MURAT ÖZDEN
“Toplumsal politik” bir hareket olarak ortaya çıkan ÇHİ aynı zamanda bir “hak arama”hareketiydi.
2009 yılı Türkiyenin dönüşümü anlamında tarihi öneme sahip bir yıldır. Bölünme paranoyasıyla korkutulmuş Türkiye’de devlet, Kürtçe bir televizyon kanalı açmış ve demokratik açılım sürecini başlatmıştır. Bugün 24 saat kesintisiz Kürtçe yayın yapılıyor ama Türkiye bölünmüyor.
Başlatılmış olan demokratik açılım süreci, güvenlikçi anlayış ile yola çıktığı için,
hatalı ve yanlıştır. Devlet silahlı mücadele veren Kürtlerin terörünü bitirme, Avrupa İnsan Hakları mahkemesine başvuran Alevilerin gazını alma, Avrupa Birliği’nin haklarını dikte ettiği Romanları muhatap alarak başlattı Demokratik Açılım sürecini. Oysa toplumdaki haklar ve özgürlükler bir bütündür ve tüm kesimleri kapsamak zorundadır.
Çerkesler dahil tüm etnik gruplar ve farklılıklar muhatap alınarak başlatılmamış
olan bu süreç eksiktir ve dolayısıyla yanlıştır.
Yaşanan bu süreci iki yıl sabırla izleyip, devlet tarafından muhatap alınma sırasının Çerkeslere gelmesini bekledik. Ancak ne devletin, ne de Çerkes Kurumlarının harekete geçmek gibi bir niyetinin olmadığını anladık.
Bunun üzerine 2011 yılının şubat ayında ÇHİ oluşturuldu ve harekete geçti. Öncelikle tüm Çerkes Kurumları, oluşumları ve kanaat önderleri ziyaret edildi ve başlatılacak eylemlere davet edildi. Yaşadığımız bu süreçte tüm Çerkes kurumları ve oluşumları sınıfta kaldı.
ÇHİ, Çerkes meselesini “görünür kılmak” ve Çerkeslerin bir sorunu olduğunu hem dünyaya, hem de Çerkeslere anlatabilmek için yola koyuldu. Diyasporada hak talebi dile getiren ilk mitingler, Çalıştaylar, Devlet kurumları ve siyasi partilerle yoğun temaslar, uluslararası ilişkiler, Suriye iç savaşından soydaşlarımızın tahliyesi ve bağımsız Çerkes kurumlarının oluşumu sağlandı.
Tüm bu sürece demokrat Türkler, Kürtler, Lazlar, Gürcüler, Pomaklar ve toplumun tüm farklı kesimleri sempati ile baktılar.
Ancak bu süreçte yoğun bir biçimde Çerkes Kurumlarının ve psikolojik savaşın etkisinde kalmış Çerkeslerin saldırısına uğradık. Dile getirilen talepleri, bölücülük ve bölücülerin ekmeğine yağ sürme, hainlik, kucak açanlara ihanet ve yemek yenilen kaba pislemek olarak nitelediler. Oysa talepler en temel insan haklarıydı.
Ezilmiş, horlanmış, asimile edilmiş Çerkes Halkı, ezilenlerin yanında değil de, kendini ezip yok edenlerin yanında tavır alıp, kendi adına hak talebi dile getirenlere saldırabiliyor. Bugün dile getirdiği taleplerin zeminini Kürtlerin hazırladığını görmeyip Kürtlere saldırabiliyor. Çerkes Soykırımını Parlamentosundan geçiren Gürcistan’a saldırabiliyor. Dostlarını ve düşmanlarını ayırt etmekten aciz bir akıl hastası gibi.
Bu nasıl bir psikolojik travmadır?
Asıl cevaplanması gereken soru budur.
Bir vatan kaybederek sürülmüş olan Çerkes Halkı, aradan 150 yıl geçmiş olmasına rağmen yaşadığı travmayı atlatamamıştır. Acılarını içine gömmüş ve yaşadığı acıları ne kendisiyle, ne de başkalarıyla paylaşmamıştır. Büyük acılar yaşamış olan kişiler ve toplumlar rehabilite edilmedikleri takdirde, sağlıklı tepkiler veremezler.
Çerkes toplumu adeta bir şizofreni hastası gibidir.
Dünyanın en ağır soykırım ve sürgünlerinden birine uğramış olmasına rağmen, soykırıma uğradık diyememektedir. Vatanını kaybetmiş, dilini kaybetmiş, kimliğini kaybetmiş, kültürünü kaybetmiş ama hiçbir şey olmamış gibi hareket etmektedir.
“Bakın ne güzel şeşen oynayıp, kaşen yapabiliyoruz, halüj yiyebiliyoruz, isteyen dilini konuşabiliyor, ne sıkıntımız var?” diyebilmektedir.
Dünyada yaşanan Filistin meselesinden, Ermeni meselesinden, Bask meselesinden, Kürt meselesinden, Tamil meselesinden daha az önemsiz bir mesele değildir Çerkes meselesi. Ama maalesef Çerkes Halkı bunun farkında değildir.
Yaptığımız her eylemden sonra “daha kitlesel olmalıydı” diyoruz. Zaman, zaman halkımızın sorunlarına karşı ilgisizliğine üzülüyoruz. Ama asla darılmıyoruz. Önemli olanın eylem yapabilmek olduğunu ve eylemlerin devamlılığını sağlamak olduğunu biliyoruz. Çünkü damlaların devamlılığının kayayı oyacağını biliyoruz. Dünyanın en büyük ordusu olan Rus ordusuna 300 yıl direnebilmiş bir halkın torunlarının mutlaka bir yol bulacağını biliyoruz. Çerkes Halkına önderlik etme iddiasında olanların, Çerkes Halkını harekete geçirecek yolu henüz bulamadıklarını düşünüyoruz.
Dünyanın en şanlı ve en uzun direnişlerinden birini gerçekleştirmiş olan Çerkes Halkı, direniş geleneği olan bir halktır. Ve mutlaka hak arama kültürünü ve kendi hak arama biçimini yaratacaktır.
Yaşadığı travmadan silkinecek, “hak arama kültürü”nü geliştirecek, bir çıkış yolu bulacak ve varlığını geleceğe taşıyacaktır.
O çıkış yolu, siyasi bir mesele olan Çerkes meselesinin siyasi partisinin oluşturulmasıdır.
Post Views: 13
