MURAT ÖZDEN
“Tenceren kaynarken, maymının oynarken etrafında dönen çok olur oğlum” derdi rahmetli annem sık sık. Yüz yıllık bir yaşamın bilge süzgecinden geçmiş altın değerinde bir öğüttür bana rahmetliden kalan bu söz.
Geçtiğimiz hafta gündeme getirdiğimiz Nazmi Sabancı olayı ile ilgili, formatlanmış bazı kafalar bir iki “karşı atak” geliştirmek istedi ama onları ciddiye alan olmadı. Bundan sonra da olmayacak. Nazmi Sabancı ile ilgili, iki sene önce onu savunmamı gerektirecek bir yazı yazacağıma ben de inanmazdım. Çünkü o anavatanda kendine seçtiği iş ortakları ve dostları ile bizim karşımızdaki cepheye destek veriyordu. Ama bugün bunların bizim nezdimizde bir önemi yoktur.
Bugün o bir mazlumdur.
Bizim görevimizse, kim mazlumsa, kim haksızlığa uğramışsa onun yanında durmaktır.
Teşbihte hata olmaz, ikbal günlerinde sofrasında oynayan “maymunlardan”, iki yıldır ne bir söz, ne de bir itiraz gelmeyince, Nazmi Sabancı’yı savunmak da bize düştü.
Yalakaların değil de, direnenlerin muhatap alınacağı ve direnenlerin yanında saf tutmak zorunda kalınacağının veciz bir örneği oldu Nazmi Sabancı’ya yapılmış olan haksızlık.
Ayrıca Nalçık’tan dostlarımızı arayıp yazıyı kaldırmamız haberini gönderenler şunu iyi bilsinler: Sitemizin adı Özgür Çerkes’tir. Burada herkes fikrini özgürce ifade edebilir. Ama yazımızı kaldırmaya kimsenin gücü yetmez.
Varsa ellerinde bilgi ve belge, gönderirlerse onları da yayınlamaya hazırız.
***
2010 yılında yazdığım bir yazıda “Korkakların asil kabul edildiği bir dünya yoktur” demiştim.
Çerkesler asaleti ve asil olmayı pek severler ve önemserler. Oysa sahip olduğu her şeyi kaybetmiş bir milletin asalet iddiasında bulunması kadar saçma bir şey olamaz.
Sen özgürlüğünü kaybetmişsin!
Sen vatanını kaybetmişsin!
Sen dilini kaybetmişsin!
Sen kültürünü kaybetmişsin!
Sen her şeyini kaybetmişsin!
Hangi asaletin peşindesin zavallı Çerkes?..
Çerkesler ne zaman asildiler peki?
Anavatan savunmasında, direnişi yükseltip destanlar yazarken asildiler.
Ama 150 yıldır hep kötü zamanlar yaşayan Çerkes Halkı, henüz topyekün siyasi mücadeleye girmeyi göze alamamıştır.
Anavatanda Rusya’nın işbirlikçileri, Türkiye’de Türkiye’nin işbirlikçileri, Ürdün’de kralın işbirlikçileri, Suriye’de Muhaberat’ın işbirlikçileri, Çerkeslerin kendilerini toplayıp mücadeleye girmelerinin önündeki en büyük engeldir.
Adeta narkozlu bir hasta gibidir Çerkes halkı…
Narkozitörleri, yani uyutucuları kendinden…
Başkalarının düşmanlık yapmasına gerek yok.
Onun için kendi içimizdeki işbirlikçilerle hesaplaşmamızı tamamlayıp, halkımızın önünü açmadıkça alabileceğimiz fazla bir yol yoktur.
Bazı kesimler yaptığımız toplumsal eleştirileri keskin bulabilir. Ama yaptığımız eleştirilerin mutlaka yapılması gerekmektedir. Başka türlü sapla samanı birbirinden ayıramayız. İşbirlikçilerin halkımızın kafasını karıştırmasını başka türlü engelleyemeyiz.
2014 yılı, Çerkes Soykırımının 150. yılıydı.
Evet 2014 yılında Cumhurbaşkanı, Başbakan, Meclis Başkanı, Siyasi partilerin başkanları, belediye başkanları, oda başkanları Çerkeslerin acılarını paylaştılar. Bu da çok önemli gelişmedir. Ama Çerkes Halkının soykırımın 150. yılında çıkarabildiği ses ne kadar da cılızdı.
Ama her şeye rağmen umut var.
Haklarının peşine ısrarla düşmüş, asalet çiçekleri gibi açan bir gençliğimiz yetişiyor.
İşte asil olanlar onlardır.
Siz de zor zamanlarda açan asalet çiçekleri olmak istiyorsanız, direnenlerin saflarında yerinizi alın.
2015 yılı Çerkes Halkıyla birlikte tüm insanlığa barış, huzur ve refah getirsin…
Post Views: 5
