Siyasi Olmayan Siyaset Yazısı

KUŞHA FARUK ÖZDEN

Yazıma, başlıkta yer alan “siyasi olmayan” ifadesinden kastımın, “bir siyasi partiye angaje olmama” olduğunu belirterek başlamak isterim. Bugünkü duruşum eğer iktidar partisi ile paralellik gösteriyorsa, demek ki toplumsal taleplerime kısmen de olsa bazı cevaplar bulduğum içindir.

Rahmetle yad ettiğim hocam İdris Küçükömer, “Türkiye’de aslında sağcı görünenler solcu, solcu görünenler ise sağcıdır” derdi. Bizim cenahta hala CHP’yi solcu ve de sosyal demokrat gören epey kişi var. CHP’nin solculuğunu tartışacak değilim. Yalnız, askeri vesayeti “kurucu irade” olarak nitelendirenlerin yamandıkları sivil vesayete ne demeli?

***

Türkiye’de demokrasinin olduğu kadar ileriye açık siyasetin de belirleyici göstergesi “Barış Süreci” ve “Demokratik Açılım”dır. Demokratik açılıma sahip çıkmak ve onu ileriye taşımak demokrasinin olmazsa olmaz şartıdır. Barış sürecinin iki baş aktörü var: Bir tarafta R. Tayyip Erdoğan, öbür tarafta Abdullah Öcalan. Her iki cenahta da oluşabilen gerginliklerde, ikisi de ortamı yumuşatarak karşılıklı rol almaktadırlar. Örneğin Gezi eylemlerinde, Başbakanın sert demeçlerine karşı, kendi kitlesini frenleyerek sokaktan uzak tutan Öcalan’ın tavrı takdirle karşılanmalıdır.

Sokağa dökülme konusunda maalesef Aleviler oltaya gelmiştir. Oyunun baş aktörü olacağını sanan Aleviler, Yeşilçam filmlerindeki figüranlar gibi dayak yemişlerdir. Arada bir fark var, figüranlar dayak yiyormuş gibi gösterilmesine rağmen Aleviler dayak yemişlerdir. Ölenler hep onlardan olmuştur.

***

Türkiye genel seçim gibi bir mahalli seçim dönemi geçirdi. Şimdi ufukta Cumhurbaşkanlığı seçimleri var. Bu özel bir seçim. Benim için kimin seçileceğinden çok, 91 yıllık cumhuriyet tarihinde ilk defa Cumhurbaşkanının halk tarafından doğrudan seçilmesi önemlidir. Bundan da daha önemli olan “Barış sürecinin” devam ettirilmesidir. Barış sürecinin devam etmesi, beraberinde demokratikleşmeyi de getirmektedir. Bir tarafta silahların susması; öte yanda demokratikleşme paketleri… Bazıları demokratikleşme paketlerinin bir kandırmacadan ibaret olduğunu söylemektedir. Bir tarafta yerel dillerin seçmeli olarak okutulması; öte yanda özel okullarda yerel dillerde eğitim… Bunlar kısa zamanda azımsanmayacak gelişmelerdir.

***

Bütün bunlara rağmen elbette yetmez. Çünkü devlet eliyle anadilde eğitim ve Çerkesçe tv olmadıktan sonra amacına hizmet etmez. Bazılarının “yine mi Çerkes Tv?” dediklerini okuyorum. Evet yine Çerkes Tv. Çünkü Çerkes kalabilmemiz için, anadilde eğitimin yanında Çerkesçe tv şarttır. İnsanlarımız geçmişte perşembe sabahları yayınlanan yarım saat Çerkesçe yayını özlemle beklerlerdi. Net olarak anlayamadıkları Kabardey  “T’huşedes” diyalekti dahi canı gönülden dinlerlerdi. Demek ki toplumun Çerkesçe tv’ye ihtiyacı var. Çerkesçe bilmeyenler dahi bu eksikliği hissetmektedirler.

***

Yalnız toplumumuz özelinde, Uzunyayla’nın siyasetsizliği ve sonuç olarak da siyasetçilerden bir talebinin olmaması, üzerinde durulması gereken bir konudur. Siyasilerden talebin olmaması beraberinde siyasetsizliği getirmektedir.

Ağır sosyolojik tahlillere girmeden ortaya çıkan basit sonuçlar üzerinden meseleye yaklaşacak olursak, “günlük siyasetin içinde olmamak”, nihayetinde de “ toplumsal siyaset oluşturamamak” gibi bir sonuca ulaşırız.

Bir tarafta CHP ulusalcılığını sol gibi görmek ve sol siyaset yaptığını zannedenler; öte yanda AKP’ye oy vermesine rağmen potansiyelini gösteremeyenler…

Bu tablo, aslında siyasi yapıya dahil olduğunu sanıp da, nasıl siyaset dışı kalındığının fotoğrafıdır.

Post Views: 16

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir