BALKAR SELÇUK
Uzunyaylalı’nın birisi askere gitmiş. Sormuşlar,
– “Sen ne olmak istersin, elinden ne gelir?” diye.
– “Valla köyümde çiftçiydim ama mümkünse Albay olsun!” demiş.
Taksim Platformu’nun Bülent Arınç görüşmesinden sonra medya karşısında okuduğu şartlar bana bu anekdotu hatırlattı.
Yol yapmayın,
Köprü yapmayın,
Havaalanı hiç yapmayın,…
Maximalist istekler sadece Türkiye’deki çevreci ve solcu gruplara has bir şey mi, yoksa dünyadaki tüm çevreci ve sol gruplar böylemidir, bilemiyorum.
Bence amaçlarına ulaşmak için hedef küçültmelerinde fayda var. Yoksa bir hafta Taksim’de eylem koydular diye hükümeti dize getirmiş devrimci pozlarıyla masaya otursalar da masadan elleri boş kalkmaları olasıdır.
Ya da işi hepten başa sardırıp, “Türkler Orta Asya’ya geri dönsün!” falan deseler daha inandırıcı olacaklar. Başka türlü yol yapmayın, köprü yapmayın, havaalanı hiç yapmayın diye bildiri okuyup bir de üstüne hazır toplanmışken Başbakan’da istifasını versin demek alenen saçmalamaktır.
Her neyse…
Türkiye’de devlet aklını ve Türk demokrasisinin elastikiyetini test eden bu Taksim-Gezi olayları son kertede çok bileşenli ve aralarında hedef birliği olmayan bir kitleye sahip olsa da, ortada merkez-çevre ilişkisinde ciddi tıkanıklıklar olduğunu gösteren çok fazla done mevcuttur.
Dolayısı ile önümüzdeki dönemde Türkiye’nin bu aşırı merkeziyetçi yapısının ademi merkeziyetçi bir yapıya doğru evrilmesi ve bu bağlamda yeni anayasanın önemi bir kez daha ortaya çıkmaktadır.
Söz Konusu Türkiye İse Komplo Teorisiz Olmaz Bu İş…
Ama analitik düşünmekte fayda var. Devletin despotizmi ve AKP’nin üçüncü dönemdeki şu hali son 80 yıldır devam eden merkeziyetçi yapıyı tasfiye etmeyen duruşu nedeniyle Başbakan’ın mutlakiyetçi duruşunu sağlamlaştırsa da çay ve bisküvi reklamında bile yerel şivelerin kullanıldığı bu ülkede İstanbulluların yaşadıkları şehre müdahale edememeleri kendiliğinden bir gerilim yaratmaktadır.
Onun için Taksim-Gezi olaylarını asıl başlatan etkenin merkeziyetçi devleti tasfiye edecek ya da en azından çevreye daha çok haklar ve yükümlülükler verecek olan anayasanın hazırlanmamış olmasıdır. Şu halde meclisteki partiler yeni dönemin anayasasını oluşturmak ve merkezin yükünü dağıtmak zorundadırlar.
Eğitimin, güvenliğin, sağlığın ve ekonominin özelleştiği ve devletin değil devlet dışı yapıların denetimine girdiği bu çağda İstanbul’un imarı konusundaki hükümet tekeli sorun yaratmaktadır. Ne var ki Türk devleti ne kadar despot ise Türk halkıda o kadar despottur. Bunu unutmayalım. Bu karşılıklı bir etkileşimdir ve demokrasi devletten halkı koruduğu kadar halktan da halkı korumalıdır.
Öte yandan söz konusu Türkiye ise ve aynı anda 49 ilde eylem olduysa bunun toplumsal sosyolojik boyutları kadar uluslararası boyutları da olmalıdır.
Dolayısıyla uluslararası alanda yaşanan hareketlenmelerin röntgeninin çekilmesi de yerinde olacaktır.
Yine de çözüm despotik eğilimleri olan hükümet ile despotik potansiyeli olan halkın hedef küçültmesi, beklentilerini minimize etmesi ve kendisini frenlemesiyle mümkün olacaktır.
Çözüm iki taraflı olacaktır…
Ve zaman alacaktır.
Post Views: 3
