Gezi Ruhu Karşı Devrimcidir, Gericidir, Barbardır…

BALKAR SELÇUK

“Her yer ODTÜ, her yer direniş!”, “Her yer Taksim, her yer direniş” derken, iş şimdi “Her yer Taksim, her yer Lice”ye geldi. Yakında her yer her yerde olacak bu gidişle.

6 aylık barış süreci bile bu ülkenin Kemalist faşistlerine, Kürtçü faşistlerine çok geldi. Şimdi iki tarafta AKP’den hiçbir şekilde daha az faşist olmadığı halde, bizden, Başbakan’ın diktatör, AKP yönetiminin ise faşist olduğuna inanmamızı istiyor.

Herkes her türlü saldırıyı yapacak ama tüm eylemleri “demokratik” olacak. Taş, molotof, bilye, sapan artık Allah ne verdiyse kent merkezleri ve karakollar işgal edilecek, kan akması için kimse himmetini eksik etmeyecek, sonra da bize dönüp hiç utanmadan ve sıkılmadan “Ama Başbakan da çok diktatör değil mi kardeş?!” diye göz kırpıştıracak.

Aslında her şey daha yeni başlıyor.

Kitleler sokağa döküldükçe başkalarının kurduğu oyunlarda oyuncak olanlar, bağlantılar, para akışları, emirler, niyetler her şey ama her şey ayan beyan ortaya dökülecek. Kimlerin ne karın ağrısı varsa hangi sanatçılar ne kadar “kaygılıysa” anlaşılacak.

Sol’un işporta malı ne kadar terör örgütü varsa yine kente işgale ve yağmaya inecek. Entel, Kemalist ve darbeci eski kuşak ağabeyleri onlara güzellemeler yapacak, kol kola girip devrim marşları okunacak; cam, çerçeve,  parti binası ne denk gelirse yakılacak. Polisin her müdahalesinden sonra kanal kanal salya sümük ağlanacak.

90 kuşağı bebelerin tanımlanamayan erkeksi ve bohem duruşlarına methiyeler dizilecek, “Ay çok okumuş çocuklar şekerim baksana ne güzel espriler yapıyorlar!” diye hayranlıklar dile getirilecek.

“Madem ki Ortadoğuluyuz, bizdeki  diktatör de Erdoğan’dır” diyen kaleme sarılacak.

Başbakanlık su yoluna çevrilecek ama bu kimseyi kesmeyecek.

Valiyle sabahlara kadar çene çalınacak ama yetmeyecek.

Gene de görüşmeden penguen taklidi yapılarak çıkılacak..

Aman ne yaratıcı…

Her neyse…

Herkes kurtlarını döktüğüne ve ne derdi varsa eksiksiz anlattığına göre artık Başbakana faşist diktatör demekten vazgeçsinler de işimize bakalım.

Peki tamam Başbakan’ın üslubu fazlaca masgülen, onu anladık da tam olarak 2002’den bu yana hangi hak ve özgürlüklerin kısıtlandığını bize de anlatsanız da bizde öğrensek, fikrimiz olsa. 2002’de neyi yapabiliyordunuz, bugün neleri yapamıyorsunuz?

Kemalist Sağ’a kaydı dediğiniz AKP askeri darbelere gerekçe yapılan 35. maddeyi daha geçen hafta kaldırabildi.

Ama bunlar yetmez tabi.

Bu Gezi kalkışmasının birinci derecede sorumlusu Başbakan’dır. Ancak üslubundaki kabalıktan ya da Gezi gençliğine taviz vermemesinden dolayı değil, Ergenekon’un sonunu getirmediği için. Meşhur Dolmabahçe Görüşmesi’nden sonra Ergenekon’un peşini bırakıp süreci sulandırdığı için. 1 numarayı 2 numarayı yakalamadığı için. Ekonomideki sivil Ergenekoncularla hesaplaşmadığı için.

