BALKAR SELÇUK
Ne çok severdim Mısır’ı. Ama öyle uzaktan yani. Dedemin Mısır’dan getirdiği yaprakları çoktan sararmış küf ve kağıt kokan kitapları arasında hep Mısır’ı hayal ederdim küçükken.
Sonra kırmızı fesleri takıp aynada kendime bakar sanki El-Ezher’de okuyan bir öğrenci gibi hayal ederdim kendimi.
Büyük nenem Mısrokalar’ın yani Mısırlıoğullarının kızıymış. Meğer ne çok yakınmışız biz Mısır’a.
Ne güzel vatan oldu Mısır Çerkeslere. Öyle böyle değil, neredeyse tam bin yıl bizim vatanımız oldu Mısır. Anadolu’dan çok önce, yüzlerce yıl önce açtı kollarını bize.
Hep hayalimdi şöyle Suriye’den girip Mısır’a bir gezebilmek. Ben kalkıp oralara gidene kadar önce Suriye düştü, sonra Mısır karıştı.
Ama ne mutlu kendi davasında ve kendi kavgasında vurulup ölene. Diyecek fazla bir söz yok.
Ümmü Gülsüm’ün çocukları şimdi dünyaya direnişin ve mücadelenin dersini veriyor.
Kan düşerken toprağa Ahi entehurrun türküsünü söyleyerek direnebilene ne mutlu.
Mısır İsis’in gözyaşlarından doğmuştu ya, şimdi Ümmü Gülsüm’ün göz yaşlarıyla bir kez daha doğuyor.
İsis, adına piramitler yapılan kadındı; Ümmü Gülsüm Mısır’ın dördüncü piramidiydi.
Hepsi Mısır’ın topraklarından doğdu ve ona geri döndü.
İkisi de hep sana ağladı ey Mısır, ikisi de en güzel şarkılarını sana okudu.
Şimdi Rabiatül Adeviyye saklasın seni; Adeviyye’ye siz sahip çıktınız o da size sahip çıksın.
Söyleyecek fazla bir söz yok aslında: Ahientehurrunweraessudul (Kardeşim sen parmaklıklar ardında olsan bile özgürsün!) şiirinden başka.
Şimdi seni koruyacak ne Firavunların ne de Memlüklerin yok kapında.
Ne bir Ramses’in var, ne bir Baybars’ın sokaklarında. Ama şimdi sıra sende ey Mısır!
Ey dünyanın anası!
Ve ey Kafkasya’nın öz kızı!
Dualarımız ve kalbimiz seninle…
Post Views: 5
