MUSTAFA SAADET
Suriye’deki iç savaş nedeniyle insanların yaşadığı dram içler acısıdır. Zor durumda kalan ve Suriye’yi terk edip komşu ülkelere sığınanların sayısı her geçen gün artmakta, bu üzücü durumda olan insanların içinde maalesef Çerkes soydaşlarımız da bulunmaktadır.
Zorda kalan insanlara yardım etmek şüphesiz çok ulvi bir insanlık görevidir. Bu görevi yerine getirmeye çalışan kuruluşlarımız ve insanlarımız ellerinden gelen gayreti esirgememektedir. En geniş kapsamlı yardımı, olayların başlaması üzerine yardımsever hemşerilerimizin oluşturduğu Dünya Çerkesleri Dayanışma Komitesi (D.Ç.D.K.) yapmıştır. Öyle ki DÇDK bünyesinde çalışan arkadaşlarımızın sağlıkları yoğun çalışmaya dayanamamış ve sağlıkları ciddi derecelerde bozulmuştur. Bu gönüllü kuruluşumuz, gece gündüz demeden çalışmış, birçok kişinin Suriye’den çıkmasına yardımcı olmuş ve en son 200’e yakın hemşerimizin Türkiye‘ye gelmesini sağlamıştır. Diğer kuruluşlar da ellerinden geldiği kadar sürece katkıda bulunmuşlardır.
Ancak, toplu göçler hem gidilen ülke için ve göç edenler için çeşitli problemler getirmektedir. En önemli sorun ekonomik sorundur. Sorunun gönüllü yardımlarıyla çözülmesi mümkün olamamaktadır. Türkiye’deki Çerkeslerin maddi durumları ise malumdur. Bırakın gönüllülük esası ile bu işin çözülmesini, göç kabul eden ülkelerin dahi ekonomileri etkilenmektedir. 200 bin göçmenin Türkiye’ye faturası 1 milyar Dolara yaklaşmış olup, artık dünyadaki yardım kuruluşlarının katkısı talep edilir hale gelinmiştir. Türkiye’de bu gelenlerin istihdamını sağlayacak kapasite yoktur. Bir kere kendisinin 3 milyona yakın işsiz vatandaşı vardır.
Nitekim KAFFED pes ederek, ev temini konusunda yardım edemeyeceğini açıklamıştır.
Olayın başka boyutları da vardır. Bir yeri terk ettiğin zaman lehte bazı tesadüfi gelişmeler olmadığı sürece geri dönmek mümkün değildir. Tarihte bunun örnekleri vardır. Biz 150 senedir dönemiyoruz. Ama yakın zaman önce Bulgaristan’dan Todor Jivkov yönetiminden kaçan 500.000 civarındaki Türk göçmen, Bulgaristan’daki rejimin değişmesi ve ülkedeki tarım sektörünün çökmesi sonucunda geriye çağrılmışlardır. Bulgaristan’ın Avrupa Birliği’ne girmesi ile de gönüllü geri dönüş başlamıştır.
Aynı şekilde, Irak’tan Saddam’ın saldırılarından kaçıp Türkiye’ye sığınan 400 bin civarındaki Kürt göçmen, 38. paralelin kuzeyine Irak güçlerinin geçişinin yasaklanması ve Kuzey Irak Kürt yönetiminin isteği ile geriye dönebilmişlerdir.
Yani, geriye dönüşler tamamen tesadüflere ve karşı tarafın insafına kalmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti bu tecrübeleri yaşamıştır. Nitekim Bosna-Hersek iç savaşında Boşnak Lider Aliya İzzet Begoviç, Başbakan Demirel’den Boşnak’ların Türkiye’ye göç ettirilmesini talep ettiğinde, tecrübeli Başbakan, “Topraklarınızı terk ederseniz sonra bir hak iddiasında bulunamazsınız” diyerek Begoviç’i yönlendirmiş, neticede Boşnaklar zayiat vermiş fakat topraklarını terk etmemiştir. Bugün ise yönetimde pay sahibidirler.
Aynı yöntemi bugün Suriyeli Türkmenler uygulamakta ve topraklarını terk etmemektedir.
Çerkesler ise bu tarihi olaylardan ders çıkartmamaktadır. Rüzgarda savrulan kuru yaprak gibi oradan oraya savrulup duruyoruz. Eski Kafkas, Balkan göçlerini bir tarafa bırakalım; Manyas ve civarındaki 13 köyün göç ettirilmesine dahi bir yazarımız dışında kimse ses çıkartmamıştı.
Suriyeli Çerkesler uzun müddet Kuneytra’da ve Halep’in kuzeyinde toplu bir halde yaşamışlardır. Birliktelik sağlayıp siyasette çok etkin olamasalar da Suriye’de bir Çerkes toplumunun yaşadığını dünyaya duyuracak bir güce sahip olabilirlerdi. Demek ki onlar da bizim gibi 100 yılı geçkin bir süre şahıs ve köy ayrımcılığı yapmış, bol bol çalıp oynamışlar.
Yaşanan trajediye üzülmemek mümkün değildir. Elden gelen yardımın yapılacağı hususunda tereddüt yoktur. Ancak, böyle bir felaket karşısında valizini kapıp münferiden bulunduğu yeri terk etmek de çare değildir. Lafa gelince şu atasözümüzle gurur duyup övünüyoruz : “YE WIL’IN, YE WIL’EN “
Ben çok iyi hatırlıyorum; çocukluğumun geçtiği bölgede, köylerimizin bir araya gelip kaynaşması için çaba harcanmadığı gibi, her köy diğerlerini rakip görür, her düğünün sonunda sen/ben kavgası yapılıp dağılınırdı.
Taş yerinde ağırdır. Sığındığın hiçbir yerde 1. sınıf vatandaş muamelesi göremezsin
Tarihi olaylardan bugüne kadar ders almadık.
Siyaset sahnesinde yer almadık. Akil İnsanlar seçiminde bir tek Çerkes’in bulunmaması ibret verici değil mi?
Alevi Başkan İzzettin Doğan listede yer alırken, seçilmiş ve tescilli en üst kuruluşumuz KAFFED başkanının Akil İnsanlar listesinde 5-6 milyonluk bir toplumu temsilen yer alması gerekmez miydi?
İstanbul’da ÇER-FED adı altında yeni bir federasyon kurulacağı duyumları üzerine alelacele ismini “Çerkes Dernekleri Federasyonu” olarak değiştirmek için olağanüstü genel kurula soyunarak rol çalan KAFFED, başkanının Akil İnsanlar listesinde yer alması için çaba harcasaydı hepimiz daha çok alkışlamaz mıydık?
Post Views: 5