Gezi Ruhu Karşı Devrimcidir, Gericidir ve Barbardır

Kendinizi demokrat ya da özgürlükçü sanabilirsiniz ama Erdoğan’dan daha kaba, daha küfürbazsınız. Yağmacı ve barbarsınız. Tüm Türkiye sizin 1 ay boyunca İstanbul’un Ankara’nın orta yerinde ne barbarlıklar yaptığınızı gördü. Sizler tarz-ı hayatınızın faşistlerisiniz.

Hükümet kırk kere “mesaj alındı” dedi ama sizi kesmedi bu. Siz kelle almak derdindeydiniz, zoru görünce ağlamanız bundan.

Kemalist faşizme omuz verdiğiniz ya da kiralık sol terör örgütleriyle poz verdiğiniz için değil, düpedüz karşı devrimci bir kalkışma içerisinde yer aldığınız için sizinle aramıza mesafe koyuyoruz.

Başbakan Kürt açılımını ve Alevi açılımını başlattığı için mi faşist ve diktatör oluyor?

Tamam, ilk gün Gezi’ye çıkan Y kuşağını çok sevdiniz ama sonrasında sizden Gezi’yi çalanlara da bir mesafe koyun artık. Y kuşağını da sosyologlar sevsin. Ama biz 68 kuşağının yıllarca ve yıllarca nasıl ağladığını, başarısızlıklarını nasıl mistifike ettiklerini gördük. Şimdi bir 50 yıl da Gezi başarısızlığı üzerine yazılacakları mı okuyalım? Bize de yazık, bu ülkeye de yazık.

Türkiye’nin ve bölgenin hiçbir sorununda kılı bile kıpırdamayan “Kaygılı” sanatçı yığınlarının ağız birliğiyle gezi üzerinden duyarlı entelektüel pozlarıyla gazetelere ilanlar vermesini neye yoralım?

Cizre’de Ergen Kürt Gençlerin Yaptığı’nı AK Partililer ya da Ülkücüler Yapsaydı Ortalığı Toza Dumana Bulardınız!

Cizre’de ergen Kürt gençlerinin “süreç öyle değil, böyle sabote edilir!” yollu kovboyculuklarına sesiniz çıkmadı. Ama Lice’ye hemen atladınız. Atlarsınız tabii, size ölüm ve kan lazım. Hükümeti sıkıştırmaya yarayacaksa “birkaç yumurta kırılmadan omlet olmaz!” politikasına yattınız hemen.

Lice’de yaşanan cinayetleri hepimiz üzüntüyle ve yüreğimiz ağzımızda izledik. Katiller bulunsun ve cezalandırılsın, ancak köylüleri serhildana çağıran karakolları molotoflu-taşlı ablukaya aldıran PKK-KCK uyanıklığı da lanetlensin. Bir protesto da uyuşturucu baronlarına isteriz; vaktiniz olursa tabii.

İçinde faşist ya da diktatör kelimesinin geçmediği iki cümle kurun bir zahmet. Bir de şu oryantalist sol jargonu bırakın artık.

Gezinin sosyolojisini burnumuzun dibine kadar soktunuz, iyi güzel de, siz de biraz AKP ve tabanına dair sosyolojilere çalışın. Orada ne var biliyor musunuz? Sandık ve demokrasi.

Taksimden binlerce Jan Dark ve binlerce Spartaküs geçirmiş gibi bir haliniz var. Ama AKP sosyolojisi sizi ilk seçimde yine sandığa gömecek, haberiniz olsun. Çok istiyorsanız AKP bir de Kemalist ve Terörist Sol açılımı yapsın ama artık şu yeniden celp altına alınan DHKP-C‘nin malzemesi olmayın artık.

Bir de BDP’nin Taksim’de ne işi var? Onu da yazın bari. Gerçi Sırrı Süreyya’ya her yer Taksim onu anladık da, gerisini anlamadık. Karşı devrimi oyun kuruculardan almak ve meydanı Kemalistlere bırakmamak için mi oradaydılar.

Sabaha kadar yazıp alt alta sıralayabiliriz ancak işin doğrusu şu: Artık deniz bitti ve kara göründü…

31 Mayıs Karşı devrimini planlayanlar ve uygulayanlar “Yanlış Teli Kestiler!”

Post Views: 4

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir