KUŞHA FARUK ÖZDEN
Baharla birlikte AK Parti Hükümeti tarafından başlatılan barış süreci bir anda umut ve güvenli gelecek ortamı yarattı. Çok önceden başlayan İmralı görüşmeleri somuta dönüşürken, ulaşılması veya gidilmesi arkada birçok soru işareti bırakan Kandil ziyaretleri olağan hale geldi. Akil Adamlardan oluşan heyetler bölgeleri gezerek halkla barışı konuşuyor.
Kendi varlık sebebini hükümeti karalamaya endeksleyen muhalefet ise şaşkın ördek misali ortada kalmıştır. “Yapılan barış değil, teslimiyettir” diye bağırtılarını kendi taraftarları dahi dikkate almamaktadır. Yapılan kamuoyu yoklamaları büyük çoğunluğun barış istediğini gösteriyor.
Barış ile birlikte demokratikleşme adımları da ardı ardına gelecektir. İkinci aşamada yeni anayasanın gelmesi vesayet sisteminin de sonu gelecektir. Bir türlü dikiş tutmayan ulus devlet modeli tarihin çöplüğünü boylayacaktır. O zaman ulus devletin payandası olan devşirilmiş Çerkeslerin tavrının ne olacağını merak ediyorum. Acaba Ulusalcılıktan Neo-faşizme mi evrilecekler; yoksa demokratlaşacaklar mı? Dilerim demokratlaşırlar.
Barış sürecinin başlaması ile genç cenazelerinin kesilmesi yepyeni umutlar da beraberinde getirdi. İnsanların yüzündeki acı ve gözlerdeki şaşkınlığın yerini mahzun gülümsemeler aldı. Kamuoyu yoklamalarında barışa inananların oranı gün geçtikçe artıyor.
Barışı halka anlatmaya çalışan “Akil İnsanlara” saldırmayı muhalefet yapmak sayan bir gurup zıp çıktıya da bazı medya kuruluşları dışında prim veren yok.
Mevcut AK Parti hükümetini sevmeyebilirsiniz, sizi kimse sevmeye zorlayamaz. Ama aklı başında bir kimse de barışa karşı çıkmayı savunmaz. Zaten karşı çıkanlar da PKK’nın art niyetinden BOP‘a kadar bir sürü bahane üretmektedir.
***
Son günlerde Çerkes Halkı adına da güzel şeylerde oluyor. Yüzlerce Çerkesin Suriye iç savaşından kurtarılarak Nizip kampına yerleştirilmesini “Çerkeslerin Türkiyelileştirilmesi Politikalarının bir sonucu” olarak değerlendirenlere, “Haydi öyleyse Ahlat Çerkes Mitingine!” dediğimiz zaman da, “O mitingi ÇHİ düzenliyor, vardır onda da bir art niyet” diyeceklerinden şüpheniz olmasın.
Sağolasın Balkar Selçuk!
Ahlat Çerkesleri’nden senin sayende haberimiz oldu.
12 Mayıs’ta yapacakları mitingle Çerkes kalma iradelerini somutlayacak olan Ahlat Çerkesleri’ni de şimdiden candan bir şekilde kutluyorum. Tüm yüreğimle onların yanındayım.
Bu arada Reyhanlı Çerkes Derneği Başkanı Sayın Pihava Uğur’a da küçük bir mesajım var: Sayın Pihava, özellikle sizlerin Ahlat Çerkes Mitingi’ne katılmanızı bekliyorum. Amaç ÇERKES kalma mücadelesi ise hodri meydan! 15 Nisan’da Fethiye Çerkes Festivali’nde idiniz. Reyhanlı Fethiye arası 958 km imiş. Ahlat Reyhanlı arası ise 778 km. Yani Ahlat size 180 km daha yakın. Ha, “ÇHİ ve DÇDK ile takıştım” diyorsan ben size kontur garanti veriyorum, başta Balkar Selçuk olmak üzere orada olacak arkadaşlar sizi yürekten karşılayacaklardır. Biliyorum ki Ahlat Çerkes Mitingi’ne katılacakların önceliği Çerkes kalabilme mücadelesidir. Evet, Ahlat’ın Fethiye gibi deniz ve kumsalları yok ama ora Çerkesleri’nin insanları ısıtan kocaman yürekleri var.
***
Biraz da Dışişleri Bakanı Sayın Davutoğlu’nun Suriyeli Çerkeslerle yaptığı toplantıdan söz etmek isterim.
Suriyeli Çerkesler’in bir kısmı yaşamlarında ikinci defa evlerini kaybetme felaketi yaşıyorlar. 1967 Arap-İsrail Savaşında evlerini Golan’da bırakanlar aynı felaketleri şimdi tekrar yaşıyor.
Bizim çocukluğumuzda Uzunyayla’da bir darb-ı mesel anlatılırdı. Adamın birinin, “Baban açlıktan öldü” diyenlere, “Yiyecek buldu da yemedi mi?” diye cevap verdiği söylenirdi.
Çerkeslerin Suriye’deki savaştan kurtarılıp Türkiye’deki kamplara yerleştirilmesini onların “Türkiyelileştirilmesi” olarak gören aklı kıt bazılarına yukarıda aktardığım darb-ı mesel iyi bir cevaptır tabii anlarlarsa.
Eğer ki Türkiye Dışişleri Bakanı seni muhatap alıp derdini dinliyorsa ve her kim bu organizasyonu düzenlediyse takdirle karşılamak gerekir.
Birileri hala 450. yıl hikâyeleri okuyor. Çerkeslerle Rus Çarlığı arasında 450 yıl önceye dayanan ittifak masallarına en güzel cevabı, Suriyeli Çerkeslerin Anavatana dönüş için kendilerine kolaylık sağlanması talebi üzerine Duma alt komisyonunu verdi: “Çerkesler Çarlık yönetimini kabul etmediler ve kendi istekleri ile Osmanlı topraklarına göçtüler”.
Duma bunu söylerken öbür taraftan, “Çerkesler 450 yıl önce Çarlık yönetimini kabul ettiler” demek tam da “bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?” sorusunun sorulmasını gerektiren duruma örnektir. Sanki Suriyeli Çerkesler monotonluktan sıkıldılar da, “Birazda Türkiye’ye gidelim, kamplarda değişiklik yaşarız, macera olsun” diyerek buralara geldiler.
– El insaf! el insaf!
Diyecek başka şey bulamıyorum.
Post Views: 27
