Soykırımın 150. Yılında Çerkes Halkı’nın Varlığı ve Direnişi Bir Mucizedir

MURAT ÖZDEN

İnsanlık tarihinde yüz elli yıl çok önemli bir zaman dilimi değil. Ancak yaşadığımız son yüz elli yıl, insanlık tarihi açısından çok önemli altüst oluşların yaşandığı bir dönem olmuştur.

1800’lü yıllarda dünyada üç büyük güç hüküm sürüyordu: İngiltere, Rusya ve Osmanlı imparatorluğu.

İngiltere topraklarında güneş batmayan imparatorluğunu inşa ederken, Rusya sıcak denizlere ulaşmayı hedefleyen karasal bir imparatorluk olarak tarihteki yerini alıyordu. Osmanlı ise su alan bir gemi gibi batma sürecini yaşıyor ve dağılıyordu.

Amerika, Asya ve Afrika’da Avrupalıların sömürgesi olan birçok ülke, verdikleri ulusal kurtuluş mücadeleleri sonucu bağımsızlıklarını kazanıyorlardı bu süreçte.

Bu süreçte insanlık iki büyük dünya savaşını yaşıyor, on milyonlarca  insanını kaybediyordu.

İnsanlık sosyalist üretim tarzını deneyip, başaramıyordu.

İkinci dünya savaşı sonrası İngiltere, topraklarında güneş batmayan imparatorluğunu kaybedip bir adaya çekilirken; İngiltere’nin eski sömürgesi olan ABD’nin hükmü sürmeye başlıyordu dünya üzerinde.

Rus Çarlığı, bir karasal imparatorluk olarak kalmamak için önce Karadeniz’i ele geçirmek zorundaydı. Karadeniz kıyılarının tarihsel sahibi olan Çerkesler’in ve Tatarlar’ın yok edilmesi ile sonuçlanıyordu Rusya’nın bu isteği.

***

Osmanlı için de, Çerkesler için de sonun başlangıcı 1829 yılında imzalanan Edirne anlaşmasıdır.

1789 Fransız Burjuva İhtilali sonucu ortaya çıkan milliyetçilik ideolojisi, Avrupa kıtasındaki ve dünyadaki bütün halkları etkilemişti.

Osmanlı hızla Avrupa’dan sökülüp atılıyordu. Osmanlı 1828-1829 Osmanlı-Rus savaşında ağır bir yenilgiye uğrayıp çok ağır şartlarda bir anlaşma yapmak zorunda kalıyordu. Edirne anlaşması ile Yunanistan’ın bağımsızlığı tanınıyor, Eflak ve Boğdan’a özerklik veriliyordu. Ve Osmanlı Çerkesya üzerindeki tüm haklarını Rusya’ya devrediyordu.

Osmanlı hiçbir zaman sahip olmadığı, Çerkesyayı rahatlıkla Rusya’ya devrederken, Rusya da Çerkesya’nın  tapusunu ele geçiriyordu. Ruslar tapusunu ele geçirdikleri Çerkesya’yı işgal etmenin savaşını verirken bütün dünya seyrediyordu.

Çerkesler için sonun başlangıcı aslında 1864 değil, 1829’dur. Çerkes-Rus savaşının en kanlı dönemi son 35 yılıdır.

Bu kadar orantısız iki gücün kavgasında mukadder olan Çerkeslerin yenilgisiydi. Ruslar Çerkesya’yı ele geçirirken, yaptıkları katliamla yetinmeyip, o toprağın sahibi Çerkeslerin tamamını Çerkesya’dan söküp atıyor ve Çerkeslerin kökünü kazıyordu.

1864’te insanlık daha adını koymamıştı ama Rusya’nın yaptığı bu katliamın adı “SOYKIRIM”dı.

***

Savaşlarda sürekli kan kaybeden Osmanlı’nın taze kana ihtiyacı vardı. Müslüman ve sadık Çerkesleri bağrına(!) basıp kanlarından istifade etmesinde hiçbir sakınca yoktu.

Osmanlıda da oyun ve plan hiç bitmezdi. Bu gelen Çerkeslerin soyunun tükenmesi için onların birbirinden uzak ve küçük birimler halinde yerleştirilmeleri gerekiyordu. Yugoslavya’dan Irak’a kadar son derece geniş bir alana serpiştiriliyordu Çerkesler.

Sürgün, önce ağırlıklı olarak Balkan coğrafyasına yapılıyordu. Ancak sürgünden 15 yıl sonra çıkan Osmanlı-Rus savaşında Osmanlının yanında saf tutarak, yerleştikleri coğrafyadaki Hristiyan ahaliyi rahatsız ettiler.

Ve Çerkeslere yeni sürgün yolları göründü. 1879 Berlin anlaşmasına konan bir madde ile Balkanlardaki Çerkesler Anadolu içlerine ve Ortadoğu coğrafyasına sürülüyordu. Yeni sürgün yeni ölümler yeni zulümler demekti. Oysa Balkanlarda rahat dursaydı Çerkesler, bugün Çerkes nüfusun çok önemli bir bölümü Avrupa’da yaşıyor olacaktı.

Osmanlı askeri ve sivil bürokrasisinde tutunabilen Çerkesler, 1908’ de meşrutiyetin ilanıyla Osmanlı’daki ilk örgütlenmeleri Çerkes İttihad ve Teavün Cemiyeti’ni kuruyorlardı. Ancak Osmanlının meşruti döneminden altı yıl sonra birinci dünya savaşı başlıyor ve tüm halklarla birlikte binlerce Çerkesin de kanı akıyordu.

Birinci Dünya Savaşı sonrası Osmanlıdan doğan onlarca devletin sınırları içinde kalan Çerkesler birbirleriyle ilişki kurabilmekten çıkıyordu. Yine Birinci Dünya Savaşı içerisinde Bolşeviklerin Rusya’da yönetimi ele geçirmesi Çerkeslerin lehine kazanımlar yaratırken, diaspora ile anavatan arasına demirperde örülüyordu.

Osmanlının enkazı üzerine kurulan Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı’na var güçleriyle katılıp kan kaybediyorlardı. Ama  verilen kurtuluş savaşı sonrası hain damgasını yiyor, sürgünlere tabi tutuluyor, dillerinin, kültürlerinin ve ulusal varlıklarının yok edilmesi için her türlü baskı uygulanıyordu.

Soykırım sonrası 150 yıllık sürgün yaşamının 90 yılı Türkiye Cumhuriyeti dönemini kapsıyor. Türkiye Cumhuriyeti’nde farklı olan her şeye ve herkese karşı inkar, imha ve asimilasyon politikaları uygulanıyordu. Uygulanan bu politikalar büyük ölçüde başarılı oluyordu.

***

2014 yılı Çerkes soykırım ve sürgününün 150. yılıdır. Bu yüz elli yıllık tarihi satır satır okuduğumuzda, her altüst oluşta ve çalkantıda kaybedenin hep Çerkesler olduğunu görüyoruz.

Kimse kendini düğünümüz-derneğiz var diye kandırmasın.

Malesef sonuç ortada.

Bu kadar çok kaybeden bir halkın çoktan yok olması gerekirdi.

Ama 150 yıldan sonra Çerkes halkında hala umut var.

Hala direniyor ve ses veriyor.

Ve bu bir mucizedir.

Anavatanda ve diasporada hapsedildikleri derneklerin ve xaselerin duvarlarının dışına taşarak kendi ulusal politikalarını yapmayı öğreniyorlar artık.

Ne Rusya’nın, ne Türkiye’nin ne de baskıcı Arap rejimlerinin gücü ve politikaları Çerkes Halkını yok etmeye yetmedi ve yetmeyecek.

Çerkes Halkının içindeki, Rusya’nın, Türkiye’nin ve tüm yabancı güçlerin işbirlikçileri tasfiye edilecektir.

Soykırımcıların ve asimilasyoncuların karşısına dikilerek haklarımız geri alınacaktır.

Çerkes Halkı kendi ulusal politikalarını oluşturarak insanlık ailesindeki onurlu yerini alacaktır.

Haydi Çerkes sürgün ve soykırımının 150. yılını Çerkeslerin diriliş yılı yapmak için omuz omuza!

Post Views: 5

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir