ORTAYA KARIŞIK…

VAHİT ERDO

 

TUVALETNAME

Çay bahçesinde masama oturdu.

Gıdığında köşeli, kulaklarına doğru ince patika sakalı, tek kulağında küpesi, şile bezinden beyaz gömleği, kısa pantolonu vardı. Saçlarını da arkadan at kuyruğa bağlamış.

Daha çayını yarılamadan bana dönüp güncel konu seçim muhabbetine girdi:

“52 yaşındayım. Karım da 76 yaşında İngiliz. Ama onları hiç sevmem. Geçenlerde birkaç İngiliz’le tartıştım. Türklerin kültürü yetersiz ve cahilmişiz. Sonunda dayanamadım, “Ulan tuvaleti Osmanlı’dan öğrendiniz, yoksa Paris’i, Lonra’yı b.k götürüyordu…” dedim; hemen seslerini kestiler” dedi.

Muzaffer bir eda ile bana bakarken,

 “Alınma ama cahalet karşısında susmuş olabilirler” dedim.

 “Nasıl yani?” diye mukabele etti.

“Siz Efes antik kentinde milattan önce yapılmış oturak tuvaletleri ve kanalizasyon sistemini gördünüz mü?”

“Hayır” manasında başını sağa sola salladı.

 “Tüm Batı dünyası Grek kültüründen geldiğine göre…”

“Ama abi bizim tarih kitabında  böyle yazıyordu, lisede  okuduk…”

“BİRİNCİ CİHAN SAVAŞI’NDA ALMANLAR YENİLDİĞİ İÇİN BİZ DE YENİK SAYILDIK”

Doğru değil. Osmanlı Ordusu tüm cephelerde yenildi ve büyük toprak kayıpları yaşadı. Ricat  eden askerin belki yarısı kaçak duruma düştü. Dağlarda yaşabilmek için Anadolu’daki Rum, Ermeni, Alevi köylerinde yıllarca süren talan ve kıyımlar yaptılar.

Sevr’i yerinde kontrol eden İstanbul İngiliz Komiserliği, bu kaçakları cezalandırmak için M. Kemal’i Karadeniz bölgesine, Samsun’a gönderdi.

Yeni Osmanlıcılık hayranı Kadir Mısıroğlu, Mustafa Reşit Paşa’nın Gülhane Deklarasyonu ile Batı’dan ithal edilen kanunlarla bir ihanet  yaşandığını, Cumhuriyetle birlikte ihanetin perçinlediğini yazdı.

Oysa gerçek farklıdır. Almanya’dan Ticaret, İtalya’dan Ceza, İsviçre’den Medeni Kanun ithal eden muktedir (ittahatçılar) egemenler, bunları eğip büküp kendi çıkarları doğrultusunda yazdırdılar ve uyguladılar. Ama hukukun üstünlüğü evrensel ana  prensibini 2 asır sonra bugün bile kabullenebilmiş değiller…

 

“ADNAN MENDERES ALTIN KAÇIRIYOR”

O Eskişehir de iken askeri darbe yapılmıştı. Sabah Kütahya’ya gitmek için makam arabası ile şehirden ayrıldı. Darbe durumunu bilen garnizon komutanı geceden bir matbaada  broşür bastırdı ve Adnan Menderes ayrılınca tüm Eskişehir halkına dağıttı. Broşürde “Sabık Menderes bir bagaj dolusu altınla Yunanistan’a kaçıyor. Gören duyan memleket menfaati için en yakın asker, polis noktasına bildirsin” deniliyordu.

 6-7 EYLÜL KIYAMI 1956-İSTANBUL

1993 yılıydı. Ermeni halk yazarı Kirkor Cihanyan abi benim bel kayması sorunu için ortopedi profesörü Nişan Nişanyan’a randevüsüz götürdü, Doktor beni bir güzel elledi, yatırdı kaldırdı gerdirdi ne yapmam gerektiğini söyledi… (Hâlâ dediklerini yapıyorum ve şifa buldum. )

Doktordan çıktık, Kadıköy’den taksi ile Dragos’a geldik. Bir apartmanın 5. katına çıktık. Zili çaldık, kapıyı yaşlı bir kadın açtı.

Kirkor amcayı gören kadının yüzü aydınlandı, bizi hürmetle içeri buyur etti. Kocası da ayakta karşıladı, sarıldı öptü bizi.

Kahvelerimizi yudumlarken karı koca doktorlara tanıttı beni Kirkor amca. Pek sevindiler, iltifatlar ettiler ve konuya girdi kadın doktor.

“1950’de Barış Derneği Davası’ndan yargılanmış, yurt dışı yasağı ile sakıncalı  cezası almıştık. Karı koca tatil günlerinde Okmeydanı, Kasımpaşa, Sütlüce taraflarında ücretsiz halkın sağlık sorunlarına, dertlerine deva oluyorduk. 8 Eylül sabahı ikimizi de polis tutukladı. Azınlıklara karşı yapılan bu kıyamı bizim üstümüze yıktılar. Tutuklu olarak mahkemede 2 yıl yargılandık, sonra bizi hiçbir şey olmamış gibi beraat ettirdiler ve dışarı saldılar” dedi.

Bu arada bana da Rusya’yı ve Kafkasya’yı sordular. Anlatımlarımdan üzüldüklerini fark edince fazla derine inmedim. Kadın atıldı, “Benim anneannem de Çerkes’ti. Mızıka çalar, parmakları üstünde oynardı. Hâlâ hayalimde, sanki burada gibi gözümün önünde capcanlı…”

 XABZE

Xabze = Tarım döneminde Çerkeslerin sosyo-ekonomik, politik, insani ilişkilerini, toplam hukukunu düzenleyen bir kurum; aynı Alevilerin cem hukuku gibi.

O dönemde bu klan sisteminin en gelişmişleri Hindistan’da varmış. Rus Çarı’nın istilasına karşı Çerkeslerin bu kurumu başarı gösterip, toplumu sevk ve idare edemediği için uluslaşmış, kurumlaşmış Rusya devletine yenildi  ve kıyım yapılarak sürgün edildiler. Günümüz dijital dünyasında artık “bir köylülük kurumu olan Xabze” ile adım atmak mümkün gözükmüyor. Ancak evrensel değerleri korumak geliştirmek gerekir. Salt yaşlılara hürmet için toplantılar yapıp, yeni gençliğin susturulması gericiliktir. Artık saygı, sevgi, şeklî ve yapay  değil; emeğe, fikre, icraata yönelik gönülden olmalıdır.

Çok marifet var insanda; selamlar.

Post Views: 13

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir