok yakışıklı, kendine iyi bakan gezmeyi çok seven ve çok iyi bir at binen olarak gıyabında tanıdım. Yıllar sonra İstanbul’da ikâmet eden Ju Mehmet’ten Ziya dayının Kunaşeyde bir at binme olayını ve düğün kafilesinin önünü kesen atlı bir gurubu nasıl etkisiz hale getirdiğini dinlemiştim. Daha sonra senin anlattığın olayı rahmetlik Nav teyzemden dinlediğimi hatırlıyorum. Anne annem özel olarak beslediği atıyla kışın Uzunyayla turuna çıkarak uzun süre köye dönmediğini, kendilerini merak içinde bıraktığını anlatırdı. Yine düğünlerde atı kadar kendisinin iyi oynadığını anlatırlardı. Kendisini ancak lise yıllarında görebildim. Gerçekten o yaşlarda bile yakışıklılığını muhafaza eden biri idi. Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir